Cuma , 24 Kasım 2017

Giriş » Analiz » Yükselen Afrika’nın Prangası: Boko Haram

Yükselen Afrika’nın Prangası: Boko Haram

10 Temmuz 2014 Kategori: Analiz A+ / A-

Afrikalı Müslümanlar ve Terör

İslam Dünyasında çeyrek asırdır varlık gösteren ve adı Müslümanlıkla anılan pek çok terör örgütü ortaya çıktı. Ortaya çıkış sebepleri, faaliyet alanları vb. konular çok tartışıldı. Kimi toptancı bir yaklaşımla soruna İslamın bizatihi kaynaklık ettiğini iddia etti. Kimileri de sosyal sorunlar, çaresizlik ve dünyaya egemen azınlığa başka bir azınlığın isyanı olarak yaklaştı. Meseleyi kurulu düzenin sürdürülmesi adına geliştirilen politikalara yan destek arayan güçlerin organizasyonu olduğunu savunan görüşler de ortaya atıldı. Bu analizde bu konuda son zamanlarda ortaya çıkan ve Nijerya başta olmak üzere çeşitli Afrika ülkelerini tehdit eden Boko Haram üzerinden bakarak bir değerlendirme yapılacaktır.

2000’li yıllarda siyasi alanda önlerinin tıkandığına inanan Cezayir’deki rejim karşıtlarından bir gurubun oluşturduğu Mağrip el-Kaidesi (AQMI) tüm bölgeyi etkileyen acımasız saldırılarıyla o güne kadar tanınmayan yeni bir mücadele alanı açtı. Somali’de İslam mahkemelerinin uluslararası güçlerin katkısı ile etkisiz kılınmasıyla ortaya çıkan küçük ama terörü temel alan eş-Şebab örgütü ise Afrika kıtasının tanıdığı ikinci büyük terör örgütü oldu. Nijerya’da “Cihat ve Davet İçin Ehl-i Sünnet Cemaati” adıyla kendini tarif etse de Boko Haram olarak tanınan şiddet yanlısı üçüncü oluşum ise bugün gündemi işgal etmektedir. Nitekim bu sonuncu örgüt bugün aynı inancı paylaştıkları insanların hayatlarını çekilmez hale getirmiştir. Kıtada, Müslümanların bulunduğu her yerin bu tür radikalleştirilmiş oluşumlarla anılması; Kıta Müslümanlarının değil kendi halindeki geleneksel yaşantılarını koruyup geliştirmeleri bilakis onları her gün daha da kötüye sevk etmektedir.

Bu oluşumların ortaya çıkmasında iç dinamiklerin etkisi yadsınamaz ama genelde bu tür yapılanmaların ardında güçlü devletlerin gizemli tahrik edici güçleri, hatta el altından desteklemeleri gibi komplo teorileri de ileri sürülür. Tartışmaya değer bu algı bir yana, onları içinde bulundukları dar çevrelerinden ülkelerinin sınırlarını aşarak tüm dünyada tanınmalarında uluslararası medyanın bilinçli, ya da bilinçsiz, acemi muhabirleri eliyle dolaştırdığı haberlerin etkisi de azımsanmayacak önemi haizdir. Nefret uyandıran faaliyetlerinin medyada yaygın ilgi bulması onları şiddete daha da itmektedir. Bu durumda mahallinde benzeri binlerce hadise gibi unutulabilecek olayların ısrarla gündemde tutulmasının sebepleri de ayrı bir analizi gerektirmektedir.

Müslüman toplumların içinden çıkan bu iflah olmaz örgütlerin maalesef olduklarının çok daha üzerinde kapasiteleri varmış gibi sunulmaları rastlantı olamayacağı gibi, gazetecilik refleksi ile de izah edilemez. Afganistan’daki Taliban, Irak-Suriye hattındaki IŞİD ile tüm coğrafyalarda az veya çok etkin el-Kaide dışında Afrika’ya mahsus yukarıda zikredilen üç yapı sadece iç dinamiklerin ürünü sıradan birer oluşum olamayacakları şeklinde değerlendirilmektedir. Bunlar, sebep oldukları veya bizzat yaptıkları terör eylemleri ile karşı olduklarından ziyade kendi toplumlarına ve topyekûn  Müslüman toplumlara zarar vermektedirler. Oysa İslam’da iman “başkasına zarar vermeme” felsefesi üzerine bina edilmiştir. Öyleyse bu gurupların kime hizmet ettikleri tartışılması gereken en önemli konular arasındadır.  Sömürgecilik döneminde bile kendi kabuklarına çekilip varlıklarını sürdürebilen Afrikalı Müslüman topluluklar bugün bambaşka bir tehdit ile karşı karşıyadırlar. Burada önemli olan belli bir müddet sonra tamamen kaybolacakları veya yerlerini başkalarının alacağı bu oluşumların akıbeti değildir; bizzat bunların üzerinden sindirilen Müslümanların temel varlık sebeplerinden biri olan “cemaat ruhu”nu yitirecek olmalarıdır.

Boko Haram Bir Fikir Hareketi mi Bir Terör Örgütü mü?

Nijerya’nın kuzeydoğu ucunda 2002 yılında “Cihat ve Davet için Ehl-i Sünnet Cemaati” adıyla Muhammed Yusuf tarafından kurulduğu kabul edilen bu örgüt, İslami geleneği en köklü olan Bornu eyaletinde Boko Haram adıyla meşhur oldu. 20. Yüzyılın başında başlayan ve tüm acımasızlığı ile İngiliz-Fransız sömürgeciliğinin ortalığı kasıp kavurduğu noktada yer alan bu bölgede özellikle misyonerler yaygın eğitim faaliyetleri yapmaktaydılar. Batı tarzı eğitime bölgenin gelenekçi Müslümanlarınca geliştirilen tepkiler sırasında, modern batı eğitiminin haram olduğu anlamına gelen Boko Haram terimi ve bunu savunanlarca da Boko Haram grubu ortaya çıkmıştır. Bu gurubun önderi Muhammed Yusuf, Selefî çizgideki fikirleri ile yaklaşık yedi yıl Büyük Sahra’da çevresindeki diğer benzeri oluşumlar gibi müntesiplerini Hz. Peygamber dönemine özendiren konuşmalar yaparak vaktini geçirdi. Aşırı taşkınlıklar yapıp dikkatleri üzerine çekecek kadar aktif biri değildi. Kendi halinde kalsa bir süre sonra o da tabii değişimin sonuçlarına razı olacaktı.

Tarih boyunca ehl-i kitap diye adlandırılan bütün semavi din mensupları bir arada yaşama becerisi gösterirken, maalesef modern dünya oluşturulurken onların tabii kimlikleri de birer sınır olarak çizildi ve çatışmalara süreklilik kazandırıldı. Kimi yerde farklı dinler, kimi yerlerde de aynı dinin farklı mezhepleri arasında çatışma alanları yaratıldı.  1990’lı yılların sonunda Nijerya’da 36 eyaletten 19’unda şeriat ilan edildi. Bu süreçte Müslüman ve Hıristiyan topluluklar arasında yaşanan gerginliklerde iki taraftan da yüzlerce insan hayatını kaybetti. Ama yaşananlar önceden planlanmış örgütlü yapıların eylemlerinden ziyade tarafların “beyinlerinde yaratılan sınırların” korunması refleksine dayanan anlık taşkınlıkların eseri gibiydi. O şartlarda bile Nijerya’daki yoğun Müslüman nüfusa rağmen böylesine bir örgüt ortaya çıkmamıştı. Fakat ülkede, özelliklede Bornu ve çevresindeki gelişmişlik düzeyi diğer bölgelere göre çok düşüktü. Artan genç nüfusa bir türlü gerekli eğitim, sağlık, iletişim ve özellikle geçimlerini sağlayacak iş imkânlar oluşturulamadı ve oluşabilecek basit bir hareketin potansiyel temeli hazırlandı.  

Geleneksel saygı ve itaat kültürünün güçlü olduğu Çad Gölü havzasındaki Müslüman toplumların kendine has yapıları buna alet edildi. Ama bilhassa Ortadoğu’da gittikçe yükselen Selefi söylemler, Afrika’da adeta tecrit edilmiş vaziyetteki bu toplumlar için bir kurtuluş yolu olarak takdim edildi. Aslında selefi anlayışın benimsenmesinin pratik yararları da oluyordu. Selefiliği destekleyen güçler bu guruplara maddi destek sağlıyorlardı. Yani Selefilik bir geçim kapısıydı. Ayrıca, İslam Peygamberinin ve ashabının örnek yaşantısının vurgulanan fikirleri genç beyinlerde sempatik bir alan oluşturuyordu. ABD de eski kutuplu dünyada Sovyet yayılmacılığına karşı bu tür hareketlerin yaygınlaşmasını her zaman destekliyordu. Nitekim Afrikalı ve özellikle Nijeryalı Müslüman gençler gelişen dünyanın imkanları ile donatılmak yerine kendi geleneksel çevrelerinden bile tecrit edilen bir akımın içine çekildiler.

21. Yüzyılın başında bile geleneklerinden kopmaya başlayan gençlere, özenilecek örnek hayat tarzını anlatacak kişiler ise eğitim yoksunuydu veya yeni nesli ikna edecek bilgilerden uzaktaydılar. Düşünce ve fikirleri doğrudan dinin ana kaynaklarına dayanmadığı ve ihtiyaca göre yorumlanamadığı için Modern Afrika toplumlarının içinde bulundukları sıkıntılara cevap veremiyorlardı. Buna rağmen, Muhammed Yusuf da kapıldığı bu düşüncelerin aşırı derecede tesirine bırakmamıştı kendini. Gelenekçi yanı ağır basıyordu ve tepkileri daha ılımlıydı. Ama etrafında toplanan gençlerden özellikle Ebubekir Şeyhu (Abakar Shekau) bu oluşum içinde aşırılığa kaçan fikirleri ile kurucudan sonra en etkin ismi oldu. O, frenlenemeyecek bir kişiliğe sahipti. Zaten Muhammed Yusuf’u ılımlı bir kişilik sahibi olması dolayısıyla daha hayattayken tenkit etmekten de geri durmuyordu ve onun bu tavrı genç nesillerde heyecan yaratmıştı. Ancak Ebubekir Şeyhu’nun geçmişi, harekatın içinde nasıl ikinci adam olduğu ve ilişkileri hala kafalarda soru işaretleri oluşturmaktadır.

Nijerya Devleti, bölgede gittikçe etkinliği artan İslami oluşumlara karşı sert yöntemler kullanmaya başlamıştı. 2009 yılı Ağustos ayında bir kontrol noktasında bu topluluğa mensup olanlarla güvenlik güçleri arasında çıkan ve çok sayıda kişinin yaralandığı silahlı çatışma bu oluşumu bir anda hedef haline getirdi. Kurucusu Muhammed Yusuf’un canlı olarak ele geçirilmesi ve birkaç saat süren sorgulaması sırasında öldürülmesi ile son beş yıldır süren ölümcül olayların fitili yeniden ateşlenmiş oldu. Nitekim bu tarihten sonra hareketin lideri olan Ebubekir Şeyhu, içindeki acımasız kişiliği ile asker ve polis noktalarını hedef almaya başladı. Yeni lideri ile örgüt kısa sürede ihtiyaç duyduğu silahları elde edebildi; saldırdıkları bankaların kasalarını boşaltarak maddi imkanlara kavuştu. Ayrıca bu hareketin, Bornu eyaleti ile çevresindeki etkin siyasi ve nüfuz sahibi kimseler arasındaki rekabetten de beslenerek önemi bir güce dönüştüğü anlaşılmaktadır. Örgütün, Nijerya’nın ve Kamerun’un kuzeyinde gerek misyoner gerek turist olsun dolaşan tüm Avrupalıları -son zamanlarda Çinliler de dahil- rehin alarak bunları serbest bırakma karşılığında ciddi miktarlarda paralar aldığı da dolaşan rivayetler arasındadır. Tabii olarak bu süreçte, aracı devletler, fidyeyi verenler vs. bir şekilde örgütün devamına da imkan sağlamış olmaktadırlar.

Bölgede (Bornu ve çevresinde) şer’î kurallara dayalı bir devlet kurma olduğu iddiasıyla en şiddetli ve ölümcül eylemleri gerçekleştirebilen Ebubekir Şeyhu, önünde en büyük engel olarak Batılıları ve onlara özenen herkesi görmektedir. Ülkesindeki yöneticilerin yolsuzluk ve rüşvetle içiçe olduklarını iddia ederek onlarla her ne pahasına olursa olsun çarpışmaktan geri durmayacağını söylemektedir. Özellikle Hıristiyanları hedef alsa da Müslümanların köylerine ve kasabalarına da saldırıp oraları yakıp yıkarak her tarafa korku salmakta, böylece yaydığı korku ile kimsenin asker ve polisle birlikte hareket etmelerine imkan vermemektedir. Kiliselere, camilere, Kur’ân kurslarına, okullara, karakollara, devlet dairelerine, otobüs terminallerine ve pazar yerlerine gözünü kırpmadan saldırmaktadır. Yaptığı şiddet eylemlerinden beslenmekte ve gün geçtikçe daha da radikalleşmektedir. Öyle ki geçmişte kendisiyle beraber hareket eden Ensar (Ansaru) grubu bile uygulanan şiddetten rahatsız olup ondan ayrılmıştır. Nijerya hükümetinin aldığı tüm önlemler Ebubekir Şeyhu’yu durdurmaktan ziyade daha fazla ölümcül ve de sıklıkla saldırılarda bulunmasına sebep olmaktadır.

2013 yılında Ebubekir Şeyhu’nun, askerlerin bir saldırısında öldürüldüğü haberleri yayılmıştır. Fakat bu rivayet doğru çıkmamıştır. 14 Nisan 2014 günü kaçırdığı 230 kız öğrenciyi bunca teknolojik imkânlara rağmen iki ay nerede tuttuğu bir türlü anlaşılamamıştır. Son beş yılda Nijerya asker ve polislerinin, sıradan masum insanların Boko Haram’n saldırılarıyla öldürülmeleri karşısında fazla tepki göstermeyen uluslararası toplum bu son olayda birden harekete geçti. 17 Mayıs 2014 günü Paris’te Nijerya, Nijer, Kamerun ve Çad olmak üzere dördü göl bölgesinden, ayrıca ABD ve ev sahibi Fransa olmak üzere altı ülke Boko Haram’a karşı ortak mücadele kararı aldılar. Bu süreçte en hızlı hareket eden ABD oldu ve kız öğrencilerin bulunması maksadıyla Çad’a 80 askerden oluşan bir birlik yolladı ve bölgeye insansız hava araçları yerleştirdi. Bugün Nijerya’dan sonra Kamerun’a sıçrayan Boko Haram tehdidi ilk defa Çad’ı da açık hedef haline getirdi. Örgüt Ramazan ayında Bornu eyaletinin merkezi Mayduguri’yi ele geçirip tüm ibadetleri bu şehirde ifa edeceklerini duyurmuştu. Ancak Ramazan ayı geldi ve Boko Haram’ın bu şehre saldırısı gerçekleşmedi. Ya da her an tetikte beklemeye devam etmektedirler, fırsatını bulunca belki de tarihin en acımasız saldırılarından birine girişeceklerdir. Zaten saldırı haberi bile binlerce Nijeryalı Müslüman’ın Mayduguri ve çevresini terk edip kırsal kesime gitmesine sebep oldu. Hatta şimdiden Çad’a iki bin kadar mültecinin yerleştiği söylenmektedir.          

2013 yılında, Afrika’da ekonomik bakımdan birinci büyük güç olma özelliğini elinde tutan Güney Afrika’nın yerini Nijerya almıştır. Çevresindeki ülkelere göre yerli üretim ile birçok ihtiyacını yerinden karşılayabilmektedir. Önemli petrol gelirleri yanısıra genel olarak kıtanın en güçlü devleti olduğunun anlaşıldığı bu günlerde Boko Haram’ın şiddet içerikli saldırılarını arttırması yeni soruları beraberinde getirmektedir. Bu hareketin başlangıçta olsa bile bugün artık İslami söylemlerinin hiçbir anlamının kalmadığı, bölgeye Afganistan, Somali, Irak, Libya, Mali gibi ülkelerdeki yabancı güçlerin yerleşmesi için gereken alt yapıyı hazırladığı ve Müslümanları içinden çıkamayacakları bir sürecin içine çekmiş olduğu anlaşılmaktadır. ABD’nin bu vesile ile ilk defa Çad’a yerleşmesi bunun en belirgin göstergesi değil midir?

Robert Fisk Ne Demek İstiyor?

Bu analiz hazırlandığı sırada yeniden yayın hayatına başlayan NTV Tarih Dergisi’nde ünlü gazeteci, analist ve Ortadoğu uzmanı Robert Fisk ile yapılan bir röportaj yayımlandı (Temmuz 2014, Sayı 2). Onun nakledeceğimiz ifadelerinin yukarıdaki analiz ile ilişkisinin kurulup kurulmaması okuyucuya aittir. Ama bir şekilde bizim çoğu kere komplo veya kurmaca diye ifade ettiğimiz yargıları açık yüreklilikle ifade etmesi bu analizin  onun fikirleri ile paralel okunması zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

Robert Fisk mezkûr mülakatta Ortadoğu ülkelerini tanımlarken şöyle diyor:

“Ortadoğu ülkeleri doğaları gereği Batı ve Rus gücüne bağlı. Çünkü zayıflar, zayıf olmaları gerekiyor. Onları zayıf olarak biz kurduk. Amaç da talimatlarımızı takip ederek çıkarlarımıza uygun hareket etmelerini sağlamaktı…” Ortadoğu’daki Rus-Batı rekabetini anlatırken de “Rusların artan şekilde  Batının Ortadoğu politikaları konusunda hayal kırıklığına uğradığını gördük. Önce Batı tarafından kandırılmış gibi gözükerek Kaddafi güçlerinin Libya’da  bombalanmasına  sessiz bir onay verdiler. Ardından da Suriye’de Batı’ya karşı Beşar Esad’ı desteklemeye karar verdiler.” diyen Fisk, ilginç tespitlerini şöyle sürdürmektedir: “Ama bütün sömürge düzeni ve onun  yol açtığı çürüme Irak’taki mevcut savaşta net gözüküyor. Burada da silahlı İslami güçler, iki devleti devirmeye çalışıyor. Suriye ve Irak. Irak hükümetini korumak için askeri yöntemler kullanmaya hazırlanırken Suriye hükümetini devirmeye çalışan isyancıları hala destekliyoruz. İki ülkedeki isyancılar aynı örgütten olsa bile..”

Bu ifadelerin içine Afrika’yı ve Boko Haramı yerleştirdiğimizde nasıl bir manzara ortaya çıkar?

Yükselen Afrika’nın Prangası: Boko Haram Reviewed by on . Afrikalı Müslümanlar ve Terör İslam Dünyasında çeyrek asırdır varlık gösteren ve adı Müslümanlıkla anılan pek çok terör örgütü ortaya çıktı. Ortaya çıkış sebepl Afrikalı Müslümanlar ve Terör İslam Dünyasında çeyrek asırdır varlık gösteren ve adı Müslümanlıkla anılan pek çok terör örgütü ortaya çıktı. Ortaya çıkış sebepl Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: