Cuma , 24 Kasım 2017

Giriş » Belge-Tarih » Ulusal Bağımsızlık Mücadelesinden Bireysel Özgürlüklere Mısır Anayasaları

Ulusal Bağımsızlık Mücadelesinden Bireysel Özgürlüklere Mısır Anayasaları

5 Şubat 2013 Kategori: Belge-Tarih, Yorum A+ / A-

İslam ülkelerinde Anayasal hareketler özellikle XIX. ve XX. yüzyılda batılı ülkelerin sömürge idaresinden kurtulma mücadeleleri esnasında ortaya çıkmıştır. Batılı güçlerin sömürgesi olmamış Türkiye, İran ve Afganistan gibi ülkelerde ise önce meşruti sonra da  demokratik sisteme geçme konusunda girişimler başlatılmıştır. Bu ülkelerde anayasal talepler ve düzenlemeler özgürlük ve bağımsızlık ortamında gerçekleşmekle birlikte, batılı ülkelerin dolaylı etkileri olmuştur.

İslam dünyası batının Rönesans ve Reform hareketleriyle başlattığı değişim ve dönüşümden sonra, 1789 Fransız İhtilaliyle dünyaya yaydığı “yeni rejim”in tesirinde kalarak kendilerinin siyasal ve ekonomik yapılarını yeniden düzenleme ihtiyacını hissetmiştir. Sanayi devrimiyle birlikte batılı ülkelerin medeniyet yarışında ileri geçmeleri  ve İslam ülkelerinde sömürge yönetimleri kurmaları karşısında, bu ihtiyaç daha da hızlanmıştır. Özellikle XIX. yüzyılda İslam dünyası çok yoğun bir şekilde yenileşmeyi, ilerlemeyi ve bütün bunları içine alan inkılapları tartışmaya başlamıştır. Askerî, siyasî, ekonomik, sosyolojik ve kültürel konularda yapılmak istenen devrim niteliğindeki değişiklikler zincirinde hepsini de içine alan devlet idaresini tayin eden “anayasa” üzerinde yapılan tartışmalar en başta gelmekteydi. Her ne kadar İslam dünyasındaki  ilk yenileşme çabaları, Osmanlı Devleti’nde  görüldüğü gibi, askerî  alanda başlamış olsa da bunu devletin meşru zeminin tartışılmaya ve değişmeye başladığı şeklinde değerlendirebiliriz. Çünkü bu dönemde, askerler ekonomik ve politik yapının da merkezinde yeralan bir konumdaydılar.  Sultanın yetkileri ise 1839 Tanzimat Fermanı ile sınırlandırılmaya başlanmıştı.

Devrim niteliğindeki ilk reformlar askerlik alanında da olsa, Osmanlı Devleti ve Mısır’da başlamıştır. Daha sonra buradan diğer İslam ülkelerine sirayet etmiştir. Ancak ilk Anayasa hareketi Tunuslu Hayrettin Paşa vasıtasıyla Tunus’ta 1856’da başlamıştır. Bu anayasa 1861 yılında ilan edilerek yürürlüğe de konulmuştur.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan bağımsızlık savaşları İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra neticelerini verdi ve İslam Dünyası bağımsız birçok ülkeye kavuştu. Bu bağımsız ülkeler batılıların ülkelerini terketmeleriyle birlikte onların sömürge idarelerini kaldırıp kendi gelenek ve inançlarına uygun kanunlarla yönetilme isteğini hayata geçirmeye çalıştılar. Ancak bu isteklerinde tam başarılı olamadılar. Bu durumun sebepleri arasında şunları sayabiliriz:

  1. Sömürgeci güçler bu ülkelerden tamamen ellerini çekmediler. Anlaşmalar yoluyla ve kendi tesirleri altında kalan yerel işbirlikçileri vasıtasıyla bu ülkelerin içişlerine müdahale etmeye devam ettiler.
  2. Kaynakları kurutulduğu için yapmak istedikleri yenilikleri finanse edecek güçleri yoktu.
  3. Siyasî  sistemde bir otorite boşluğu vardı. Otoritenin olduğu yerlerde ise, sisteme halkın katılımı sağlanamadığından bir güvensizlik ortamı vardı.

Bu makalede XIX. Yüzyılın son çeyreğinden bugüne ulaşan süreç ele alınacaktır. Mısır’ın yakın tarihinde meydana gelen anayasal gelişmeler ile tam bağımsızlık mücadelesi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu bağlamda, ilk olarak bir sömürge dönemi geçirmiş Mısır’da bağımsızlık mücadelesi ile birlikte yürütülen Anayasal hareketler incelenecektir. İkinci olarak Mısırlıların bireysel özgürlüklerini kazanma noktasındaki çabaları üzerinde durulacak ve Mısır’da tam bağımsızlık sağlandıktan sonra, anayasal yapıda meydana gelen bireysel haklar konusundaki gelişmelere de değinilecektir

1.DEVLETİN KURULUŞ SÜRECİNDE SİYASAL OLUŞUMLAR VE ANAYASAL TALEPLER

1.1.İngilizlerin Mısır’ı İşgalinden Önce Anayasal Tartışmalar

Hidiv Tevfik Paşa zamanında, 1879’da Muhammed Şerif’in önerdiği anayasa 1881 yılında revize edilerek tekrar gündeme getirildi. Hidiv Tevfik,Urabî  Paşa’nın bayraktarlığını yaptığı toplumsal tepkileri kontrol edeceğini düşünerek Anayasa’yı kabul etti.Yasama Meclisi yada Milli Meclis delegeleri beş yıllık dönemler için seçilecekler ve yıllık 100 Mısır Poundu maaş alacaklardı. Başkanı Meclis tarafından gösterilecek üç aday arasından Hidiv tarafından seçilecekti. Bakanlar tek tek ve hep birlikte Meclis’e karşı sorumluydular. Hükümet tarafından kabul edilen herhangi bir tezkere Meclis’e sunulmalı, tartışılmalı ve oylanmalı sonra Hidiv tarafından kabul edilmelidir. Meclis’ten geçmeyen hiç bir yasa uygulanamazdı. Şerif Hükümet’in hazırladığı bütçenin Meclis’te görüşülmeden doğrudan Hidiv onayıyla kabul edilmesini istiyordu.Ancak, Meclis’teki ileri gelenler bu hak üzerinde ısrar ettiler. Sonuçta bu konu madde 35 ile yasalaştı ancak Osmanlı Devleti’ne ödenecek olan vergi ve kamu borcu servisi hakkında tartışma hakları yoktu. Meclis yılda üç ay toplanacak geri kalan zamanlarda kabinenin karar vermesi gereken durumlarda bu konu bir sonraki kurul toplantısında Meclis’e incelenmek üzere sunulacaktı. Meclis ileride delege sayısının 125’e çıkarılmasını, bunların içerisine Sudan ve Kızıldeniz eyaletlerinden 12 ve Bedevi aşiretlerinden 7 üyenin iki aşamalı seçim sonucunda katılmasına karar verdi. 1881 Aralık’ta açılan Meclis 26 Mart 1882’ye kadar çalışmalarına devam etti. 7 Şubat 1882 tarihinde Hidiv Tevfik Paşa Anayasa’nın yürürlüğe girmesini sağlayan imzayı attı[1].  Üyelerinin çoğunu oluşturan toprak sahipleri takip eden politik krizde tartışmalarda yer almışlar ancak Meclis tam sayı ile bir daha hiç toplanamamıştır. 1882 yılında,Urabî’nin yenilgisinin ardından Meclis ve 1882 Anayasası, İngilizlerin baskısı altında olanHidiv Tevfik tarafından feshedilmiştir.

1.2.İngiliz İşgaline Karşı Bağımsızlık Mücadelesi ve  Anayasa Talepleri

1882 yılında İngilizler tarafından işgal edilen Mısır, 1936’ya kadar ilk önce de fiilen sonra da dolaylı olarak  İngiliz etkisinde kaldı. M. Ali Paşa’nın siyasal mirasçılarının 1882’ye kadar ülke ekonomisini yönlendirmedeki başarısızlıkları dünyanın en önemli pamuk üreticilerinden biri haline gelmiş olan ülkeyi ağır bir dış borç yüküne girmekten kurtaramamıştı. Urabî  Paşa hareketini bastırmak için başlatılan askerî hareketle İngiltere Mısır’ı ele geçirmiş ve 1923 yılının sonunda anayasal zeminde bir takım haklar tanımakla birlikte, 1936’ya kadar da elinden bırakmamıştır. 1882 yılından 1907’ye kadar Mısır tarihinin en çarpıcı ismi resmi sıfatı İngiliz Büyükelçisi olan ancak fiilen genel vali gibi hareket eden Lord Cromer olmuştur.

Cromer, bir reis-i nüzzar ve çeşitli nazırlardan oluşan Mısır hükümeti üzerindeki İngiliz denetimini iyice güçlendirerek, gerçekte danışmanı olduğu Hidiv’i de kontrolü altına alarak ülkenin idaresini tamamen eline geçirmiştir. Bu şekilde bir güç elde eden Cromer, giriştiği geniş çaplı ekonomik faaliyetler ve vergi denetimi neticesinde Mısır’ın gelirlerini, başta İngiltere olmak üzere Fransa, Almanya, İtalya, Rusya ve Avusturya gibi alacaklı ülkeleri memnun edecek düzeyde yükseltmiştir. Bu altı ülke aynı zamanda Borçlar Sandığı’na üye olduklarından mali konularda bir baskı gücüne sahiptiler. Ancak Cromer’in düzenli ödemeleri sayesinde bu noktadan hareketle İngiliz işgaline karşı muhalefet edememişlerdir. Uzun yıllardan beri ilk defa geliri giderine denk bir bütçeyle yola çıkan Cromer 1883’ten 1887’ye kadar olan dönemde finansal dengeyi sağlamış, 1887’den itibaren o ana kadar tarımda yapılan alt yapı değişiklikleri ile üretim fazlasını yakalamış, artı harcamalara gitmek yerine büyük tepkilere yol açan Corvee adı verilen vergiyi kaldırmış, 1894 yılından itibaren de bütçe fazlasını su kanalları, demiryolları, hastaneler yapımında kullanmıştır. Mısır’ın ihracatı 1881’den 1897’ye kadar yılda 2.6 milyon pountluk bir artış kaydetmiştir. Ancak Mısır’daki başarıları sebebiyle Earl ünvanını alan Cromer açısından Avrupalı büyük devletlerin muhalefetini en aza indirmekten ziyade İngiliz çıkarları, öncelikli bir yere sahip olmuştur. Bu dönemde İngiliz yönetimine en fazla zorluğu Fransa çıkarmıştır. Fransa’nın muhalefeti ise 1898’de Faşodakrizi ile kırılmıştır. Bundan sonra İngiltere, Mehdi kuvvetlerinin hâkimiyetine geçmiş olan Sudan’ı Mısır-İngiliz ordularıyla denetim altına alarak hâkimiyet alanını oldukça genişletmiştir. Fakat bütün bu gelişmeler bir işgal kuvvetinin başı olduğu gerçeğini Mısırlılara unutturmamış Danşüvay köyü katliamı Cromer’iMısırlılar’ın gözünde oldukça kötü anlamda unutulmaz yapmıştır[2].

Cromer küçük görmeye çalıştığı Mısır milliyetçiliğini, İngiliz çıkarları için bir tehdit olarak gördü.  Onlara karşı elinden geldiğince mücadele etti[3]. Mısır’da kamu hizmetinde çalışacak kimseleri, milliyetçi olmayanlar arasından seçti. Fakat 1890’lardan itibaren milliyetçilerin Mısır toplumunda desteklerinin artması üzerine politikasını değiştirmek zorunda kaldı.  Ilımlı milliyetçilerle iletişim kurdu ve bazılarına yüksek memuriyetlerde görev verdi. Amacı, milliyetçileri parçalayarak kendi aralarında çatışmalarını sağlamak ve en azından bir kanadını kendi yanına çekmekti. Fakat kendi tarafında yer alan milliyetçi liderler, Mısırlılar üzerinde kayda değer bir etki oluşturamadı[4].

Mısır’da işgale karşı Hidiv II. Abbas Hilmi Paşa’nın desteği ile büyüyen Mustafa Kâmil hareketinde olduğu gibi milliyetçi bir muhalefetin oluşmasında dolaylı bir etkisinin olduğu açıktır[5]. Aynı zamanda, II. Abdülhamid’in bu karizmatik lideri Paşa ünvanıyla onurlandırması ve mücadelesini desteklemesi ise ona bambaşka bir güç vermiş ve meşruiyet zeminini kuvvetlendirmiştir. Bu hareket hem kendi hedefleri doğrultusunda önemli başarılar elde etmiş hem de Taba Olayı[6]’nda görüldüğü gibi Osmanlı Devleti’nin stratejik çıkarlarına katkıda bulunmuştur.

Cromer’in görevinden ayrılmasından Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar geçen döneme kısaca bakarsak 1918 sonrası dönemde bağımsızlık hareketini ateşleyecek kadroların çekirdeklerinin oluştuğunu görürüz. Bu kısa dönemde (1907-1918) İngiliz yönetimi iki kişiyi göreve getirmiştir: Gorst ve Kitchener. Bağımsızlık isteyen Mısırlı aydınlar da çeşitli partiler kurarak İngiliz yönetimiyle ve Hidivle bağlarını kesmeden mücadelelerine devam etmişlerdir. Bu partilerden ilki Ümmet Partisi’dir. Kurucusu Ahmet Lütfi el-Seyyid’dir. 1896 yılında Mustafa Kamil’in başını çektiği, gizli faaliyet gösteren Milliyetçilere katılan Seyyid, Hidiv tarafından İsviçre vatandaşlığına geçmek üzere İsviçre’ye gönderilir. Hidiv Abbas Hilmi’nin amacı İngiliz işgaline karşı çıkan bir gazete çıkarmaktır ve kapitülasyonlar dolayısıyla Avrupa vatandaşlarının hareket serbestisinden yararlanmak istemektedir. Ama Seyyid ülkeye geri dönünce politikayı bırakır ve hükümetin hukuk bürosunda göreve başlar. İsviçrede tanıştığı Sa’adZaglul’dan ve Şeyh Muhammed Abduh’un evrimci milliyetçiliğinden etkilenen Seyyid, 1907’de kurulan anayasacı bir gazetenin editörlüğünü yapmaya başlar: El-Ceride. Gazetenin yayın hayatına başlamasından altı ay sonra da batı eğitimi almış ılımlı milliyetçilerin biraraya geldiği Ümmet Partisi kurulur. Ümmet Partisi toprak sahiplerinin ve yüksek burjuvazinin partisidir. Üyeleri diğer partilerin özellikle kendisinden bir ay sonra kurulan Vatan Partisi‘nin üyelerine göre daha yaşlı daha zengin ve daha sorumlu kişilerdir, ılımlıdırlar çünkü herhangi bir şiddet hareketi ya da devrim hareketi yüzünden kaybedebilecekleri çok daha fazla şey olduğundan çekinmektedirler[7].

Vatan Partisi, daha çok gençlerin, öğrencilerin, küçük bürokratların ve modernizm çağrılarına kulak veren daha alt seviyedeki aydınların, hukukçuların, gazetecilerin, eczacıların ve doktorların partisi olmuştur. Ayrıca Pan-İslamist eğilimleriyle geniş halk kitlelerine de seslenebilmektedir[8].

Bu iki partinin de ortak noktaları tam ulusal bağımsızlıktır. Her ikisi de genel seçimle işbaşına gelecek bir meclise karşı yürütmenin sorumluluğu esasını savunur, her ikisi de ifade özgürlüğünü garanti altına alan ve milli birliği sağlayacak bir anayasa ister. Vatan taraftarları İngiltere’nin en kısa zamanda Mısır topraklarını terketmesini ister ve bağımsızlığın verilmeyeceğini tam tersine alınacağını savunurken Ümmet taraftarları İngiliz egemenliğinden olduğu kadar Osmanlı Devleti’ne de bağlı olmaktan kurtulunması gerektiğini ileri sürüyorlardı. Fakat Ümmet Partisi yönetimi, politik hedeflerine ulaşmak için sertlik yanlısı bir tutum takınmak yerine, ılımlı yollarla İngilizleri ikna ederek ve işbirliğiyaparak uzlaşmacı bir duruş sergilemeye çalışmışlardır. Bu bağlamda Cromer’in veda konuşmasında Mısır’daki İngiliz kontrolünün sonsuza kadar süreceğini öngörmesi Ümmetçiler için büyük hayal kırıklığı oluşturmuştur.

Bu iki parti dışında bir de Aralık 1907’de kurulan Anayasal Reform Partisi  vardır ki Hidiv II. Abbas Hilmi Paşa  tarafından destek verilerek kurulmuştur. Bu partinintemel hedefi Hidiv’in otoritesinin güçlendirilmesidir. Kısacası, adına rağmen amacı tam bir parlementarizmin oluşmasını engellemektir.

Gorst izlediği bu ılımlı politikalar sebebiyle Mısırlılar nezdinde olumlu izlenimler bırakırken İngiliz çevrelerinden ise bazı eleştiriler alıyordu.  Gorst’un zamanında dinginleşmeye başlayan politik atmosfer 1908 yılında, Kıpti kökenli olan Butros Gali Paşa (1846-1910)’nın reis-i nüzzar olarak hükümetin başına getirilmesi, Mısır kamuoyunda tepkilere yol açtı. Vatan Partisi Butros Gali’yi 1899’daki Kondominyon Anlaşması’nı imzalaması nedeniyle Sudan’ı satmakla suçluyordu. DanşüvayDavası’nda mahkeme heyetine başkanlık etmesi milliyetçiler tarafından sürekli suçlanmasına neden oluyordu[9].Butros Gali İngiliz-Kıpti yakınlaşmasına yardım ederken Mısırlı Müslümanlarla Kiptiler arasında yeni gerginliklerin çıkmasını engelleyemedi[10]. 1908 yılında,Mustafa Kâmil ‘in hayatını kaybetmesi, Mısırlıları İngilizlere karşı mücadelede önemli bir aydından mahrum bırakmakla kalmadı, Mısır’daki toplumsal, dinsel ve fikri gerginlikleri önleme kapasitesine sahip karizmatik bir liderden de yoksun bıraktı.

Bu sırada Osmanlı’daki 1908 Devrimi, milliyetçilerin İngiliz boyunduruğundan kurtulma ümitlerini yükseltti. Onlar, kendi otokrat sultanınıtahtan indiren Jön-Türk hükümetinin, Mısır’daki haklarını kullanacağını ve Osmanlı Devleti’nde gerçekleşecek reformların Mısır’da da uygulanmasını talep edeceğini zannettiler. Böylece, İngilizlere karşı yeni bir dayanak noktası elde edeceklerdi. Fakat İttihat ve Terakki Partisi’nin bu yönde tatmin edici adımlar atmaması özellikle Mustafa Kâmil’in önderlik ettiği milliyetçi kitlelerin beklentilerini boşa çıkardı ve İstanbul ile olan duygusal birlikteliğin yara almasına sebep oldu.

Mısır’da kurulanadıgeçenpartilerin hiçbiri 1918’den sonrakiler gibi bir devrimci kimliğe sahip değildirler. Ayrıca ülkedeki İngiliz yönetimini de Mısır’ın kendi kendini yönetebileceği konusunda ikna edememişlerdir. Bunda 1908 yılında başbakanlığa getirilen Butros Gali’nin 1910 yılındaVardani adında genç bir eczacı tarafından öldürülmesinin de payı vardır. Bundan sonra Gorst, milliyetçi basının kendilerine karşı halkı harekete geçirmesinden korkmuş ve basına yeni kısıtlamalar getirerek özgürlük alanını iyice daraltmıştır[11].

Mısır’ın zengin tarımsal kaynaklarından Süveyş Kanalı’nın kontrolünden ve Sudan’dan vazgeçmeye hiç niyeti olmayan İngiltere I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile Mısır’ın kendi protektoryası olduğunu ilan etmiş ve savaş sırasında da ülkenin hem ekonomik hem askerî kaynaklarından yararlanmayı sürdürmüştür.

1.3. Birinci Dünya Savaşı Sonrasında Mısır’ın Anayasa ve Bağımsızlık Talebi

İngilizlerin, yönetimi Mısırlılarla paylaşma konusundaki isteksizliğinden ilk geri adım 1917’nin sonunda atıldı. Anayasal Reform Komitesi adı altında oluşturulan kurum Mısır’da anayasaya dayanarak kurulacak bir parlementonun temellerini belirledi buna göre Mısır ParlamentosuMısırlı bakanlar, İngiliz danışmanlar ve Mısır’daki yabancı toplulukların temsiciliklerinden oluşturulacak bir üst Kamaraya karşı sorumlu olacaktı.

En ılımlısına kadar tüm Mısırlılar çok daha fazlasını bekliyordu. Savaş süresince başbakan olan Hüseyin Rüşdi Paşa İngiliz himayesinin finans, dış ilişkiler, hukuk ve savunma konularıyla sınırlı kalması gerektiğini düşünüyordu. 1918’e yani savaşın sonuna gelindiğinde genel olarak tüm Mısırlılar’da ittifak devletlerinin karşısında yer almayarak zaferin kazanılmasına yardım eden ülkelerine ödül olarak self-determinasyon hakkı tanınacağı düşüncesi hâkimdi. Bu düşünce Ocak 1918’de açıklanan Wilson’un  “14 İlkesi”  üzerinde yazan yazarlarca da desteklenmekteydi. Savaş sonrasında Mısırlıların bağımsızlık beklentilerine rağmen İngiltere’den ses soluk çıkmaması büyük bir hayal kırıklığına sebep oldu. Gerçek ortaya çıkmıştı. İngiltere Mısır’a self-determinasyon hakkı tanımayı düşünmüyordu. 1914’te çalışmalarına ara vermiş olan meclis 1918’de yeniden açıldı. Aynı yılın sonbaharında içinden yedi kişiyi barışcı ve hukuksal yollarla Mısır’ın bağımsızlığını savunmaları için seçti. Bunlar daha sonra Vefd Partisi’nin nüvesini oluşturacak yedi kişiydi:Sa’dZağlul, Ali Şaravi Paşa, Abdülaziz Fehmi Bey, Abdüllatif Bey, İsmail Sıdkı Paşa, Muhammed Mahmut Paşa ve Ahmet Lütfi el-Seyyid Bey. Ateşkes yapıldığı gün olan 11 Kasım 1918 günü Yüksek Komiser’den randevu alan Vefd’in görüşleri İngiliz makamlarınca pek ciddiye alınmadı. Mısır konusunu Paris Barış Konferansı’na götürme kararında olan bu ekip tutuklandı ve Malta’ya sürgün edildi. Bu olay 1919 isyanının başlamasına sebep oldu. Ülke bir anda kendini karışıklığın içinde buluverdi. İsyan kısa sürdü ama kanlı idi. Olaylar sırasında 1000 kişiye yakın Mısırlı’nın öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Karışıklığı gidermesi için General Allenby Yüksek Komiserliğe atandı. Allenby’in ilk işi sürgündeki liderleri geri getirmek oldu. Vefd liderleri İngilizlerle yaptıkları görüşmelerden sonra Paris Barış Konferansı’na katılmaya hak kazandı. Mısır meselesini uluslararası platforma taşıma düşüncesinde olan Vefd 19 Nisan’da ABD’nin Mısır üzerindeki İngiliz Protektoryasını tanıması üzerine büyük hayal kırıklığına uğradı. Bu karar üzerine Rüşdü Paşa istifa etti ve yerine uzun aramalardan sonra Muhammed Sa’id getirildi. İngiltere’nin bundan sonraki adımı karışıklığın nedenlerini araştıracak bir komisyon kurulması oldu.

Komisyon başkanı LordMillner Mısır’a geldikten kısa bir süre sonra, toplumsal desteği tamamen arkasına almış Vefd ve onun başkanı Sa’dZağlulolmadan yapılacak görüşmelerin yararlı olmayacağını anladı. Komisyon araştırmasını bitirdikten sonra başbakanlığı yeni devralmış olan Adlî Paşa veZağlulLondra’ya LordMillner’la görüşmeler yapmaya çağrıldılar. Bu iki başlı temsilin altında yatan yönetici sınıfın Türk kökenli üyeleriyle, Mısır halkının temsilcisi olan Vefd üyeleri arasındaki farklılıktır.

Haziranda başlayan ve Kasım ayında biten bu görüşmeler ne İngiliz tarafının ne de Vefd’in görüşlerinden ödün vermemesi dolayısıyla yararlı olamadı. Daha sonra ılımlıların temsilcisi Adlî Paşa ile Lord Curzon arasındaki görüşmeler de sonuç getirmedi[12]. Bunun üzerine Adlî Paşa istifasını verdi ve yerine Servet Paşa getirildi. Servet Paşa ile İngiliz hükümeti gizli bir pazarlığa giriştiler. Bu arada Zaglul, Mustafa Nahas ve MakramEbeid gibi önde gelen Vefdçiler tutuklanarak önce Aden’e oradan Seyşellere ve en sonunda 1922’de Cebelitarık’a gönderildiler ve en sonunda 22 Şubat 1922’de İngiltere Mısır’ın bağımsızlığını tek taraflı olarak ilan etti[13]. Ama İngiltere dört konuda Mısır’a müdahale hakkını koruyordu:

  1.   İngiliz İmparatorluğu’nun Mısır’daki iletişim ve ulaşım ağının korunması,
  2.   Mısır’ın doğrudan ya da dolaylı olarak dışardan gelebilecek tüm saldırılara karşı korunması
  3.   Mısır’daki yabancı çıkarlarının ve azınlıkların korunması
  4.   Sudan

Bundan sonra, Mısır Anayasası yeniden gündeme geldi. Mısır Anayasalarının en liberali ünvanını alan 1923 tarihli anayasadır.  Servet Paşa hemen bir anayasa komisyonu oluşturdu ve 21 Ekimde Kral Fuad’a sunuldu. Diğer birçok Ortadoğu ülkesinin anayasası gibi Mısır anayasası da Belçika Anayasası’ndan esinlenmişti. İki meclisli bir parlamenter rejim öngörüyordu. Senato’da bir kısım sandalye Kral’ın atamasına bırakıldı. Hükümet ise doğrudan parlamentoya sorumlu olacaktı.

Bu anayasa en çok, anayasayı en fazla protesto eden Vefdçilerin işine yaradı. Liderleri sürgünden döndü ve Ocak 1924’te yapılan seçimde Vefd Partisi ezici çoğunlukla hükümeti kurmaya hak kazandı.Toplantı ve ifade özgürlüğü, ev ve mülk dokunulmazlığı, din ve inanışını özgürce yerine getirme gibi liberal demokratik ülkelerin vatandaşlarının tadını çıkardıkları hak ve özgürlüklerin çoğunu garanti etmekteydi. Temel eğitimi kız ve erkek çocukları için zorunlu ve ücretsiz hale getirmişti. Kral yönetim yetkisini elinde tutuyordu ve Senato ve Delegeler Meclisinden oluşan Parlamentoyla yasa yapma güçlerini paylaşıyordu. Yargı gücü ise ilgili yargı sistemlerince atanmıştı. Kral devletin en üst gücüydü, kendisi dokunulmazdı, yasaları veto edebilirdi, Delegeler Meclisini fesh edebilirdi, Parlamentoyu bir aylığına erteleyebilir, oturumlar arasında acil yasaları yürürlüğe koyabilir, savaş veya kuşatma durumu ilan edebilirdi, sivil memurları,kara ve deniz kuvvetleri komutanlarını göreve atayabilir, kabine bakanlarını ve büyükelçileri atayabilir veya görevden atabilir, Parlamentonun rızasıyla veliahtını ilan edebilirdi. Bakanlar hükümet politikalarını yöneteceklerdi ve oturumlara katılma ayrıcalığına sahip oldukları ama oy veremedikleri iki Parlamentoya karşı sorumluydular. Eğer parlamento güvensizlik oyu verirse bakanlar istifa etmek zorundaydılar. Bakanların Anayasa yada yasaları ihlali durumunda Parlamentonun en fazla 16 üyesinden oluşabilecek özel bir mahkeme de yargılanabileceklerdi.

Senato üyelerinin 5’te 2’si Kral tarafından atanıyordu geri kalanlar ise yaygın olarak erkeklerin verdikleri oylarla seçiliyordu. Eyaletlerin nüfusa oranlarına göre senatörler atanıyordu. Minimum yaş, siyasî  pozisyon, sosyal durum yada mal varlığı şartları Senato’ya seçilme şansını sınırlıyordu ve seçilenler on yıl süreyle görev yapıyordu. Eğer Delegeler Meclisi feshedilirse toplantıları ertelenecekti. Delegeler meclisinin bütün üyeleri genel çoğunluğu erkek olan seçmenler tarafından seçilirdi.  Her eyalet nüfusunun 60.000 kişilik her dilimi için bir aday gösterebilirdi. Her vekil en az 30 yaşını doldurmuş olmalıydı ve göreve 5 yıl için seçilirlerdi. Eğer Meclis özel bir konu nedeniyle fesh edilirse yeni kurulan meclis aynı sebeple feshedilemezdi. Kral her iki Parlementoyu’da Kasım ayının üçüncü Cumartesi gününde toplantıya çağırırdı ve her çalışma dönemi altı ay devam ederdi. Tartışmalar en az on yada daha fazla üyenin oturumun gizli olmasını talep etmesi dışında halka açık yapılırdı ve bir konudaki yeterli salt çoğunluk vekillerin çoğunluğu kabul edilirdi. Yasa teklifleri meclislere geçmeden önce ilgili komisyonlar tarafından inceleneceklerdi. Üyeler dava dokunulmazlığına sahip olarak bakanları sorgulama ve siyasî  problemleri araştırma hakkına sahiptiler. Anayasa yargı bağımsızlığını garanti ediyordu. Bazılarının yetkileri önceden tanımlanarak eyalet ve belediye kurulları için hazırlık yapılmıştı. Yeni vergi ve harçlar ancak yasayla uygulanabilirdi. Yıllık bütçe her iki meclis tarafından da onaylanmalıydı. İslam ülkenin resmi diniydi ve resmi dili Arapça idi. Anayasada yapılacak herhangi bir değişiklik için her iki meclisin üçte iki çoğunluğunun ve Kralın onayına ihtiyaç vardı[14].

Uygulamada 1923 Anayasasının maddeleri sık sık Kral, bazen Bakanlar hatta bazen Meclis üyeleri tarafından ihlal edilmiştir. Bu anayasa beş yıllığına daha sınırlı 1930 Anayasası ile değiştirilmiştir. 1935’te yeniden yürürlüğe konmasından sonra bile Saray, Britanyalılar ve siyasî  partiler tarafından ihlal edilmişve 1952 İhtilalini takiben İhtilalci Yönetim Konseyi tarafından lağvedilmiştir.

Mısır’ın 1923’ten sonraki 13 senelik siyasî  tarihi Kral, İngilizler ve Vefd arasındaki üç taraflı çekişmeden ibarettir. Kral anayasayı ortadan kaldırmak ve otokrasiyi yeniden inşa etmek istiyordu. İngilizlerin amacı ise bağımsızlık ilanına koyduğu dört rezervin Mısır hükümeti tarafından tanınması idi. Vefd ise hem kralın yetkilerini olabildiğince kısıtlamak hem de İngilizlerin bu dört rezervini ortadan kaldırmaya uğraşıyordu[15]. Dolayısıyla her üç taraf da isteklerini elde etmek için bir tarafla birleşiyor ve üçüncü tarafa karşı çıkıyordu. Tabii ki bu tip ittifaklar oldukça konjonktürel ve  kısa süreli oluyordu.

1930 Mısır Anayasası İsmail Sıtkı tarafından Ekim 1930’da  ilan edilmiştir. Kral Fuat’ın güçlerini Parlamentonun aleyhine çok  fazla artıran bir içeriğe sahiptir. Dikkat çeken maddeleri arasında krala tek başına mali yasaları çıkartma yetkisi verilmesi, yasaları veto hakkının artırılması, Senato üyelerinin beşte üçünü (beşte ikisi yerine) atama yetkisinin verilmesi, Bakanlar hakkında güvensizlik oyunu geçirmeyi Meclis için zorlaştırmış ve Meclis hükümet bütçesini onaylamadan Krala Meclis’i tatil etme yetkisi vermiştir. Vefd Partisi ve Anayasacı Liberaller 1930 Anayasası’na şiddetle karşı çıkmışlardır[16]. 1923 Anayasası’nın yeniden yürürlüğe konması yönündeki devasa gösteriler 1935’in sonlarında siyaset sahnesine damgasını vurmuştur. Aralık 1935’te Tevfik Nesim kabinesi daha önceki Anayasa lehinde 1930 Anayasası’nın feshine karar vermişlerdir ki bu popüler olarak insan hakları savunuculuğu olarak görülmüştür.

1936 yılına gelindiğinde İtalya’nın Habeşistan’ı işgalinin Mısır’ı ve İngiltere’yi zorunlu olarak bir araya getirdiğini görüyoruz. Gelişen koşullara ayak uyduran İngiltere 1922 Bağımsızlık İlanı’na koyduğu 4 rezervin ilk ikisi konusunda yirmi yıllığına önemli getiriler elde ediyordu. Buna göre Mısır hava sahası Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne açılıyor ayrıca Kraliyet Donanması’nın İskenderiye Limanı’nı kullanmasına izin veriliyordu. Üçüncü rezervden vazgeçiliyor ve yapılan bir anlaşmayla kapitülasyonlar kaldırılıyordu. Son olarak Sudan konusunda Mısır İngiliz Condominiumluğunu kabul ediyor ve Sudan’ın yönetimini İngiltere’yle paylaşıyordu.

Osmanlı Devleti’nden bağımsızlığını kazanan ilk doğu ülkesi olan Mısır İngiliz emperyalizminin kucağına da en erken düşen ülke olmuştu. 1882’de bağımsızlığını kaybeden Mısır bağımsızlığını geri alabilmek için 70 yıldan fazla bir süre mücadele etmiş ve gerçek anlamda bağımsızlığına ancak 1950’lerin sonunda ulaşabilmiştir.

2. SOĞUK SAVAŞ’TAN BUGÜNE MISIR’DA ANAYASAL DEĞİŞİKLİKLER

2.1. Nasır Döneminde Mısır Anayasası

İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada dengeler değişti. Uluslararası sistem çift kutupluluk üzerine inşa edildi. Özellikle 1950’lerden itibaren bağımsızlığa kavuşan ülkelerin sayısında hızlı bir artış oldu. Bununla birlikte daha önce bağımsızlığını ilan etmiş fakat, savunma ve dış ilişkilerinde İngiltere, Fransa gibi sömürgeci ülkelere bağımlı kalan ülkeler de tam bağımsızlık yolunda önemli adımlar attılar. Mısır bu duruma örnek teşkil eden ülkelerden birisidir. 23 Temmuz 1952 tarihinde yapılan ihtilalle “Hür Subaylar” iktidarı ele geçirdi. İhtilalden kısa bir süre sonra, Cemal Abdülnasır General Necib’i İhtilal Konseyi Başkanlığından uzaklaştırarak yerine geçti. Cemal Abdülnasır bir Anayasa Hazırlık Komisyonu kurarak meşru zemin oluşturma çabalarına girişti. Ancak, Cemal Abdülnasır hazırlanan taslağı  1923 Anayasasının bir benzeri olmakla suçlayarak söz konusu komiteyi lağvetti. Anayasa hazırlama görevini de İhtilal Kumanda Konseyi’ne vererek bizzat kendisinin kontrolüne aldı.

Mısır hükümeti için ilk ilkeler seti 1952 İhtilali ile önerilmiştir. Bu belge Mısır halkının amaçlarını belirten bir önsöz, Mısır toplumunun üyelerinin sivil ve mülk haklarını tanımlayan uzun bir maddeler listesi, Milli Meclis tarafından yerine getirelecek yasama yetkilerinin listesi ve meclis üyelerinin yeterlilik ve sınırlarını, başkanının güçlerini ve sınırlarını, kabine bakanlarının sorumluluk ve yeterliliklerini, yargının fonksiyonlarını ve bunu revizyonu için metodları içeriyordu. 1923 Anaysasından belirgin farklılıklar arasında siyasî  partilere uygulanabilecek geçici yasak, bütün Mısırlılara açık olan Milli Birliğin şekillendirilmesi, kadınlara oy verme hakkının tanınması, devlet başkanının seçilmesi ve bu Anayasanın uygulanması için referandum yapılması kararı (bunu takiben Milli Meclis tarafından seçilecekti) ve başkana “bir yasayı başlatma, yürürlüğe koyma ve veto etme hakkının” verilmesi sayılabilir[17]. Bu belge yürürlükte olduğu sırada Başkan Nasır Milli Meclisten daha fazla güce sahipti ve hükümet politikalarına muhalefet eden birey yada grupların anayasal hakları sık sık ihlal ediliyordu. Yapılan çalışmalar sonucunda Ocak 1956’da ihtilal yönetiminin ilk anayasası yürürlüğe girmiştir. Bu anayasada şu özellikler göze çarpmaktadır:

  1. Güçlü bir başkanlık sistemi,
  2. Siyasî  partilerin yasaklanması,
  3. Güçlü icra organı karşısında zayıf Milli Meclis,
  4. Meclis üyelerinin Milli Birlik Komitesi (dolayısıyla Cemal Abdülnasır) tarafından seçilmesi.

1956 Anayasası ile oluşturulan Milli Meclis, Eylül Suriye darbesi ve Ekim 1961’de de Suriye’nin Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrılması sebebiyle Başkan Nasır tarafından feshedildi. Yeni bir anayasa hazırlaması için 250 kişiden oluşan Anayasa Hazırlık Komitesini görevlendirdi. Bu komite ilk iş olarak 1500 kişiden meydana gelen Halk Kuvvetleri Milli Kongresi’ni seçti. Bu kongrenin üyelerinin %25’i Köylüler,%10’u Milli Burjuva, %9’u kayıtsız ücretli çalışanlar, %7’si üniversite öğrencileri, %20’si işçiler, %15′ sendika üyeleri, %7’si üniversite öğretim üyeleri, %7’si kadınlardan oluşuyordu. Bu üyelere ilaveten 250 üye de hükümet tarafından doğrudan atanmış ve toplam olarak Halk Kuvvetleri Milli Kongresi 1750 üyeden oluşmuştu[18].

1958 Martında Suriye ile yapılan birliğin  ardından Birleşik Arap Cumhuriyeti için hazırlanan geçici bir anayasa ile  1956 Anayasası değiştirildi. Bu belge 1962’de devletin yüksek otoritelerinin siyasî  organizasyon hakkındaki anayasal deklerasyonları ile ve daha sonra da 1964 Anayasası ile modifiye edildi.

Milli Kongre Mayıs 1962’de toplanarak “Arap Sosyalizmi ile yönetilen örnek bir Arap Devleti”nin genel prensiplerini belirledi. Buna göre ilk olarak, Nasır’ın Arap Sosyalist Birliği adını verdiği Milli Birlik Genel Kongresi kuruldu. Bir siyasî  parti gibi hareket eden Arap Sosyalist Birliği Mili Meclisi seçmekle görevlendirildi. Anayasa hükmüne göre bu Milli Meclis’in %50’si köylü ve işçi üyelerden oluşturuldu.

Mısır Anayasasını tümüyle tesiri altına alan Arap Sosyalizmi, bizzat Nasır’a göre, Marksist-Leninist sosyalizmden şu noktalarda ayrılır[19]:

  1. Dinî  kabul eder,
  2. Proletarya diktatörlüğünü reddeder,
  3. Özel mülkiyeti tanır.

Öte yandan, 1964 Anayasası genellikle “Geçici Anayasa” olarak anılır. 1956 Anayasasından genel olarak Arap Sosyalizmi prensiplerine bağlılığı ile ayrılmaktadır. Millet Meclisi üyelerinin yarısı köylüler ve işçilerden oluşmak zorundaydı. Başkanın Meclisin tatilde olması yada acil milli olaylar durumunda kullanabileceği kısıtlı yasama gücü vardı. Ancak onun kanunları Meclisin onayına bağlıydı. Başkanı meclis seçtiği halde seçiminin genel bir referandumla onaylanması gerekiyordu. Yargının bağımsızlığı ve kararlarının kesinliği onaylanmıştı, “yasada tarif edildiği şekilde olanlar hariç”. Uygulamada Başkan Nasır Meclisten daha çok güce sahipti ve muhalif olan birey ve grupların sivil hakları sık sık ihlal ediliyordu. 1968 öğrenci hareketlerinden sonra bazı değişiklikler sözü verdi. 30 Mart Programı olarak bilinen ve uygulansa sivil özgürlükleri güçlendirecek olan programı ilan etti. 1964 Anayasası Mısır Arap Cumhuriyeti Kalıcı Anayasası ile değiştirilmiştir.

2.2 Sedat Ve Mübarek Döneminde Yapılan Anayasa Reformları

Mısır’ın halen yürürlükte olan anayasası 11 Eylül 1971 tarihinde yapılan referandumla kabul edilmiştir.

Buna göre Mısır sosyalist, demokratik bir Arap Cumhuriyeti’dir. Devletin resmi dili Arapça, resmi dinî  ise İslamdır. Devlet tüm dinlerin inanç ve ibadet özgürlüğünü garantisi altına alır.

Devlet Başkanı, referandumla halk tarafından seçilir. 40 yaşını dolduran ve Mısır vatandaşı anne-babadan olan her Mısırlı, Meclis üyelerinin asgari üçte biri tarafından aday gösterilmesi ve üçte ikisinin adaylığını onaylamasıyla referanduma katılmaya hak kazanır. Başkan 6 yıllık süre için seçilmekle birlikte sonraki dönemlerde de aday olabilir. Devlet başkanının olağanüstü yetkileri vardır. Kanun çıkarabilir ve Meclisi feshedebilir. Bu durumda 60 gün içinde referanduma gitmek anayasa gereğidir.

Millet Meclisi üyeleri 5 yıl için halk tarafından seçilir. Meclisin seçilen 350 üyesinin en az yarısı işçi ve köylü olması kanun gereğidir. 10 üye doğrudan başkan tarafından atanır. 1971 Anayasası, “sosyalist kazanımların korunması, sağlamlaştırılması ve devamını” güçlendireceğini iddia etmiş ve Arap Sosyalist Birliğini (ASB) bir siyasal parti olmak yerine, çiftçiler, işçiler, askerler, entellektüeller ve milli sermayedarlardan oluşan iş gücünün birliğini temsil eden, devletin siyasî  organizasyonu olarak kutsal bir yere koymuştur[20].

Ayrıca, insanların milletin mülkü iddiasını ve devletin ekonomik planlama ve gelişmeye adanmışlığını artırırken, öte yandan özel hayat, taşınma ve kamu işbirliğini de içeren bireysel özgürlükleri de korumaya alıyordu. 1971 Anayasasına ekler 1977’de siyasî  parti kurma izninin verilmesi, ve 1980’de Milli Meclise destek vermek üzere Danışma Meclisi’nin (Meclis Şura) kurulması, Nasır’la özdeşleşen Arap Sosyalist Birliği’nin feshedilmesi ve Mısır’ın Şeriat’a bağlılığını tekrar hatırlatmak ve dinî  ve ırksal ayrım yapılmasını yasaklamak maddeleriyle olmuştur[21].

1980 yılında yapılan Anayasa reformu ile Mısır’da çok partili döneme geçildi. Nasır’ın kurduğu Arab Sosyalist Birliği kapatılarak yerine Ulusal Demokrat Parti kuruldu. Bununla birlikte, Sosyalist İşçi Partisi ve Yeni Vefd Partisinin kuruluşuna da izin verildi. Yasama Organı ikiye ayrıldı: Halk Meclisi ve Danışma Meclisi. Danışma Meclisi Arab Sosyalist Birliği’nin Merkez Komitesi’nin işlevine benzer bir konuma getirildi. 210 üyesinin 70’i bizzat başkan tarafından atanırken kalan 140 üye halk tarafından seçilmektedir. Cumhurbaşkanı’nın 6 yıllık dönemler için seçilmesi maddesi 1981 yılında referandum yapılarak Devlet Başkanına ömür boyu görevde kalması için değiştirildi.

1990 yılında yapılan Anayasa Reformu ile ülke 222 seçim bölgesine ayrıldı ve bu bölgelerin her birinden  seçilecek ikişer milletvekili ile başkanın atayacağı 10 milletvekili 454 üyelik parlementoyu oluşturdu. Siyasî  partilerin meclise girebilmeleri için ülke çapında %8 oranındaki barajı aşma koşulu getirildi. 2005 yılında yapılan reformla cumhurbaşkanlığı seçimine muhalefet veya bağımsız adayların katılımı serbest bırakıldı. 2007 yılında 34 Madde üzerinde yapılan değişikliklerle ülkenin sosyalist felsefe ile düzenlenen ekonomik ve siyasal yapısı yerini kapitalist yaklaşıma bırakmıştır

[22]. Bu düzenlemeler, muhalefete çok az da olsa yeni imkanlar tanımıştır. Ancak bunlar kısa süreli taktik uygulamalar olmaktan öte bir anlam ifade edememiştir. 2005 yılında, Mısır’daki önemli bir güç olan Müslüman Kardeşler’in seçimlere bağımsız adaylarla katılıp 88 sandalye alması yeni umutlar doğurdu. Ancak, Daha sonra yapılan seçimlerde bu yol da kapatılınca Meclis sadece Mübarek yanlılarından oluştu. İçi boş vaatler hiçbir zaman Mısır vatandaşlarına umut olamamıştır.

SONUÇ

Mısır’ın yakın tarihinde meydana gelen anayasal gelişmeler ile tam bağımsızlık mücadelesi arasında doğrudan birilişki olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, Mısır’ın dış güçlerin baskısından kurtulması ve Avrupa’nın modern ulus devletlerine benzer bir yapıya sahip olması için 1870’li yılların sonlarında başlatılan Anayasa talepleri ve hazırlıkları İngiltere’nin işgalinden sonra yeni bir hedef daha edinmiştir. 7 Şubat 1882 yılında yürürlüğe giren ancak işgal nedeniyle kaldırılan Anayasayı tekrar elde etmek için sürdürülen çabalar, 1882 yılından 1936 yılına kadar bağımsızlık mücadelesi ile birlikte olmuştur. Anayasal çalışmalar ve değişiklikler 1956 Anayasası ile dönüm noktasına ulaşmıştır. İngiliz tesirinden ve egemenliği kısıtlayıcı maddelerden kurtulduktan sonra, bireysel özgürlüklerin geliştirilmesi son yıllara kadar ulaşan Anayasa Reformları ile sürmüştür.

Hüsnü Mübarek, Sedat’ın ölümünden sonra iktidara geldiği zaman, siyasal partiler konusunda reform yapmasına ve parlamentonun seçimler sonucunda oluşturulmasına taraftar olduğunu belirten açıklamalar yaptı. Ancak otuz yıllık iktidarının sonunda, rejimi destekleyen kendi partisi dışındakiler azınlık partileridir ve üyeleri sık sık hapis tehdidine maruz kalır.

Mısırlı sıradan insanları gerçekten temsil etmeyen parlementerlerin ülkedenin idaresinde Mübarek ve rejimini onaylayıcı, alkışlayıcı olmaktan başka bir rolü yoktur. Yönetici kadro ile halk arasında iletişim kanalları olmadığı gibi parlamenterler ile halk arasında da derin bir boşlık vardır. Mısır’da hükûmet parlamentoya değil, devlet başkanına karşısorumludur. Başkan Mübarek, dördüncü dönem artık seçimlere katılmayacağına dair halka söz vermişti. Bununlabirlikte, Mübarek’e tekrar aday olması için güya halkın büyük bir talebi vardı.  Yüce başkana bir tür biat çağrısı yapıldı. Bağlılık yemini etmek üzere Temmuz 1999’da muazzam bir kampanya başlatıldı. Bunu, Başkan Mübarek’in tek gerçek aday olarak sunulduğu en az bu kadar muazzam bir halkla ilişkiler kampanyası izledi. Ekim 1999’da kazandığı seçimle, görev süresi bir dönem daha uzamış oldu. Hükûmetin, oy veren seçmen sayısının muazzam olduğu iddialarına karşın, halkın büyük bölümü seçime katılmadı. Böylece, yönetime destek vermediğini ifade etmişti. Zaferi hemen ilan edilen ancak aylar sonra açıklanan sonuca göre yetmiş milyonu aşan nüfustan, seçmen saysısı elli milyona yakınken iddiaya göre on dört milyon olumlu oy kullandı. Başkan’ın zaferini kutlayan manşetler, oy vermenin başlamasından iki gün önce atıldı. Başkan, görev süresi boyunca pek azı gerçekleşen büyük vaatler verdi. Hatta beşinci dönem başkanlığa adaylığını koymayacağını ilanetti, ama 2005’teki Tek rakibi Eymen Nur sonunda hapse atıldı ve Mübarek başkanlık seçimini beşinci kez kazandı.  HüsnüMübarek 1981’den bugüne değin iktidarı elinde tutmasına rağmen Mısır halkına sağladığı faydalar konusunda tarihçilerin kaydedeceği hangi olumlu icraati ile hatırlanacak.

Anayasal zeminde batıdaki gelişmeleri İslam dünyasında en erken tarihlerde takip edip uygulamaya koymaya çalışan Mısır bugün XIX. Yüzyılın son çeyreğinde başladığı bu yolda ne kadar yol aldı ? XXI. Yüzyılın başında son elli yıldır kaybedilen zamanı telafi edecek değişim adımlarının kısa zamanda atılması zorunludur. Otuz  yıllık iktidarında ileri adımlar atması gerekirken Mısır’ı her bakımdan geri bırakan Mübarek dönemi kapanmaktadır.  Son gelişmelere baktığımızda Mübarek’in istifa ederek veya ülkeyi terk ederek başkanlıktan uzaklaşma ihtimali çok güçlü görünmüyor.  Belki talih bir kez daha Mübarek’e yardım etti ve geri çekilirken onurlu bir şekilde tahtını bırakma imkanlarını da elde etti. Bu hem Mübarek hem de Mısır halkı için bir şans olabilir.

Muhtemelen Mısır üzerinde etkin olan iç ve dış dinamikler belli bir noktada uzlaştı. Tam demokrasi ve  değişim  isteyen kitleler Mübarek’in gitmesini kaçınılmaz görüyorlardı. Ama muhalefetin katılacağı devlet başkanlığı seçimlerine kadar yumuşak bir geçiş olabilir. Müslüman kardeşler örgütü mevcut yönetimle görüşme kararı aldıktan sonra hem Tahrir Meydanı’nı dolduran kitleler ve değişik muhalefet grupları hem de Mübarek yönetimi tarafından yumuşama adımları atıldı. Tahrir Meydanı’ndaki gösterilere katılan Baradey’in Başkan Yardımcısı Ömer Süleyman tarafından muhatap alınmaması ilginçtir. Muhalefetin görüşlerini almak üzere 6 şubat Pazar günü Süleyman baştan Müslüman Kardeşler, Vefd, Tecemmu, gençlik örgütlerinin temsilcileri ve milyarder işadamlarından Necip Saviris’ten oluşan bir heyetle görüştü. Müslüman Kardeşlerin acilen istifasını istedikleri Mübarek ile aradaki buzları eriten bir görüntü vermesi kendi tabanlarında bir sıkıntı yarattı. Bunu telafi etmek için daha gür bir sesle diğer taleplerini dile getirmeye başladılar : Otuz yıldız süren  Olağanüstü halin kaldırılması, Kasım/aralık 2010’da yapılan sopalı-yasaklı seçimle oluşan Parlemento’nun feshedilip bağımsız ve yasaksız seçimlerin yapılması ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması. Aslında bu taleplerin Mısır’daki iktidar yanlısı olmayan tüm muhalefetin telebidir. Bu taleplerde verilecek tavizler Mısır’ın değişim talebini boğacak ve özgürlük ateşinin alevlenmesini engelleyecektir. Yeni dönemde Mısır halkını zor ama hakettikleri özgürlük adımlarının atılacağı günler bekliyor.

 

[1]Joan Wucher King, Historical Dictionary of Egypt, Londra, 1984, s. 235.

[2]13 Haziran1906 tarihinde, bir grup İngiliz subayı, Danşüvay Köyü’nün yakınlarında güvercin avlanmaya gelmişlerdi.Subaylar rastgele ateş ederken, bir samanlık alev aldı.Bunun üzerine öfkelenen köylüler ellerine aldıkları sopalarla subaylara tepki gösterdiler.Bu sırada, köylülerin elinden kurtulabilen bir İngiliz subayı, yardım için karakola doğru koşmaya başladı. Fakat aşırı sıcağa dayanamayarak, yolda öldü.Diğer subaylardan yaralanmalar dışında ölen yoktu. Bu olay, İngiliz yetkililerce Mısır’da gelişen siyasî gerginliğin sonucu olarak değerlendirildi. Olaya karışan köylülerin şiddetli bir şekilde cezalandırılarak bir daha böyle bir kalkışmaya girişmemeleri tasarlandı. Özel Mahkeme’de yargılanan Danşüvay köylüleri haksız yere çok ağır cezalara çarptırıldılar. Bu konu hakkında çok sayıda yayın bulunmaktadır. Ancak, üzerinde çalışılmamış çok sayıda belge, II. Abbas Hilmi Paşa’nın özel arşivinde yer almaktadır. Bkz,  Durham Üniversitesi, Abbas Hilmi II Papers,File 61/1-313.

[3]Bu konuya bir örnek olarak bkz, The Earl of Cromer (Lord E. Baring), Modern Egypt, LOndra, 1908, II/210.

[4]TomLittle, Modern Egypt, New York, 1967, s. 48; Arthur Goldsmith, Arthur Goldsmith,  Jr. , Modern Egypt; The Formation of a Nation State,Londra, 1988, s. 41,47.

[5]II.Abbas Hilmi Paşa’nın Cromer’e karşı mücadelesi Osmanlı Devleti tarafından da yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülmüştür. Bkz.,BaşbakanlıkOsmanlıArşivi, Y.PRK.TKM, 30/42;Y. PRK. TKM., 32/36.

[6] 1906’da ortaya çıkan Taba olayı, Osmanlı Devleti’nin Akabe Körfezi’nin iç tarafında kalan Taba’daki askeri faaliyetlerinden kaynaklandı. İngilizler ise Süveyş kanalı yakınlarında Osmanlı askerlerinin bulunmasını tehlikeli olarak görüyorlardı. Bu nedenle İngiliz hükümeti, Taba’nın Mısır topraklarında olduğu iddiasıyla, Osmanlı birliğinin geri çekilmesini istedi. Bu durum iki devlet arasında, gerginliğin tırmanmasına sebep oldu. Fakat çıkabilecek bir savaş tehlikesini göze alamayan  taraflar geri adım attı. Osmanlı Devleti Taba’dan askerini çekti ama Akabe Körfezi’nin en stratejik noktası Akabe kalesi  elinde kaldı.  Ayrıca, Taba’yı İngiliz askerinin de işgal etmesi önlendi. Bkz., A. Haluk Dursun,  Akabe Meselesi,Marmara Üniversitesi,  Türkiyat Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, 1994,  s.  93.

[7] Charles C. Adams, Islam and Modernism in Egypt, New York, 1968, s. 224.

[8]NadavSafaran, Egyptin  Search of PoliticalCommunity, Cambridge-Massachuetts, 1961, s. 90.

[9]Danşüvay Olayı nedeniyle verilen tepkinin ve cezaların çok ağır olduğunu Cromer de sonradan itiraf etmiştir. Bkz, Earl of Cromer, Abbas II,Londra, 1915, s. ix.

[10] P.M. Holt, Political and Social Change in Modern Egypt, Londra, 1968, s. 324.

[11]Daha fazla bilgi için bkz, Arthur Goldsmith,  Jr. , Modern Egypt; The Formation of a Nation State,Londra, 1988, s. 52-53.

[12] Gabriel R. Warburg, Egypt and the Sudan, Studies in History and Politics, Londra, 1985, s. 68-72.

[13] Salih Tuğ, İslam Ülkelerinde Anayasal Hareketler, İstanbul, 1969, s. 317-8.

[14] Joan Wucher King, age, s. 236.

[15] Gabriel R. Warburg, age, s. 36.

[16] Joan Wucher King, age, s. 237.

[17] Joan Wucher King, age, s. 237.

[18]Salih Tuğ, age, s. 323.

[19]Age, s.324.

[20] Joan Wucher King, age, s. 238.

[21] Gabriel R. Warburg, age, s. 202-3.

[22] http://www.egypt.gov.eg/english/laws/default.aspx.

 

Süleyman Kızıltoprak

Prof. Dr., Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde öğretim üyesidir. Mısır üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Kızıltoprak'ın Mısır'da İngiliz İşgali: Osmanlı'nın Diploması Savaşı (1882-1887), II. Abdülhamid Han'ın Dış Politikası ve Taşöz Operasyonu gibi kitapları bulunmaktadır. TİKA Libya Koordinatörü olan Süleyman Kızıltoprak aynı zamanda Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği'nin (ORDAF) Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yürütmektedir.

Latest posts by Süleyman Kızıltoprak (see all)

Ulusal Bağımsızlık Mücadelesinden Bireysel Özgürlüklere Mısır Anayasaları Reviewed by on . İslam ülkelerinde Anayasal hareketler özellikle XIX. ve XX. yüzyılda batılı ülkelerin sömürge idaresinden kurtulma mücadeleleri esnasında ortaya çıkmıştır. Batı İslam ülkelerinde Anayasal hareketler özellikle XIX. ve XX. yüzyılda batılı ülkelerin sömürge idaresinden kurtulma mücadeleleri esnasında ortaya çıkmıştır. Batı Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: