Çarşamba , 22 Kasım 2017

Giriş » Röportaj » Suriye’de Küçültülmüş 3. Dünya Savaşı Yaşanıyor

Suriye’de Küçültülmüş 3. Dünya Savaşı Yaşanıyor

20 Eylül 2014 Kategori: Röportaj A+ / A-

ORDAF, Suriye ve Irak’taki son gelişmeleri tartıştığı toplantısını 18 Eylül 2014 tarihinde Suriyeli araştırmacı/yazar ve siyasetçi Dr. Velid Rıdvan ile soru-cevap şeklinde gerçekleştirmiştir. Yapılan toplantıya ORDAF üyeleri ve daimi katılımcıları iştirak etmiştir. Katılımcıların sorularıyla şekillenen bu toplantının sonuçlarını içeren bazı soru ve cevaplar aşağıda ilginize sunulmuştur. 

Dr. Velid Rıdvan özellikle Türkiye-Suriye ilişkilerinin tarihi alanında yaptığı çalışmaları ile tanınmaktadır. Eski bir siyasetçi olan Dr. Rıdvan özellikle Türk-Arap ilişkilerini ele alan birçok kitap yazmıştır. Bir ara Türkiye’de Suriye Kültür Temsilciği’nde görev yapan Dr. Rıdvan her iki toplumu yakından tanımaktadır. Dr. Rıdvan aynı zamanda pek çok televizyon programının Türkiye-Suriye ilişkileri konusunda siyasi yorumculuğunu yapmaktadır. 

20140918_164224

Suriye’de Arap Baharı ile birlikte başlayan gösteriler şu andaki konumuna nasıl geldi ve bunun arkasında yatan sebep neydi?

Bildiğiniz gibi Suriye’de tek parti, devlet partisi olan Baas rejimi vardır. Tıpkı Türkiye’de 1950lerden önce olduğu gibi her şeye bu parti karar vermektedir. Şimdi Arap Kışı’na dönen Arap Baharı sürecinde Suriye’de de kıpırdanmalar ve barışçıl gösteriler ortaya çıktı. Göstericiler, demokratikleşme ve çok partili hayata geçme taleplerini ortaya koyuyorlardı. Beşşar Esed de bu doğrultuda vaatlerde bulunuyordu. Beş ay barışçıl süren bu gösteriler sponsorları hala tartışmalı olan bir silahlı mücadeleye dönüştürüldü. Bazı körfez ülkeleri özellikle Halep’in kuzeyindeki muhalefeti desteklemeye başladı. Bu şekilde, esasen hiç bir fikri hazırlık olmadan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ortaya çıktı. Eğer bu barışçıl gösteriler 6 ay daha devam edebilseydi belki de tüm Orta Doğu’daki düzen değişebilirdi.

Suriye’de yaşanan bu krizin uluslararası boyutları nelerdir?

Bu çatışmanın uluslararası anlamda iki tarafı vardır. Bir tarafta Rusya, Suriye, İran, BRICS ülkeleri ve Çin diğer tarafta ise ABD, Avrupa, Körfez Ülkeleri ve Türkiye. Olaylar patlak verdikten sonra bugüne kadar yapılan tüm tartışmalar malesef insan hakları çerçevesinde değil; Suriye’de kim egemen olacak sorusu etrafında gelişti. Bu da sorunu daha da zor bir sürece sürükledi. Oysa hergün burada insan kanı akmakta, insanlar özel mülklerini kaybetmekte ve bir insanlık dramı yaşanmaktadır.

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) taraftarları nasıl IŞİD’e destek vermeye başladılar?

Olaylar başladıktan sonra ikinci yıl Körfez ülkelerinden muhalefete gelen para akışı azalmaya başladı. Belki sorunun bu boyutlara geleceğini kimse hesaplayamadı. Herkes hazırlıksız yakalandı veya mesele bir yıl sonra sıcaklığını kaybetti. Bu sebeple muhalifler para toplayabilmek ve ayakta kalabilmek için için her türlü kanunsuzluğu yapmaya başladılar. Zaten her yerde kanunsuz iş yapan ama kendisini muhalefet diye isimlendirenler çoğaldı. Bu bağlamda kendilerini Özgür Suriye Ordusu üyeleri olarak tanıtan pek çok gurup halkın malını gasbetme, yol kesme gibi bir çok işe girişti. Zaten yokluk içinde boğuşan halk bundan çok rahatsız oldu ve tepki gösterdi. 2013 yılının başlarında IŞİD ortaya çıktı. IŞİD’in ortaya nasıl çıktığı konusunda pek çok rivayet var. Ama Suriye’de dolaşan en yaygın kanaat; Ebu Gureyb hapishanesinden 1000 silahlı kişinin bir anda dışarıya salınması rivayetidir. Böyle birşeyi kim yapabilir? Bunu ABD’nin yaptırdığı iddia ediliyor. Belki de Suriye’de silahlı bir direnişi başaramayan ÖSO’ya karşılık böyle bir güce ihtiyaç duyuldu. İŞİD’n başı Bağdadi’nin adamları Suriye’ye geldiğinde ÖSO’nun kanunsuzluklarından sıkılan halk hızlıca onlara yöneldi. Zira Bağdadi’ye bağlı gruplar herhangi bir yolsuzluk yapmıyorlardı. Halkın malını gasbetmiyor, şimdilerde yaygın olan insan öldürmeleri, kafa kesmeleri yapmıyorlardı. Özellikle Halep kırsalındaki halk bu güçlere yöneldi ve ÖSO’yu kovmaya başladılar. Tabii olarak ortaya birbiri ile muhalif iki silahlı gurup çıkmış oldu. Bundan etkilenen yine masum halklar olmuştur.

Suriye’de mevcut durumda kontrol kimin elindedir ve kim nereyi kontrol etmektedir?

Şu anda Suriye’nin %70’i rejimin elindedir: Şam, Hums, Hama, Halep’in yarısı, Idlip, Lazkiye, Suveyda, Der’a… %20’si IŞİD’in elindedir: Rakka, Deyrizor’un büyük çoğunluğu, Halep’in doğusundaki pek çok köy… %10’u ÖSO’nun elindedir: Halep’in kuzeyi, Şam’ın bazı köyleri.

 

IŞİD’in Musul’a girmesi, Selahaddin ve Tikrit’i ele geçirmesi Ortadoğu’nun gelecekteki tarihinin başlangıcı kabul edilecektir; tıpkı Sykes-Picott gibi. Velid Rıdvan

 

IŞİD’in Irak’taki ilerlemeleri nasıl gerçekleşmiştir ve bu neyin göstergesidir?

IŞİD’in Musul’a girmesi, Selahaddin ve Tikrit’i ele geçirmesi Ortadoğu’nun gelecekteki tarihinin başlangıcı kabul edilecektir; tıpkı Sykes-Picott gibi. IŞİD’in Musul’dan sonra Bağdat’a yönelmesi bekleniyordu, zaten bunu da ilan etmişlerdi, ancak Erbil’e yöneldi. Bildiğiniz gibi bu olaydan çok kısa bir süre önce Barzani Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasını, artık bağımsız devlet olma vaktinin geldiği açıklamalarını yapıyordu. Ancak IŞİD’in Bağdat’tan vazgeçerek ani bir şekilde Erbil’e yönelmesi bu projeyi de etkilemişe benziyor. O zaman onları buraya kim yönlendirdi sorusunun cevaplanması gerekiyor. Bağdadi kendisine çizilen, veya kendi iddia ettiği gibi kendi planının, dışına mı çıktı, yoksa plan başlangıçta da bu şekilde miydi? Ortadoğu’da varlık gösteren tüm istihbarat örgütleri IŞİD’in içerisindedir. Bu yüzden bu planlamalarda ve değişikliklerde onların da bir payı olmalıdır veya bu örgütlerin farklı planları çatışmakta ve etkin olanın planı işletilmektedir.

ABD’nin bu olaylar karşısındaki tutumunun altında yatan sebepler nelerdir? 

Denilebilir ki Suriye’de yaklaşık 80 devlet devam eden bu savaşa iştirak etmektedir. Yani burada küçültülmüş bir 3. Dünya Savaşı yaşanmaktadır.

ABD, Irak’tan aldığı dersler ile kara kuvvetleri göndermeden, herhangi bir harcama yapmadan ve zaiyat vermeden Ortadoğu’ya geri dönmek istiyor. Bağdadi Erbil’e ulaştığında Obama 3 saat içerisinde hava harekatı kararı aldı. Sonuç olarak, Kuzey Irak şu anda tamamen ABD’nin himayesi altındadır. Böylece K. Irak’ın bağımsızlık tartışmaları da belirsiz bir süreye ertelenmiştir. Bu süreçte İran Dışişleri Bakanı Zarif hemen Erbil’e gitmişti. Erbil’i müdafaa edeceğini söyleyip ABD’nin girmesini engellemek istiyordu ancak olmadı. Açıkça yürütülen bu faaliyetler netice vermeyince devreye yeniden istihbarat örgütleri girmiştir. Ama IŞİD’in genişlemesi durudurulamamıştır. IŞİD lideri Bağdadi kendisini halife ilan ettikten sonra derhal, BM IŞİD ve Nusra gibi örgütleri terörist ilan ederek, ABD’nin bir uluslararası koalisyonu harekete geçirmesine imkan sağlamıştır. Aslında burada yeniden kimsenin dikkat etmediği çelişkili bir durum ortaya çıkmıştır. BM ve ABD, Beşşar Esed’in iddialarına yani o gurupların terörist oldukları iddiasına gelmişlerdir. Bu durumda BM; ABD ve Esed aynı çizgiye gelmişler ve müşterek mücadele ihtimalleri doğmuştur. Esed’in tıpkı Irak gibi terör ile savaşmak için BM’den yardım talep hakkı doğmuştur. Gerçi bu işbirliğinin yapılmayacağı taraflarca ilan edildi ise de görüntü bu çelişkileri içermektedir. Şu anda bölgenin geleceği her ihtimale açık bir hale gelmiştir. Denilebilir ki Suriye’de yaklaşık 80 devlet devam eden bu savaşa iştirak etmektedir. Yani burada küçültülmüş bir 3. Dünya Savaşı yaşanmaktadır.

20140918_171257

Bu krizden çıkış yolu nedir?

Bölge ülkeleri dışarıdan icbar edilen sonucu kabul edecek mi? Ne zaman bölge ülkeleri şuurlanıp ittifak edebilecek? Bu mesele benim de cevap veremeyeceğim güçlükte. Ancak her zaman paylaşılan ortak din, tarih, ve coğrafya sayesinde bir ittifak sağlama imkanımız vardır. Bu coğrafyada görebileceğimiz tek düşman Siyonizmdir. Bunun dışındaki ihtilaflar çözümlenebilir. Ancak zamana ihtiyaç vardır.

Türkiye ve Suriye ilişkileri hiç kimsenin geçmişte tahmin etmediği kadar iyiydi, ortak bakanlar kurulu yapılıyordu, adeta sınırlar kalkmıştı. Ne oldu da bu duruma gelindi?

Türk ve Suriye halkının kutsal görevi bu iyi ilişkileri yeniden inşa etmektir. Türkiye hükümetinin, Suriye halkına karşı gösterdiği iyi niyetli yaklaşım ve misafirperverlik bu dostluğu yeniden yeşertebilecek mayaya sahiptir. Türkiye içinde bulunduğu müttefiklerin konumu ve alınan karalar ekseninde geliştirdiği Suriye siyasetini gözden geçirebilme yeteneğine sahiptir. Üstelik başlangıçta Türkiye’ye söylenenlerin bir çoğu tutmamıştır. Özellikle kendi içinde bile birliklerini sağlayamayan muhalefete sunulan desteklerin sonuçları iyi takip edilmelidir. Suriye dışında kalıp içerideki şartları bilmeyen muhalefet liderleri/üyelerinin halkın taleplerini ne kadar yansıttığı sorgulanmalıdır. Ancak şu anda bizi ilgilendiren geçmişi karıştırmak değil geleceğe bakıp ilişkileri yeniden ihya etmektir. Türkiye ve Suriye bu potansiyele sahiptir.

Suriye’nin kuzeyindeki Kürt hareketleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Suriye’de yaşayan Kürtler diğer guruplar gibi o bölgenin mensuplarıdır. Kendi geleceklerini düşünmeleri ve özellikle hiç bir ayırım yapmadan bütün Suriye halkı ile birlikte hareket etmeleri tabii olandır. Ancak Suriye’nin kuzeyindeki kürtlerin en azından bazıları hem rejim ile ilişki içerisindeler hem de muhalafet olduklarını söylüyorlar. Yani alınacak sonuca göre hareket etme amacındadırlar. Her halükarda kazananın yanında yer almak istemektedirler. Rejimin kalması halinde rejimden; muhalefetin kazanması halinde muhalefetten özerklik talep edebilme şartlarını oluşturmak istiyorlar. Bu ise siyaseten ciddi sorgulamaları beraberinde getirecektir.

Suriye Türkmenlerinin durumu nedir? 

Suriye Türkmenleri her nedense Irak Türkmenleri kadar Türkiye gündeme girmedi. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Bunları dile getirmek Türklerin tarihi sorumluluğudur.

Türkmenler Suriye’de diğer gruplar gibi kendilerini hiç bir zaman azınlık olarak hissetmiyorlardı. Genel olarak Araplar ile ve ya Büyük Sünni Projesi ile birlikte hareket etmişlerdir. İki yıldır kuzey Halep rejimin elinde değil, IŞİD ve ÖSO arasında çatışmalar sürüyor. Türkmenler de bunlarla işbirliğine mecbur kalmışlardır. Bildiğim kadarı ile Türkmenler Antep’te kongre düzenlediler. Bu taktik olarak doğru ama stratejik olarak faydalı birşey değildir. Halep ve Lazkiye’de Türkmenlerin sayısı 1 milyon ya da daha az. Bir gün özgür seçim olsa bile Meclise en fazla 5 kişi sokabilirler. Bu da onların beklentilerini karşılamaz. Bu yüzden Suriye toplumu ile olan bütünleşmelerini sürdürmeleri onların menfaatlerine olacaktır. Şu anda muhalefet arasında bölünmüş durumdadırlar. Benim edindiğim bilgilere göre IŞİD güçleri Türkmenlere de zulm etti ve hatta öldürdü. Ama Suriye Türkmenleri her nedense Irak Türkmenleri kadar Türkiye gündeme girmedi. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Bunları dile getirmek Türklerin tarihi sorumluluğudur. 

Sonuç olarak ne söylemek istersiniz?

Son Gazze olayları da göstermiştir ki; bölgede her istediğini özgürce yapabilen ve tartışılmayan yegane güç İsrail’dir. Yaptıklarının meşruluğu sadece sınırlı bir şekilde tartışılmaktadır. Türkiye’nin bu konudaki kararlılığı ve siyaseti Arap kamuoyunda o kadar yer etmişti ki; Sayın Recep Tayyip Erdoğan Arap Dümyası’ndan aday olsaydı her tarafta kazanırdı. Ancak bugün yaşanalar ve yapılan propagandalar rüzgarı tersine çevirdi. Nihai olarak Arap dünyasında yapılmak istenen şey tüm devletleri küçük parçalara ayırıp İsrail’i en güçlü devlet olarak bırakmaktır. Bunun için de engel olarak görülen Türkiye’nin etkisinin kırılması için her türlü tedbire başvurulmaktadır. Türkiye bölgeyi tanıyan ve bilen uzmanları ile şartlara göre esnek bölge politikaları geliştirmek zorundadır. Bu hem Türkiye’nin bir model olarak algılanmasına ve hem de bölge halkalarının kurtuluşuna imkan sağlayacak görebildiğim tek çaredir. 

Raportörler: Ali Okumuş, Ali Murat Kurşun

Suriye’de Küçültülmüş 3. Dünya Savaşı Yaşanıyor Reviewed by on . ORDAF, Suriye ve Irak'taki son gelişmeleri tartıştığı toplantısını 18 Eylül 2014 tarihinde Suriyeli araştırmacı/yazar ve siyasetçi Dr. Velid Rıdvan ile soru-cev ORDAF, Suriye ve Irak'taki son gelişmeleri tartıştığı toplantısını 18 Eylül 2014 tarihinde Suriyeli araştırmacı/yazar ve siyasetçi Dr. Velid Rıdvan ile soru-cev Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: