Perşembe , 19 Ekim 2017

Giriş » Yorum » Ortaafrika Cumhuriyeti Ortalığı Karıştıracak mı?

Ortaafrika Cumhuriyeti Ortalığı Karıştıracak mı?

5 Şubat 2013 Kategori: Yorum A+ / A-

Fransa’nın 1890-1910 arasında sömürgeleştirdiği ve topraklarından akıp giden iki nehrinden dolayı Ubangi-Şari adını verdiği bölge bağımsızlığını elde etmesinden iki sene önce 1958’de Ortaafrika olarak isimlendirildi. Bu ülkede son bir ayda yaşananlar isyanlarla dolu tarihine yeni sayfalar ekletecektir.

Bağımsızlık yolunda büyük mücadele veren ve misyonerlerin elinde yetişen Barthélemy Boganda’nın 1959 yılında geçirdiği uçak kazasında ölünce hayali olan Orta Afrika Devletleri adı altında Gabon, Kongo ve Kamerun ile ülkesini aynı idare altında birleştirme niyeti bir daha gerçekleşmemek üzere kapandı. Ortaafrika Cumhuriyeti 1960’da müstakil olur olmaz devletbaşkanı olan Boganda’nın yeğeni David Dacko 1966’da kendi yeğeni Jean-Bedel Bokassa’nın askeri darbesiyle devrildi. Ülkesini büyük bir baskı altında tutan Bokassa, Libya’nın o dönemde ele avuca sığmaz lideri olan Muammer Kaddafi’yle yakınlığı sebebiyle Selahattin adıyla Müslüman olduysa da bir müddet sonra bundan vazgeçip yine Hıristiyanlığına döndü. 1977 yılında kendisini imparator ilan etti ama fazla geçmeden 1979’da askeri darbeyle yıkıldı ve yerine David Dacko ikinci defa geçti. Ortaafrika diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi bir kere darbelere alışınca sıkça buna maruz kalmasını gelenekselleştirmişti. General André-Dieudonné Kolingba 1981 yılında yaptığı askeri darbeyle iktidarı ele geçirdi ve 1993 yılına kadar da konumunu korudu. Ancak ülkesine yaptığı en büyük iyilik kendisinden sonra demokratik seçimlerin gerçekleşmesi için zemini hazırladı ve Ange Félix Patassé devletbaşkanı oldu. On yıllık bu rahatlama dönemi 2003 yılında general François Bozize’nin Çad devletinden aldığı askeri ve milis desteğiyle yeni bir darbe gerçekleştirdi. Misyonerlerin iyi bir eğitiminden geçen ve fanatik bir Protestan olan Bozize ülke genelinde eskiden beri var olan direniş hareketlerini bastırmak için epeyce uğraştı.

2004 yılında Ortaafrika Cumhuriyetinde yeniden gerginlik başladı ve çok sürmeden birçok bölgeye yayıldı. 40 yıllık bağımsız devlet, komşu ülkelerin araya girmesiyle 2006’da belli bir barış ortamı elde etti. 2007’de bazı olaylar yaşansa da yapılan barış anlaşmasıyla iç dengeler yerine oturacaktı. Özellikle milli uzlaşı hükümeti kurulacak ve tüm taraflar devlet idaresinde yer alacaklardı. İsyan eden grupların liderleri bu sürecin bir parçası olarak düzenli orduya alındılar. Ancak bir süre sonra François Bozize oğlunu savunma bakanı ve ordu komutanı yaptı, ailesinden birçok kişiyi meclise vekil olarak seçtirdi. Muhaliflere karşı baskı uyguladı, bir kısmını ortadan kaldırdı, bazılarını da tuttuğu hapishanelerde işkence dahil kötü muamelelerden geçirdi.

2012 yılı sonuna kadar sabreden isyankar gruplardan on ikisi yerli Sango dilinde “ittifak” anlamına gelen Seleka adıyla birlik oluşturdular ve ülkenin kuzey, doğu ve merkez olmak üzere üç tarafından 10 Aralık günü saldırıya geçtiler. Bir ay gibi kısa sürede ülkenin %80’nini ele geçirdiler. Ortaafrika ordusu uzun yıllardır ülkenin iç kesimlerinde zaten etkili değildi ve tamamen başkente çekildi.

Ortaafrika Cumhuriyeti ve Uluslararası İlişkileri

54 Afrika ülkesinden denizle kıyısı olmayan 16’sı arasında Ortaafrika da bulunmakta olup Atlas okyanusu ile karayolu ulaşımını Kongo Cumhuriyeti ve Kamerun üzerinden yapmaktadır. Fransız Batı Afrika Sömürge valiliği gibi Fransız Ekvator Afrikası Sömürge Valiliği vardı. O dönemin bir devamı olmak üzere 1985 yılında faaliyete geçen Orta Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (Economic Community of Central African States (ECCAS) içinde Angola, Burundi, Çad, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ekvator Ginesi, Gabon, Kamerun, Kongo Cumhuriyeti, Ortaafrika Cumhuriyeti ile Sao Tome ve Principe dahil 10 ülke bulunmakta ve bunlar Batı Afrika Ekonomik Topluluğu ECOWAS gibi hareket etmektedirler. Halen dönem başkanlığını Çad devletbaşkanı İdris Deby İtno yürütmektedir. 2003 yılında iç kargaşa dönemi geçirdiği günlerde bu ülkeye Orta Afrika Çokuluslu Gücü (FOMAC) yerleştirildi. Şu anda çoğu Çad devletinden olmak üzere bu güçte Kongolu, Kamerunlu ve Gabonlu yaklaşık 800 asker bulunmaktadır. Bunlar başkent Bangui’ye 75 km. kuzeyde bulunan Damara şehrinde konuşlanmış bulunuyorlar. Şayet bu birlik olmasaydı başkent Bangui de isyancıların eline geçmiş olacaktı. Zira bu birliğin komutanı Jean Felix Akaga eğer Damara’da isyankarlar kendilerine karşı silah kullanacak olurlarsa bunu savaş sebebi sayacaklarını ve diğer dokuz çevre ülkeyi karşılarına almış olacaklar diyerek daha güneye inişlerini durdurdu. Seleka bu riski göze alamadığı için Gabon’un başkenti Libreville’de 7 Ocak 2013 günün başlayan görüşmelere 15 kişilik kalabalık bir heyetle gitti.

Fransa’nın nüfuzu bu eski sömürgesinde zaman zaman azalsa da devamlı askeri birliği hazır bulunuyordu. Halen bu ülkede 600 askeri bulunmakta olduğu için devletbaşkanı François Bozize bir an evvel isyankarları bastırması için kendisine yardım edilmesini istedi. Ancak son on yıl içinde kendisiyle yakın işbirliği yaptığı Bozize’nin bu talebini meslektaşı François Hollande mevcut askeri birliğinin amacının Ortaafrika Cumhuriyetinde bulunan kendilerinin ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşlarının güvenliğini sağlamak, Fransız menfaatlerini korumayı temin etmek olduğunu açıkça ifade etti. Özellikle mevcut rejimi desteklememek ve başka bir ülkenin iç işlerine karışmamak siyaseti adına askerlerini çatışmalardan uzak tutacağını söyleyerek kesin bir dille reddetti. Kaldı ki Fransa’nın bu ülkede çok menfaati olduğu herkesçe malum olup hassaten başkentin kuzeyindeki Bakouma bölgesindeki uranyum madeninin işletme hakkını 2008 yılında 27 milyon avro ödeyerek alması son yıllarda yaptığı en büyük bağlantılardan birisiydi. Ama ülkede güvenin olmamasını ve de Japonya’da 2010 yılında yaşanan Fukuşima nükleer patlaması sonrası uranyum piyasasında fiyatların düşmesini bahane ederek burayı şimdilik işletmiyor, adeta madenin kapısına kilit vurdu. Her şeye rağmen bugün başkent Bangui’de bu birliğin varlığı halkın her türlü hakaretlerine, Fransız sefaret binasına saldırılarına ve de bayraklarını yırtmalarına rağmen isyankarların Bangui’ye karşı tedbirli davranmalarına sebep oluyor.

Ortaafrika Cumhuriyetinde etkili olan bir diğer ülke Güney Afrika Cumhuriyeti ise burada 400 asker bulundurmaktadır. Elmas ve altın madenlerini işlettiği için buradaki menfaatlerini koruma amacıyla bulundurduğu askerlerinin aslında Seleka’nın başkent Bangui’ye saldırması durumunda derhal karşı koyacağı ifade ediliyor. Ancak bu askeri birliğin yapılan karşılıklı anlaşma gereğince Ortaafrika’da bulunma amacıyla uyuşmuyor. Devletbaşkanı François Bozize için bu güç belki de en fazla umut bağladığı birliği oluşturuyor. Bir de Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Nkosazana Dlamini-Zuma’nın Güney Afrikalı olması biraz daha kendini güvende hissetmesine sebep oluyor.

François Bozize’nin bir diğer destek aldığı devlet adamı ise Benin devletbaşkanı Yayi Boni olup aralarında bir tür Protestanlık ittifakı var. Ancak söz dinlemez ve uzlaşıdan uzak tavrı yüzünden tüm bu desteklerini bir anda kaybedebilir.

Orta Afrika bölgesinde son yılların en etkili lideri Çad devletbaşkanı olup 2008-2009 yılında kendi ülkesindeki karışıklığı askeri konulardaki tecrübesi ve de özellikle Fransa’nın askeri desteğiyle bertaraf etmişti. Ancak ülkesinin güney sınırını oluşturan Ortaafrika Cumhuriyeti ile daima kader birliği içinde oldular. Özellikle Çad vatandaşı çok sayıda kişi bu ülkeye göçerek başkent dahil kuzeydeki pek çok şehirde yaşıyor. Sadece bunların güvenliği için bile askeri müdahale yapabilir. Kaldı ki 2003 yılındaki askeri darbeyle François Bozize’yi hem ordusu hem de milis kuvvetleriyle destekleyen Çad aynı zamanda aradan geçen 10 yıl içinde isyankar grupları destekleyen ülke olarak da bilinmektedir. Başkent Bangui’de başlarına gelen bu belanın arkasında Çad asıllılar ile Sudanlılar görülmektedir. Hatta Seleka’nın her türlü insan ve silah yardımını bu ülkeden temin ettiği iddiaları dikkatle izlenmektedir. Taraflar arasında Libreville görüşmelerini de tavsiye eden İdris Deby İtno olduğu için hiçbir konuda anlaşamasalar dahi, ki en büyük beklenti bu olup Seleka’nın eli daha da kuvvetlenecektir.

Sudan’a gelince 2003 yılından itibaren Darfur bölgesinde yaşanan gerginlik dolayısıyla Ortaafrika ile fazla ilgilenemedi. Her iki ülkenin arasındaki sınır son derece kontrolsüz olup bir kişi çok rahat bir şekilde Çad, Darfur ve Ortaafrika arasında gidip gelebilmekte, istediği işi yapabilecek hareket serbestliğine sahiptir. Güney Sudan ile ayrışmasından sonra Darfur ile daha yakından ilgilenen Sudan artık batı komşusundaki gelişmelerden istese de uzak kalamıyor. Zira Bangui’deki hükümet isyancılar arasında Çadlılar kadar Sudanlıların bulunmasını eleştiriyor. Hatta merkezi hükümetin bazı bakanları her iki ülkeyi Seleka’yı destekledikleri için Nijerya’daki Boko Haram, Kuzey Afrika’daki Mağrip el-Kaidesine benzeterek bir tür Vehhabilik çizgisindeki yapılanma olarak takdim edebilmektedirler.

Ortaafrika’nın batı komşusu Kamerun buraya 120 paraşütçü birlik gönderme kararı dışında bu ülkenin iç işlerine hiçbir şekilde müdahale etmemeye gayret ediyor. François Bozize’nin de meslektaşı Paul Biya’dan pek beklentisi yok.

ABD ve AB üyesi ülkeler bu ülkedeki vatandaşlarını, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası örgütler başkent Bangui ve diğer şehirlerdeki çalışanlarını Kamerun’a çektiler. Zira bu ülkede çok uluslu şirketlerin ve özellikle Çin’in altın, elmas ve kereste işinde çalışan çok sayıda insan bulunuyor.

Seleka-Devletbaşkanı François Bozize arasındaki Kavganın Perde Arkası

2007 yılında isyankar gruplarla yapılan anlaşmalara sadık kalmayan François Bozize bugün ülkesini sadece iç savaşa sürüklemiyor, adeta bölgede sönmesi zor bir fitnenin de fitilini ateşlemek üzeredir. Kısacası Orta Afrika bölgesinde ortalık karışacak bir boyuta doğru ilerliyor. Oğlunu savunma bakanı ve ordu komutanı yapması büyük tepki çekti. Şimdi bu adımından vazgeçti ve onu azletti. Ama mecliste hala yakın akrabasından milletvekili seçtirdiği çok kişi bulunuyor. Anlaşma gereği milli uzlaşı hükümeti kurulacaktı, ama bu bir türlü gerçekleşmedi. Bir müddet isyankarlar silahları bırakıp merkezi hükümette ve de orduda istihdam edildiler. Ama kısa süre sonra muhaliflerin üzerindeki baskılar giderek arttı. Hatta bir kısmı ortadan kaldırılırken, bazıları hapishanede işkenceden öldü veya mahkûm olarak tutulmaya devam ediyorlar. Tüm bu ithamlar karşısında François Bozize ise kendisinin demokratik bir ülke yönettiğini, teröristlere fırsat vermeyeceğini, Libreville görüşmelerine sadece demokrasiye olan bağlılığı dolayısıyla üst düzeyde bir heyetle katılacaklarını ifade ediyor.

İç Savaşın Kaybedenleri ve Kazananları

Öncelikle çocuklar birçok iç savaş yaşayan ülkelerdeki gibi zorla cephelere sürülüyor. Küçücük çocukların ellerine silah verilerek çarpışmaları, habercilik yapmaları, kızların yemek yapmaları yanında askerlerin diğer ihtiyaçlarını karşılamalarına varana kadar gayri insani davranışlara sevk ediliyorlar. UNICEF bu son isyan öncesinde Ortaafrika’daki çocuk savaşçıların 1000 kadarını cepheden eve döndürmüştü. Ancak son gelişmelerle birlikte hem Selaka, hem de ordu 2500 kadar çocuğu yine cepheye sürdü. Bu gerginliğin ilk kaybedeni bu masum çocuklar olacak. İkinci kaybedeni ekonomik kalkınmada dünyanın 187 ülkesi arasında 179. ncu sırada gelen Ortaafrika’nın fakir halkı olacaktır. Altın ve elmas gibi son derece kıymetli madenleri, Fransa’nın adeta üzerine kilit vurduğu uranyum kaynakları ve kerestesi çok uluslu şirketlerin iştahını daima kabartırken halkın büyük çoğunluğu geçimini sağladığı zirai ürünlerinden bile mahrum kalmaktadırlar. Bu savaşın üçüncü ve belki de en fazla kaybedeni Ortaafrikalı Müslümanlar olacaktır. Zira uzun yıllardır merkezi hükümete karşı mücadele eden komutanlardan mühtedi Abdullah Miskin’in ve ikinci büyük grubunun lideri Nureddin Adem’in Müslüman olmaları, dahası bunların arkasında halkının çoğu Müslüman olan Çad ve Sudan devletini suçlanması yeterli sebeptir. Her ortamda Bangui makamları bu isyanın arakasında Ortaafrika’yı İslamlaştırmak isteyen güçlerin olduğunu iddia ederek kendilerinin yıllardır baskıcı rejimlerinin hatalarını örtmeye çalışmaktadırlar. Zira Seleka 12 ayrı gruptan oluşuyor ve içlerinde çok sayıda Katolik isyankar da var ve merkezi hükümetle aralarında bu kilisenin aracılık yapmasını istiyorlar.

Ortaafrika kısmen de olsa İslamiyetle çok erken dönemlerde tanıştı. Zira bu bölgenin hemen kuzeyindeki Çad, Nijerya, Libya ve Nijer ile batısındaki Kamerun’da 1000 yıl hüküm süren Kânim-Bornu Sultanlığı en büyük etkendi. 19. yüzyılda artan bu dine girme faaliyetleri neticesinde Çad’daki Veday ve Bagirmi sultanlıklarının da son üç asırda epeyce etkilerinde kalmıştı. Bu arada kendi topraklarında da doğusundaki Darfur benzeri Darkûtî, Darrûnga ve Darselâmet isimli üç emirlik kurulmuştu. Tüm bu yerel yapılanmalar 1882 yılında İngiltere’nin bugünkü Sudan topraklarına el koymasıyla buradaki askeri birliğini alarak Afrika’nın içlerine, yani bugünkü Çad, Ortaafrika, Kamerun ve Nijerya’nın odaklandığı Çad Gölü havzasında 18 yıl hüküm süren ve Avrupalıların Kara Napolyon unvanı verdikleri Rabih b. Fazlallah’ın Dikve merkezli devletine bağlandılar. Onun 1900’de Fransız sömürge orduları önünde yenilmesi ve öldürülmesi üzerine bölge Müslümanları için kara talih dönemi başladı. Misyonerler özellikle putperestleri kısa zamanda Hıristiyanlaştırmada gecikmediler. Bugün resmi rakamlara göre %15, fakat farklı yerlerde %55’e kadar yüksek gösterilebilen Ortaafrika yerlisi Müslümanlara Çadlı veya Sudanlı gözüyle bakılmaktadır. Oysaki bu ülkede kıtanın bir çok ülkesinde olduğu gibi Çad’dan, Sudan’dan, Kamerun’dan, Nijerya’dan, hatta Senegal ve Moritanya’dan gelerek burada hayatlarını devam ettiren Müslümanlar var. Seleka eğer Damara şehrindeki ECCAS barış gücünü aşıp başkent Bangui’ye doğru ilerlemeye başlarsa buranın özellikle beşinci merkez ilçesinde kalabalık olarak yaşayan Müslümanlara karşı büyük bir kıyım yapılması dahi planlanmaktadır. Zaten iki yıl önce dört camileri yakılan ve bugünlerde başkent sokaklarında serbest dolaşımlarına engel çıkarılan Müslümanlar sömürge dönemi dahil kafalarının kesileceği şeklinde büyük bir tehdit altında hiç kalmamışlardı.

İslam İşbirliği Teşkilatı’na gözlemci üye olan Ortaafrika Cumhuriyeti Müslümanlarının içine düştükleri bu tehlikeli gelişme karşısında her türlü katliamdan korunmaları için derhal gerekli girişimlerde bulunulması gerekmektedir. Aksi takdirde Birleşmiş Milletler veya Afrika Birliği buraya müdahale edene kadar Bangui’deki Müslümanların hayatlarını kurtarmak epeyce zorlaşacaktır.

Ahmet Kavas

Prof. Dr., T.C. Çad Büyükelçisi. 1835-1912 Yılları Arasında Osmanlı İdaresi ile Senusiye'nin Münasebetleri konulu yüksek lisansını veFransızca Konuşulan Afrika'da Modern Arapça - İslam Eğitiminin Gelişmesi, Mali Cumhuriyeti Medreseleri, 1980-1994 Yılları arasında Başkent Bamako'nun Konumu konulu doktorasını bitirdikten sonra bir süre İSAM'da araştırmacı olarak görev yaptı. Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan Kavas, aynı zamanda Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği'nin (ORDAF) Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyor.
Ortaafrika Cumhuriyeti Ortalığı Karıştıracak mı? Reviewed by on . Fransa’nın 1890-1910 arasında sömürgeleştirdiği ve topraklarından akıp giden iki nehrinden dolayı Ubangi-Şari adını verdiği bölge bağımsızlığını elde etmesinden Fransa’nın 1890-1910 arasında sömürgeleştirdiği ve topraklarından akıp giden iki nehrinden dolayı Ubangi-Şari adını verdiği bölge bağımsızlığını elde etmesinden Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: