Çarşamba , 22 Kasım 2017

Giriş » Belge-Tarih » TBMM Gizli Celse Zabıtlarından Arap Dünyası Üzerine Notlar (3)

TBMM Gizli Celse Zabıtlarından Arap Dünyası Üzerine Notlar (3)

9 Nisan 2015 Kategori: Belge-Tarih A+ / A-

Türkiye’nin Irak ve Suriye Politikası

1920’nin Mayıs ayında meclisin gündeminde işgaller ve bunun neticesinde devam edegelen müzakereler vardı. Bu konulardaki gelişmeler genellikle Mustafa Kemal Paşa ve Hariciye Vekili Ahmet Muhtar Bey tarafından meclise arz olunurdu. Nitekim 29 Mayıs 1920 tarihli oturumda İsmet Bey (Paşa) vaziyet-i askeriye, siyasiye ve hariciye hakkında istizah takririne cevap verirken söz yine Fransızlara ve onların işgal ettikleri “cenup hududumuza” gelmişti. Bu meyanda Mustafa Kemal’in Fransızların Suriye ve Kilikya’yı işgaline ve yapılan müzakerelere yönelik beyanatı, dönemin diplomatik hamlelerini anlayabilmek açısından son derece önemlidir:

“… Binaenaleyh Fransız murahhasları aldıkları salâhiyeti de belki tecavüz ederek bizimle yapmış oldukları itilâfta yalnız Kilikya değil, alelıtlak Fransızlarla hali temasta ve hali muhasamatta bulunduğumuz yerlerden bizim talep ettiğimiz noktaları tahliyeye muvafakat etmişlerdir. Maksat yalnız Sisin Pozantı’nın ve Antep’in tahliyesi değildir, kendileriyle vuku bulan müzakerelerimizde bunu gayet vazıh olarak söyledik, ki bizim bir teklifimiz vardır o da toprağımızı kâmilen tahliye etmenizdir. Bu maksat-i aslinin husulünü teklif eyledik. Bunu böyle kabul etmişlerdir ve bizimle anlaşmak yolunun ancak bu noktadan geçtiğine kani olmuş ve iman getirmişlerdir. Binaenaleyh bu yirmi gün daha esaslı bir itilâf yapmak için murahhasların salâhiyet almak üzere Paris’e gidip gelmesine yardım edecek bir zaman gibi telâkki ediliyor. Efendiler bizim hesabımız şudur ki Fransızlar cidden itilâf etmek istiyorlar. Çünkü maddeten bizimle uğraşmak menfaatlerine mugayirdir ve belki buna mukabil Suriye’deki menfaatlerini azami derecede temin etmek isterler. İşte onları bizimle itilâfa yanaştıran sebep budur. Suriye’deki menfaatlerinin ihlâl edilmesine belki biz de maddeten muhalefet etmekten sarf-i nazar edeceğiz. Fakat böyle bir fedakârlık ancak menafimizin temin edileceği kanaati hâsıl olduktan sonra olabilecektir. Binaenaleyh Kilikya ve cenup havalisinden gelmiş olan arkadaşlarımız müsterih olmalıdırlar ki bu yapılan itilâfı muvakkatte de maddeten askerlik nokta-i nazarından pek çok şeyler kazandık, zarar etmiş değiliz. İnşallah kariben neticeyi göreceğiz…” (s. 47)    

Fransızların Türkiye ile Suriye ve bazı diğer yerler hakkında itilâf yapmak istiyor olmasına mukabil, Irak’ta durum daha karmaşık bir haldeydi. Malûm olduğu üzere, İngilizler 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi maddelerine aykırı olarak Musul’u işgal etmişlerdir. Türkiye bu işgale engel olmadı. İlerleyen yıllarda da genç Türkiye’nin en çok başını ağrıtacak olan bu mesele mecliste de tartışılmış ve konu hakkında pek çok takrirler verilmiştir. 3 Temmuz 1920 tarihli celsede Mustafa Kemal, Musul’un işgali üzerine Türkler ile İngilizlerin sürekli çatıştığı ve en son yaşanan harpte bazı mühim silah ve mühimmatın ele geçirildiğini ifade etmektedir:

… Musul ile Cizre arasında mütemadiyen İngilizlerle çarpışmaktayız. En son aldığımız malûmat neticesinde İngilizler mağlup olmuş ve İngilizlerden top ve mitralyöz iğtinam etmişlerdir ve bu mağlubiyetten sonra İngilizler Musul civarında tahkimata başlamışlardır. Arkadaşlardan birisi söylemişti ki teskin ve itfayı isyan için kumandanların mütalaasını alalım ve bir af yapalım. Biz arada zaten bir ihtilâf yok dedik. Biz onları affedip kuvvetimizi dağıttıktan sonra yine bize hücum ettiler. Bu defa dedik ki, icra-yı tedibat ve tenkilât –istiyorsanız- bu yapılır. Orada yapılacak tedibat ve tenkilâtı hüsn-i takdir ederlerse derhal yapmak istiyoruz. Çünkü olabilir ki henüz zamanı gelmemiştir ve belki af ile zayıf olduğumuzu görürlerse daha ziyade şımarabilirler. Malûm-i âliniz son vekayii İsmet Bey (Paşa) izah etmişlerdir. Oradaki arkadaşlarımız pek büyük muvaffakiyetle itfa etmişlerdir ve hali faaliyette bulunan usata da pek büyük darbeler indirmişlerdir.” (s. 74)

16 Ekim 1920 tarihli celsede de Türkiye’nin Suriye ve Irak bölgesine yönelik politikası vurgulanmaktaydı. Kastamonu mebusu Yusuf Kemal Bey [Tengirşeng], Brest–Litovs Antlaşmasından uzun uzadıya bahsederken ve çeşitli cihetleri ile Rusya ile yapılan müzakereleri değerlendirirken şöyle bir benzetme yapmıştır: “…(Rus murahhasları Türklere) Dediler ki, bizim Litvanya ile ve Estonya ile de münasebatımız vardır. Meselâ Almanlarla münasebata girdiğimiz zamanlarda sırf Litvanya Estonya’ya mütealliktir. Pekâlâ dedik. Bizim de Hicaz ve Irak devletleriyle, Suriye ile münasebatımız olur. Onlara dair münasebatımızdan sizi niye haberdar edelim dedik. Doğru, o halde bu fırkayı da kaldıralım dediler…” (s. 170)

Mecliste bazen de bölgede yaşayan insanların durumundan hareketle, onların hissiyatları da konuşmalarda ve beyanatlarda yer alıyordu. Bunun da bir misalini Burdur Mebusu İsmail Subhi Bey’den aktaralım:

… Binaenaleyh Avrupa’nın emperyalist olarak mevki vermek istediği Rusya’yı Ermeni tashihi hududuyla memnun etmek istersek iyi yapmış olmayız. Şu halde efendiler, verelim kelimesinin esbabı maddi bir surette düşünerek suya düşüyor. Kalıyor ki Yusuf Kemal Bey [Tengirşeng] bizi tenvir buyurdular. Ruslar sırf emperyalizme karşı mücadele etmiş olmak için bize kendiliğinden akıp gelecek bir şeydir dediler. Bahusus Rusya’nın şimdiye kadar birkaç milyon liradan ibarettir. Bunu meclis-i âliniz her hangi bir şeye tevessül ederek pekâlâ tahkik edebilir. Bursa faciası olduğu zaman, ordumuz mağlup olduğu zaman Rusya’dan belki muavenet-i askeriye ümit etmiş idim. Hatamı itiraf ederim, külliyen hata etmişim. Çünkü bugün komünizmi tamamıyla nasyonalizm ve Rus milyonerleriyle beraber görüyorum. Azerbaycan’ın başına gelen beni fena halde tevahhuş ettirmiştir. Binaenaleyh vermeyelim, hiç arazi terk etmeyelim. Niçin? Bunun birkaç sebebi var. Birincisi oradaki halkımız harb-i umuminin medd ü cezrine maruz kalmış ve bugün Irak’taki Suriye’deki dindaşlarımızın hal-i pür melâlini görerek camia-i Osmaniye’ye rabıtaları artmış olan kimselerdir. Bunlar külliyen bizden ayrılmak istemeyecekler ve her türlü ilhak kararını reddedeceklerdir. Velev ki bir menfaat mukabilinde bile olsa söz dinletebilmekliğimiz müşküldür, meşkûktür. Asıl mühim bir sebep daha var. Vilâyet-i şarkiyedeki dindaşlarımıza, millettaşlarımıza isma-i meram edebilsek bile en mühim sebep şark ile muvasalamızın inkıtaı büyük tehlikesidir. Biliyorsunuz ki Asya’da Türkler birkaç bin seneden beri iki yol takip etmişlerdir. Birisi bahr-i Hazar’ın şimalindeki değeri cenubundaki yol. … Anadolu’ya gelen Türkler daima İran’ın şimalinden ve Bahr-i Hazar’ın cenubundan geçmişlerdir. Nitekim Yusuf Kemal Bey [Tengirşeng] bahis buyurdular. Elyevm İran’ın şimalinde Azerbaycan Türk akvamı sakindir. Bizim ecdadımız da Bayazıt tarikiyle Ararat’ın cenubundan geçmişlerdir…” (s. 181)    

İsmail Suphi Bey’in bu beyanatında Türklerin bu tarihlerde Rusya ile yakınlaşmasına ve yardım temin etmesine ilişki tartışmaya dair de bir bakış açısı görülmektedir.

TBMM Gizli Celse Zabıtları, I. Cilt, TBMM Basımevi, Ankara 1980         

Ali Okumuş

Arş. Gör., Bilecik Üniversitesi. Marmara Üniversitesi'nde Kalust Sergiz Gülbenkyan ve Türk Petrol Şirketi başlıklı yüksek lisans tezini 2013 yılında başarıyla tamamladı. Halen Bilecik Üniversitesi'nde doktora çalışmalarına devam eden Okumuş, petrol ve enerji tarihi üzerine araştırmalar yapmaktadır.
TBMM Gizli Celse Zabıtlarından Arap Dünyası Üzerine Notlar (3) Reviewed by on . Türkiye’nin Irak ve Suriye Politikası 1920’nin Mayıs ayında meclisin gündeminde işgaller ve bunun neticesinde devam edegelen müzakereler vardı. Bu konulardaki g Türkiye’nin Irak ve Suriye Politikası 1920’nin Mayıs ayında meclisin gündeminde işgaller ve bunun neticesinde devam edegelen müzakereler vardı. Bu konulardaki g Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top