Cuma , 18 Ağustos 2017

Giriş » Açık Görüş » Ortadoğu’da Kim Nerede Durmalı?

Ortadoğu’da Kim Nerede Durmalı?

14 Kasım 2014 Kategori: Açık Görüş A+ / A-

İbrahim Elkoca*

“Tarih, hiçbir milletin önüne çözemeyeceği problemler koymaz”. Bir yerde problem varsa, orada çözüm de vardır. Bugün Ortadoğu’da, özellikle Suriye-Irak ekseninde,  tarihin hiçbir döneminde olmayan çapta ve derinlikte büyük bir mezhep çatışması cereyan etmektedir. Bu durum, yaşanan hadiselerin sebebini sorgulatırken mevcut konjonktürün bu duruma nasıl geldiğine ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getirmektedir. 

George Friedman, Gelecek 100 Yıl adlı eserinde, 21.yüzyılda uluslararası sistemi şekillendirmede kilit ülkenin ABD olacağı, diğer devletlerin ise bu yükselişin etrafında şekilleneceği iddiasında bulunur. Geleceğe ilişkin çeşitli spekülasyon ve öngörülerde bulunan stratejistlerin ABD’nin yükselişi veya çöküşü noktasında farklı görüşlerde beyanda bulunması, ifade edilen söylemin hangi ülke menşeli olduğunu akla getirmektedir. Burada asıl olan azınlık veya çoğunluğun görüşünden ziyade yapılan tespitlerin sağlam delillerle destekleniyor olmasıdır. Nitekim, içerisinde çok sayıda denklemin bulunduğu bir yüzyılı basitçe ifade etmeye kalkışmak yanlış öngörüleri de beraberinde getirecektir.

Dünyanın ilgi odağında olan Ortadoğu’da yaşananlar alışılageldik sıradan olaylardan ibaret midir? Genel anlamda Ortadoğu’nun,  özelde ise Mezopotamya’nın insanlık tarihi kadar eski medeniyetlere ev sahipliği yaptığı, bölgede ortaya çıkan uygarlıkların burada konuşlanmasında bölgenin verimli topraklarıyla zengin yer altı kaynaklarının etkili olduğu malumdur. Bölgenin üç semavi dinin beşiği olması ise ayrı bir boyut olarak değerlendirilmelidir.

20. Yüzyılın Problemleri

Eric Hobsbawm, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından SSCB’nin çöküşüne kadar olan dönemi Kısa 20. Yüzyıl adlı eserinde ayrıntılı bir şekilde irdelerken, eserin girişinde günümüzde yaşananların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacak mahiyette tarihçilerden antropoloğa, sanat tarihçisinden Nobel ödüllü yazara kadar değişik meslek gruplarından on iki kişinin 20. yüzyıla dair görüşlerine yer verir. On iki kişinin görüşünden çıkan ortak sonuç; 20. yüzyılın dehşet verici gelişmelere ev sahipliği yapmış olmasıdır. Bu yüzyıl, kimilerine göre katliamlar ve savaşlar yüzyılı, kimilerine göre insanlık tarihinin en şiddetli yüzyılı, kimilerine göre ise bilimdeki ilerlemeye rağmen bütün hayalleri ve idealleri yıkan bir yüzyıldır. Ancak 20. yüzyıl, yaşanacak hadiseleri daha sağlıklı okuyarak, geçmişte yaşananlara kayıtsız kalmaksızın üzerinde düşünülmesi gereken ve geleceğe dair parlak adımların atıldığı bir fırsat yüzyılı olarak da addedilebilir. 20. yüzyıl neredeyse zamanın en hızlı aktığı, hadiselerin en keskin sonuçlarla sonuçlandığı ve birçoğumuzun kaderinin şekillendiği daha önemlisi 21. yüzyılda yaşanan hadiselerin zihnimizde temellendirilmesi ve açıklığa kavuşturulması hususunda bizlere yol gösterici bir dönem olma özelliğine de sahiptir.

Irak Örneğinde Gözlemler

Kasım 2013’te, diplomatik görevle bulunduğumuz Irak’ta, ülkede yaşanan mezhep çatışmasını müşahede fırsatı bulmuş biri olarak, daha o günlerde geleceğe yönelik tahminlerimizde kara bulutların bölgenin üzerini kapladığını fark etmiş, bölgedeki gelişmelerin olumlu bir çizgide ilerleyeceğine olan inancımız sekteye uğramıştı. Nitekim, gözlemlerimiz bizi yanıltmadı ve bölgedeki yönetim boşluğu ve hukuksuzluk beraberinde başıbozukluğu ve çatışmayı getirdi.

Meseleye tarihi perspektiften bakılacak olursa, Avrupa’nın 17. yüzyılda yaşadığı sürecin bir benzeri bugün Ortadoğu’da yaşanıyor. 17. Yüzyılda Avrupa’yı sarsan Otuz Yıl Savaşları’nın Avrupa’da yarattığı yıkım azımsanacak ölçüde değildi. Otuz Yıl Savaşları Westfalya Anlaşmasıyla sonuçlanmıştı. İmzalanan barış anlaşması, Avrupa tarihi ve coğrafyasının kaderini belirlemesi açısından büyük öneme sahip olduğu gibi, bugün Ortadoğu’da Şiilerle Sünniler arasında yaşanan mezhep çatışmasını doğru okumak açısından da bizlere ışık tutmaktadır. Bir diğer deyişle, Müslüman toplumlar Avrupa’nın tecrübe ettiği bu çatışmayı kendi bölgesinde birkaç yüzyıl gecikmeyle çağımızda yaşamaktadırlar.

Türkiye ve Ortadoğu

Değişim ve dönüşüm hareketlerinin baş döndürücü bir noktaya evirildiği günümüzde yaşanan bu problemler er veya geç bir gün dinecek, bölge barış, huzur ve istikrarını tesis edecektir. Burada önemli olan bölgeye istikrarın geliş sürecinde Türkiye’nin stratejik bir pozisyon alarak doğru yerde durabilmesidir. Sözgelimi bugün Irak ve Suriye’deki ılımlı Sünni kesimlerin yönetime gelmelerine, siyasi arenada güçlenmelerine destek vermek kısa vadede olmasa da uzun vadede Ortadoğu’daki kaos ve çatışmanın sonlandırılmasında etkili bir fonksiyon üstlenebilir.

Pekâlâ, ne yapılmalıdır? Türkiye’nin 911km’lik sınırı paylaştığı komşu ülke Suriye’de yaşananlara kayıtsız kalması elbette ki mümkün değildir. Türkiye ve bölge ülkeleri, El-Kaide’den ayrılarak Irak ve Suriye’de adım adım mevzilenen ve bu mevzilenişteki büyüme ve güçlenmeyi anılan ülkelerdeki yönetim boşluğuna istinaden gerçekleştiren Ortadoğu’nun acı gerçeği IŞİD ile karşı karşıyadır. Dünyanın dört bir yanından salt “21.yüzyılda savaşa katıldım” düşünce ve heyecanıyla IŞİD’e olan katılımların her geçen gün artıyor olması, masadaki problemin ne denli büyük ve tehlikeli olduğunu göstermesi açısından ayrıca dikkate değer bir meseledir. Ancak Türkiye’nin sınırı geçerek Suriye’ye girmesi halinde ülkede neler yaşanacağını tasavvur etmek çok zor olmasa gerektir. Bölgede devam eden sorunlar sarmalı Suriye ve Irak’ta daha büyük kayıpların olabileceğine işaret etmektedir.

Bugün Ortadoğu’da barış, güvenlik ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmek, ve bu çabaları uzun bir sürece yaymak zorunluluğu vardır. İleride gösterilen bu çabaların ne denli büyük bir anlam ifade ettiği hep birlikte tecrübe edilecektir.  Francis Fukuyama, Ulus İnşası adlı eserinde George W. Bush’un şu sözüne yer verir: “Amerikan askerlerini Irak’a bu ülkenin insanlarını Amerikalı yapmaları için değil, onları özgürlüklerine kavuşturmaları için gönderdim. Iraklılar kendi tarihlerini yazacak ve kendi yollarını bulacaklardır.” Başkan Bush’un sarf ettiği bu iki cümleden ilkine pek itibar edemesek de, ikinci cümlenin gerçekleşeceği ortadadır. Kanaatimize göre; er veya geç Iraklılar kendi kaderlerini tayin edeceklerdir. Aynı husus yanı başımızdaki Suriye halkı için de geçerlidir. Ancak bütün bu gelişmelerden sonra akıllarda kalacak olan husus; tarihin bu akışında kimin kiminle nasıl hareket etmiş olduğudur.

*Diplomatik Ateşe, Dış İşleri Bakanlığı

ORDAF, farklı fikir ve görüşleri yansıtmak amacıyla Açık Görüş kategorisine makale kabul etmektedir. Makalede yer alan görüşler yazara aittir ve ORDAF’ın görüşlerini yansıtmayabilir.

Ortadoğu’da Kim Nerede Durmalı? Reviewed by on . İbrahim Elkoca* “Tarih, hiçbir milletin önüne çözemeyeceği problemler koymaz”. Bir yerde problem varsa, orada çözüm de vardır. Bugün Ortadoğu’da, özellikle Suri İbrahim Elkoca* “Tarih, hiçbir milletin önüne çözemeyeceği problemler koymaz”. Bir yerde problem varsa, orada çözüm de vardır. Bugün Ortadoğu’da, özellikle Suri Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: