Pazar , 20 Ağustos 2017

Giriş » Yorum » Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Sempozyumundan Yansımalar

Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Sempozyumundan Yansımalar

21 Mayıs 2015 Kategori: Yorum A+ / A-

Prof. Dr. Ahmet Kanlıdere

21 Mayıs 2015 tarihinde ORDAF ile Marmara Üniversitesi’nin birlikte düzenledikleri Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Sempozyumunda genç araştırmacılar tebliğler sundular. Daha çok tarih ağırlıklı, fakat edebiyat, bilgi-belge ve hukuk disiplinlerinden toplam 14 tebliğ sunuldu. Açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Zekeriya Kurşun sözlerine şu şekilde başladı:

I. Oturum

I. Oturum

“Eskiden hocalarımız bu tür faaliyetleri pek teşvik etmezlerdi. Fakat artık devir değişti. Bilgiyi saklamak değil, açmak, başkalarının da istifadesine sunmak gerekir. Bilgiyi dışa açmak sadece başkalarına değil, belki daha ziyade kendinize yarar sağlayacaktır. Bir kişiye dahi konuşsanız faydalı olur.”

Gerçekten de Türkiye’nin bilim çevrelerindeki temel sorunlardan biri, yeterince konuşmamak, tartışmamak, sormamak ve yazmamaktır. Fikirlerin açığa çıktığı bu tür toplantılar son derece önemlidir. Bunu Zekeriya Bey yılda bir kere yapıyor. Ama en az iki kez yapılmalı. Hatta, her bir bölüm küçük çaplı toplantıların mümkün olduğunca çok olması için imkan sağlamalıdır. Bu tür toplantılar haftada bir-iki kez yapılabilir bölüm toplantı odalarında. İstenirse her gün de yapılabilir. Öğle arasında sandviçini alan öğrenci, öğretim üyesi herkes o gün bir kişiyi dinleyip görüşlerini paylaşabilir. Öyle resmi tavırlara girmeden, kendini kasmadan, doğal bir şekilde bir araya gelinebilir. Belli bir makale, tez konusu üzerinde çalışanlar, daha çalışmalarının başında, ortasında veya sonuna doğru bu odaya gelip fikirlerini, keşfettiklerini, tereddütlerini, sorularını meslektaş ve öğrencileriyle paylaşabilir. Onlarca, yüzlerce kişi gerekmiyor bunun için. Üç kişiye bile anlatmak önemlidir. Özellikle de anlatan kişi açısından faydalıdır.

İnsan konuştuğu zaman fikirlerini daha doğal bir şekilde ifade eder. Yazı yazarken karşılaşılan tıkanıklık konuşmada çözülebilir. Ve bütün bu konuşmalar, tartışmalar, sorular kaydedilmelidir. İlginç sorular ve fikirler daha sonra yazıya dökülerek toparlanır. Bu iş masraf da gerektirmiyor. Bölüm odası, çay, kahve, su ve su kaynatıcısı yeterlidir.

II. Oturum

II. Oturum

Türk bilim muhitlerinin diğer bir sorunu “tasvirî” yazma tarzıdır. Analitik olmak, soru sormak yerine bilgi toplamaya kendini vermektir. Ama bilgiyi toplarken rehberimiz analitik sorulardır. Onlar sayesinde fikirlerimiz sistemli bir hâle gelir. Eskilerin “efrâdını câmi, ağyârını mâni” dedikleri olay gerçekleşir. Yani önümüzdeki malzemenin hangisinin konumuzla alakalı olduğunu, hangilerinin fazlalık olduğunu görürüz. Araştırmamız belli bir fikir/tez/argüman etrafında şekillenir.

Bilim yoluna adım atan genç insanlar kendilerini inşâ etmektedirler. Bu yolda atacakları temeller ileride yapacaklarına temel teşkil edecektir. Bu yüzden temeli sağlam atmalıdırlar. Bilimde kendine inanma, disiplin, ciddiyet ve dürüstlük hasletlerini şimdi kazanmaları gerekir. Yoksa profesör de olsalar tasvirî olmaktan, kes-yapıştırmacılıktan kurtulamazlar. Bilerek veya farkında olmayarak başkalarının emeklerini yürütürler. Şairin dediği gibi:

Yâre yol iki kademdir birisin câne bas

Çün bu meydâne girdin, ayağın merdâne bas.

Bugünkü sempozyumdaki bildiriler içinde oldukça ilginç araştırmalar ortaya çıktı.

Esma Gül Yetiş, 17. Yüzyıl Osmanlı ailesi üzerinde çalışmış. Şer’iye sicillerine dayanarak tereke kayıtlarını incelemiş, çok evliliğin bu dönemde oldukça düşük düzeyde olduğunu tespit etmiş. İstanbul’da ağırlıklı olarak Eyüp, Galata ve civarının müslüman ve gayrimüslim aile profilini çizerek hane halklarının ortalama sayılarını ortaya koymuş.

Ayşe Akkılık, 17. Yüzyılda yazılmış bir esere (Sohbetnâme) dayanarak bir dervişin günlük hayatını ortaya koymaya çalıştı. Sümbüliye tarikatına mensup olan Seyid Hasan adlı zatın kaleme aldığı bu eser iki cilt imiş. İkinci cildinde tarikat adabı, yemekler, ritüeller anlatılmaktaymış. Oldukça ilginç.

Aykut Can, aynı eserin, yani Sohbetname’nin 1. Cildi üzerinde çalışıyor. Onun söyledikleri sayesinde bu kitabı biraz daha fazla tanıdık. Her iki konuyu da Erhan Afyoncu hoca keşfetmiş ve tez olarak vermiş. Aykut Can’ın dediğine göre eserin ilk cildi tâun (veba) belasını ele alıyormuş daha ziyade.

Bilgi ve Belge bölümünden Nisa Öktem, Osmanlı tereke kayıtlarına dayanarak 16. Yüzyılda kitaba olan ilgiyi değerlendirdi. Galata’da yaşayan Kâtib Mustafa b. Yusuf’un terekesinden çıkan 179 kitabı analiz etmeye çalıştı. Nisa Öktem, buradan girerek kendisine tez konusu tayin etmeye çalışıyor. Batı’daki tabirle, “fishing” yapıyor, balık tutmak için uğraşıyor.

Tarih bölümünde (Yakınçağda), Zekeriya Kurşun’un danışmanlığında yüksek lisans tezini yazan Kemal Doğan çok ilginç bir tebliğ sundu: II. Makmud döneminde bir buçuk yıl kadar sadrazamlık yapan Sadrazam Salih Paşa’nın biyografisini inşa etmiş. Bu adam İzmirli bir mühtedi imiş. Ama Rum kökenli mi, başka mı kestirmek mümkün değil. Bence çok da önemli değil. Osmanlı devletinde nâdir bir durum değil bu. Sadrazamlık yaptığı zaman Yunan isyanına denk geliyor. İstanbul’daki bazı Rumlara yönelik “sindirme” faaliyetlerini gerçekleştiriyor. Fakat Hâlet Efendi tarafından yerinden ediliyor. Kemal Doğan, Halet Efendi hakkında da ilginç bilgiler aktardı. Bu araştırmayı yürütürken başka ilginç bilgilere de rastlamış. Yeniçerilerin desteği, Fenerli Rumların verdikleri rüşvetler, Halet Efendinin çevirdiği dolaplar vesaire gayet ilginç.

Zeynep Bilgin, Ağa Hüseyin Paşa’nın mirasını tahlil etti. 19. Yüzyılın ortalarına kadar yaşayan bu zat, yeniçeri ocağından yetişme olup gayet zengin bir kimseymiş. Yeniçeri ocağı ağalığı yapmış olan bu zat esasında ocağı karşısına alıp II. Mahmud ile işbirliği yapacak kadar da cesurmuş. Görevleri ona hayli mal mülk de sağlamış. Ama ölümünden sonra mirasçıları arasında ortaya çıkan paylaşım kavgası oldukça ilginç; bazen de komik ama neticede dönemin sosyal profilini de ortaya koyan bir çalışma ortaya çıkmış oldu.

Osmanlı Müesseseleri Bilim Dalında Muharrem Varol hoca ile çalışan Ayşenur Bayraktar ise bir Tanzimat bürokratı olan Kâmil Mehmed Bey’in biyografisi üzerinde çalışıyor. Tercüme Odası’ndan yetişme olan ve 1879’a kadar yaşayan bu zât 30 yıl kadar devlette hariciye teşrifatçısı (acaba tam olarak nasıl bir görevdi bu?) olarak görev yapmış. Beyoğlu Belediye reisliği de yapmış.  

Bilgi-Belge bölümünden Osman Özen, Kütüphaneci Kalkandelenli Sabri Efendi (1861-1943) biyografisi üzerinde çalışıyor. Bu zatın babası bir isyana karışmış. Kendisi ise 22 yaşında İstanbul’a (davet üzerine) gelip Şehzade Selim’in hizmetine girmiş ve zamanla Yıldız kütüphanesinin en yetkili şahsı olma derecesine yükselmiş. Hatta iddiaya göre 31 Mart hadiselerinde Yıldız Kütüphanesini yağmadan bu zat kurtarmış. Cumhuriyet döneminde de kütüphaneciliğe katkı sağlamaya devam etmiş.

Kübra Tolak, bir Tanzimat aydını olan Abdullatif Subhi Paşa’nın biyografisini inşa ederek onun Osmanlı entelektüel tarihi içindeki yerini tespit etmeye çalışıyor. Hamdullah Subhi Tanrıöver’in babası olan bu zât İbn Haldun’un meşhur Kitâbu’l-iber kitabının 2. ve 3. ciltlerini Türkçeye kazandırmış. Çalışmanın en ilginç yanlarından bir tanesi Subhi Paşa’nın ölümünden sonra müzayedeye çıkarılan kitaplarının tahliliydi.

Neslihan Ağdaş, bir Şazelî dergâhı olan Ertuğrul Tekkesi ve onun işlevi konusunda ilgiç bir tebliğ sundu. Onun dediğine göre, Yıldız Sarayı’na yakın bir yerde olan bu tekke vasıtasıyla Sultan Abdulhamid İslam birliği siyaseti yürütmüş. Bu tekke üzerinden Kuzey Afrika üzerindeki denetimi güçlendirmeye ve taşrayı merkeze bağlamaya çalışmış. Hariçten gelen hatırlı ziyaretçiler burada ağırlanmışlar. Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh gibi şahsiyetlerin de içinde olduğu ulema, şeyhler, aşiret reisleri bu tekkede misafir edilmişler.

Muğla Üniversitesinde, Çağdaş Türk Edebiyatları Bölümünde Araştırma Görevlisi olan Zeynep Kömür ise Kazak aydını Muhtar Avezov’un hayatını ve onun Abay Yolu adındaki romanını değerlendirdi. Bu eserin içinde ilginç veriler de yer alıyor.

Değerlendirme Oturumu

Değerlendirme Oturumu

Mimar Sinan Üniversitesi’nden gelen Merve Rabia Meral ise yüksek lisans tezinin (danışmanı: Prof. Dr. Abdulvahap Kara) Türk Dünyasında alfabe değişmeleri konulu bölümünden ilginç bilgiler sundu. Anlatılanları dinlerken böyle bir konuyu çalışırken dilcilerin de desteğinin gerekli olduğu kanaatine vardım.

Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Caner Taşatan, tıbbî kayıtlar ve bunun sorumlulukları hakkında çok ilginç tespitlerde sundu. Hasta hekim ilişkisinden ve özellikle hekimlerin hastadan aldıkları bilgilerin kaydını tutma zorunluluklarından bahsederek bu alandaki hukuki yükümlülükleri ve sorumlulukları ele aldı.

Son olarak, Erol Özvar’ın danışmanlığında İktisat Fakültesi’nde tez yapan Zeynep Günay, 1923-1980 yılları arasında Türkiye’deki sanayileşme sürecini ele alan ve özellikle ithal ikamesi üzerine odaklanan bir bildiri sundu.

Gün boyu devam eden bu bildirilerin hemen hepsi de ilginç ve öğreticiydi. Tebliğlerin sonundaki tartışmalar, sorular ve katkılar en az tebliğler kadar faydalı oldu. Keşke böyle sempozyumlar daha bir sıklıkla yapılabilse. Bu sayede hem akademisyenler, hem de bu yola adım atan genç araştırmacılar yararlanacak, sonuçta üniversitedeki bilimsel canlılık artacaktır.

Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Sempozyumundan Yansımalar Reviewed by on . Prof. Dr. Ahmet Kanlıdere 21 Mayıs 2015 tarihinde ORDAF ile Marmara Üniversitesi'nin birlikte düzenledikleri Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Sempozyumunda ge Prof. Dr. Ahmet Kanlıdere 21 Mayıs 2015 tarihinde ORDAF ile Marmara Üniversitesi'nin birlikte düzenledikleri Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Sempozyumunda ge Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: