Perşembe , 19 Ekim 2017

Giriş » Ülke Profilleri » Orta Afrika Cumhuriyeti

Orta Afrika Cumhuriyeti

14 Ocak 2014 Kategori: Ülke Profilleri A+ / A-

Ahmet Kavas

Tarih:

Sahraaltı Afrika bölgesinde yer alan ülkelerden Orta Afrika’nın 19. ncu yüzyıl öncesi tarihi hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Ülkenin ilk yerlilerini Lobaye bölgesindeki ormanda hala yaşayan Babinga ve Pigme toplulukları oluşturmaktadır. Bununla birlikte Çad Gölü’nün kuzeyinde dokuzuncu yüzyılda kurulan ve 11. nci yüzyılda Müslümanlaşan Kânim Sultanlığı’nın sınırlarını Orta Afrika’nın kuzeyindeki bölgeleri içine alacak şekilde genişlettiği bilinmektedir. 16. ncı yüzyılda bu sultanlığın yerini alan ve merkezini Çad Gölü’nün güneybatısına taşıyan Bornu Sultanlığı da kendinden önceki bölgenin hâkimi olan sultanlık gibi Orta Afrika’nın büyük bir kısmını idaresi altına almıştı.

Köle ticaretin arttığı 18. nci yüzyılın ortalarında bugünkü Nijerya ve Sudan topraklarından Orta Afrika ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti arasında tabii sınır oluşturan Ubangi nehri bölgesine gelen köle tacirleri buradan çok sayıda insanı köleleştirerek götürdüler. İşte bu dönemde özellikle tacirlerin ve Nijerya’nın kuzeyinde Osman İbn Fûdî’nin kurduğu Sokoto Halifeliği sayesinde Sahraaltı Afrika’nın en güçlü devletine sahip olan Fülânî savaşçılarının elinden kaçmaya çalışan insanlar Orta Afrika’nın iç bölgesindeki ormanlık alana giderek yerleştiler. Özellikle Kamerun’un kuzeyinde yaşayan Banda toplumu buranın Adamava bölgesine hâkim olan Fülâniler’den kaçarak Orta Afrika’nın kuzeybatısına, Manca etnik grubu ise Ubangi nehrinin kuzeyine yerleştiler. Banda toplumu daha sonra gittikleri doğudaki Dâr Fertit’ten ülkenin güneyine ve tekrar batısına göç ettiler. Ancak bu dönemde Fülâni ve Hevsa soylular da yavaş yavaş bu ülke topraklarına gelerek yerleşmeye başladılar. 19. ncu yüzyıl boyunca köle ticareti yapmak üzere Orta Afrika’nın doğu sınırındaki komşusu Sudan’ın Bahrülgazâl bölgesinden Arap tacirler buraya çok sayıda seferler yaptılar. Ülke toprakları köle ticareti sebebiyle yaşanmaz hale geldi.

Orta Afrika topraklarında yaşayan yaklaşık 80 civarındaki farklı soya mensup toplumlar içinde en etkili olanlar Gbaya-Manca, Banda, Fülâni ve Zande toplulukları olup içlerinde İslâmı en fazla benimseyenler Fülâniler’dir. Gbaya-Manca ve Banda toplumun halen ülkenin yarıdan fazla nüfusunu meydana getirmekte olup özellikle içlerinden Ubangi nehri çevresine yerleşenler ülkenin iktisadi hayatına yön vermektedirler. Çad, Sudan ve Kamerun’dan buraya ilk gelenler arasında çok sayıda Müslüman bulunuyordu ve bunlar umumiyetle ülkenin kuzey bölgelerini tercih ettiler. Kamerun’dan gelen Fülâniler Bouar ile Bocaranga arasını yurt edinirken kuzeydoğu Nijerya’dan gelen Bornulular ise Sara bölgesin yerleştiler. 19. ncu yüzyılın ortalarında Orta Afrika’nın büyük bir kısmı o dönemde Çad’ın doğusundaki güçlü Vedây sultanlığının idaresindeydi ve özellikle Dâr Runga (Rence) ile güneyindeki Dâr Kûti isimli küçük sultanlıklarını kendisine bağlamıştı. Bunlardan ikincisi Bagirmi Sultanlığı emirlerinden Cungultum (Djoungoultoum) da denilen Ömer tarafından 1830’lu yıllarda kuruldu.

Buraya en son göç eden toplulardan birisi olan ve Zande toplumunun kurduğu sultanlık olup reisleri Kogobili’nin bunları bir devlet haline getirmesinin ardından en iyi dönemlerini Angura hanedanı döneminde yaşadılar. Sudan asıllı Zübeyr Rahmetullah isimli mahalli reis 1860’lı yıllarda başlattığı ve 1870’lerin ortasında tamamladığı seferleriyle Sudan’ın batısındaki Bahrülgazâl ve Dârfûr’u ele geçirdikten sonra henüz o dönemde bir Osmanlı eyaleti olan Mısır’a bağladı. Böylece Orta Afrika’nın doğusu ile Sudan’ın güneybatısında yaşayan Zande toplumunun da Mısır’ın hâkimiyetini tanımasını sağladı. Kendisine bu faydalı seferlerinden dolayı paşa unvanı verilen Zübeyir Rahmetullah Mısır’ın Hidivi’nin tayin ettiği Sudan hükümdarı da denen genel valiyle arası açılınca durumu iletmek üzere 1876’da gittiği Kahire’de Hidiv idaresince alıkonarak geri dönmesine müsaade edilmedi. Yerine bıraktığı oğlu Süleyman’a karşı gelen Zande toplumu kendi başına hareket etmeye başladı ve bu toplum halen Orta Afrika’nın kuzeydoğusu, Sudan’ın güneyi ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde yaşamaktadırlar.

1870 yıllarda henüz Zübeyir Paşa’nın emrinde bir komutan iken onun adına Orta Afrika üzerine sefer düzenleyen Râbih b. Fazlallah babasını serbest bırakmak için Mısır ile mücadeleye girişen Süleyman b. Zübeyir ile beraber hareket eden komutanlardan ayrıldı ve Afrika’nın içlerine çekilmeye karar verdi. Önce Gribingui’den Yukarı Kotto’ya (Haute-Kotto) olan bölgeyi, Dâr Kûtî’yi, Orta Afrika’yı adeta ikiye bölen Yukarı Şari nehrinin sağ tarafını, Iro Gölü kıyılarını, Vedây Sultanlığı’nın güneyindeki Dâr-Selâmât’ı içine alan Bandalar’ın ülkesinin tamamını idaresine aldı ve bölgedeki herkesi kendisine itaat ettirdi. Daha sonra yanına aldığı binlerce askerle Bahrülgazâl’a çekildi ve 1879’da Dâr Fertit ile Dâr Rûnga sultanlıklarını da ele geçirdi.

1882’de Orta Afrika’nın iç kısımlarındaki Grinbigi (Grinbigui) nehrinin çıktığı yere ilk karargâhını kurdu. Burada 1885 yılında kadar ciddi bir direnişle karşılaşmadığı için Orta Afrika’nın doğu bölgesinin yarıdan fazlasının hâkimi oldu. Vedây’a tabi kuzeydeki Dâr Selâmât’ı 1886’da ele geçirme girişiminde bulunmuşsa da başarılı olamadı. Yine Mancalar’ın üzerine yürümüşse de direnişleri karşısında çekilip Sara bölgesine yerleşti ve Kalbalar tarafından iyi karşılandı. 1887-1889 yılları arasında Sudan’daki Mehdi hareketi ile irtibata girmişse de kendisini bertaraf etmeyi amaçladıklarını anlayana kadar için bir müddet seferlerini yavaşlatmıştı. Hatta onlara o kadar güvenmişti ki ilk başarılı seferlerinden sonra Sudan’a dahi dönmeyi düşünen Râbih bu fikrinden vazgeçti ve Şari nehri çevresini terk etmemeye karar verdi.

Avrupalı seyyahların Afrika içlerine ilerlemeye başladığı bu dönemde Orta Afrika topraklarına güney tarafından ilk girenler arasında Almanlar, İngilizler, Belçikalılar ve Fransızlar vardı. Bunlardan Bohndorff birincisi 1876-77’de, ikincisi 1881-84 yıllarında olmak üzere iki defa; yine başka bir Alman olan W. Junker 1880-83 yıllarında; Batı Sudan’da Mısır adına bulunan İngiliz F. Lupton Bey 1881-1883’de; yine bunun soydaşı Protestan Papaz Grenfell ise 1884 yılında Saint-Paul des Rapides adlı misyoner teşkilatının bir şubesini ilerde bu sömürgenin merkezi olacak olan Bangui’de kurdu. Bu dönemde oldukça iddialı olan bir ülkede Belçika olup Hür Kongo Devleti adıyla kurduğu bu sömürgesinden Vangele ve Hanssens isimli iki seyyahını 1884 yılında Ubangi nehri bölgesine gönderdi. Fransızlar bütün bu seferleri yakından takip etmişler ve özellikle bu dönemde Belçikalılarla Orta Afrika’daki işgallerine Licona-Nkoundja’yı 5 Şubat 1885’te sınır kabul eden bir antlaşma imzalayarak bölgede en iddialı sömürgeci devletlerden birisi olduklarını gösterdiler. Öyle ki Fransızlar 26 Haziran 1889 tarihinde ileride Orta Afrika’nın başkenti olacak Bangui’nin bulunduğu yere ilk sömürge binalarını inşa ettiler. Avrupalı seyyahların ilk seferleri ile birlikte Afrika’nın bu iç bölgesine gelen sömürgeci girişimciler kurdukları şirketlerinde kölelikten kurtardıklarını iddia ettikleri yerlileri zorla çalıştırmaya başladılar.

Bugünkü Orta Afrika’nın kuzeydoğusunda yer alan Dâr Runga ve güneyindeki Dâr Kûtî önceleri güneydoğu Çad’daki Bagirmi Sultanlığı’na bağlıyken buranın kuzeydeki Vedây Sultanlığı topraklarına katılması üzerine bütün bölge artık bu sultanlığa tabi olarak vergi vermekteydi.

Râbih 1890 yılında Vedây Sultanlığına bağlı Dâr Kûtî’ye ele geçirerek Dâr Rûnga ile birleşti ve burada bir darbe yapıp buranın reisi Kober’i tahttan indirdi. Yerine bir tüccar olan sultanın yeğeni Muhammed es-Senûsi’yi geçirdi ve Dâr Kûtî’nin yeni hâkiminin kızı ile oğlu Fazlullah’ı evlendirdi. Aynı yılın Aralık ayında da burada hâkimiyetini iyice tesis ettikten sonra ayrıldı. Muhammed es-Senûsi burada henüz Müslüman olmayan yerlileri İslamlaştırdı.

Fülâniler’den kaçarak buraya gelen ve daha sonra Vedây Sultanlığı’nın idaresine giren Banda toplumunu idaresine alan es-Senûsi’nin kurduğu ve kendisine merkez yaptığı N’délé şehrinde çok sayıda Müslüman yaşıyordu. Râbih askerlerini umumiyetle çoğunluğu Müslüman olan ve daha önce Vedây Sultanı’nın Bagirmi’yi ele geçirmesinde etkili olan bu toplumdan alıyordu. Bunları Sudan’da iken Mısırlılar’ın verdiği Osmanlı askeri eğitimi ile eğitip onları Türkçe bir kelime olan “bölük” denilen sınıflara ayırdı ve komutanlarına “emîrü’l-bayrak” adını verdi. Fransız sömürgeciliği sırasında da bunların askerlik ve işçilikteki kabiliyetleri dikkatlerinden kaçmamıştı. Manca toplumu ise daha ziyade gıda maddeleri üretmekteydiler. Kısmen Müslümanlaşan Kreyş kabilesi ise daha sonra güneybatı Sudan’a göçere Orta Afrika’dan ayrıldı.

1890 yılında Râbih tarafından ele geçirilen Dâr Kutî Vedây Sultanlığı’na vergi vermekteydi. Buranın yeni hâkimi Fransızlar’ın bölgede başlattıkları işgal faaliyetlerine oldukça tepkiliydi. Hatta 8 Nisan 1891’de Çad Gölü’ne ilerlemek isteyen Fransız Crampel’i N’délé’nin kuzeyindeki 1883’de kurduğu Şâ isimli kasabada öldürdü. Diğer taraftan Râbih ise kuzeydeki seferlerine devam etti ve 1893 yılında Bagirmi’yi eline geçirdi. Bir yıl sonra tarihi Bornu Sultanlığı’nı da idaresine alan Râbih buranın hâkimi Haşim’i öldürdü ve ama Bornu’nun merkezi Kûka’ya yerleşmek yerine Çad Gölü’nün güneyindeki Dikve şehrini kurdu. Böylece Sudan’ın batısındaki Bahrülgazâl bölgesinden Çad Gölünün batısına kadar ve Orta Afrika’nın büyük bir kısmını içine alan yeni ve güçlü bir devlet kurmuş oldu.

1891-1894 yılları arasında Fransızlar Ubangi nehrinin kuzeyindeki küçük sultanlıklardan Banda Bangassou, Rafay ve Zande reisleriyle himaye anlaşmaları imzaladı. Fransız Kongosu’ndaki vali Brazza Ubangi Şari adıyla kurdukları sömürge birimini idare etmesi için 1 Ocak 1892’de Liotard isimli komutanı görevlendirmişse de o buraya ancak 30 Mart 1892’de gelebildi.

Böylece 19. ncu yüzyılın son çeyreğinde Müslümanlar Orta Afrika’nın merkezinden kuzeyine kadar uzanan bölgeleri tamamen idarelerine almış oldular. Daha önce Vedây sultanının seferlerinden oldukça fazla bunalan Muhammed es-Senûsî için Râbih’in bölgedeki faaliyetleri büyük bir fırsat olmuş ve ona tabi olarak kendi bölgesinde oldukça güçlenmişti. Ne yazık ki bu dönem Fransızlar’ın Çad Gölü havzasını sömürgeleştirmeye başladıkları günlere rastlamaktadır. Vedây Sultanı Râbih’e kaptırdığı yerleri geri alması için komutanlarından Şerafeddin’i gönderdiğinde her ne kadar Bagirmi’yi geri alamadıysa da 1894 yılında Muhammed es-Senûsî’nin seferde olmasını fırsat bilerek Dâr Kûtî’deki Şâ kasabasını yağmaladı ve buradan 3.000 esir alarak Vedây’ götürdü.

1894-1895 yıllarında Fransız işgal güçleri Liotard komutasında Orta Afrika topraklarındaki küçük sultanlıkları birer birer ele geçirmeye başladılar. 1896 yılında ise sömürge komutanlarından Emile Gentil de geldiği Bangui’den hareket ederek Çad Gölü havzasına ilerledi.  

Râbih 1898 yılında Bagirmi’ye bir kez daha gelerek buradaki hâkimiyetini kuvvetlendirdikten sonra ve Fransız komutan Gentil’in buraya bıraktığı askeri birliği dağıttı. İlk Fransız birliklerine karşı başarıyla bölgesini savunan Muhammed es-Senûsî 22 Nisan 1900’de Râbih’in Koussiri Savaşı’nda yenilerek şehit olması üzerine bir müddet sonra Fransızlarla anlaşmak zorunda kaldı. Hatta iki adamını elçi olarak Fransa’ya gönderdi. 1902 yılına kadar geçen sürede es-Senûsî Fransızlar’ın aleyhinde tavır sergiledi ve daha önce yaptığı antlaşmaları iptal ettiyse de 1903’te Fransızlarla bir kez daha antlaşma yapmak zorunda kaldı. Bundan böyle Fransızlar’a karşı tavır takınmayacak, ayrıca her yıl 3.000 kilo kauçuk, 500 kilo fildişi, 200 kilo kahve, 10 sığır, 20 koyun ve üç at vergi verecekti. Karşılığında da Fransızlar kendisine sınırlı sayıda ateşli silah verecekti.

Dâr Kûtî hâkimi Muhammed es-Senûsî’nin 1910 yılında Ouanda-Djallé’yi ele geçirmesi Fransız sömürge idarecilerinin tepkisini çekmeye yetti. 12 Ocak 1911 tarihinde N’délé’de Fransız birlikleriyle karşılaştı ve yerine veliaht tayin ettiği oğlu dâhil yaklaşık 200 adamı savaş meydanında şehit düşerken 400 adamı da yaralandı.

Osmanlı Devleti Afrika kıtasında gittikçe artan İngiliz ve Fransız işgalleri karşısında Trablusgarp vilayetine bağlı Fizan Sancağı’ndaki askerlerden düzenlediği bir birliği 1911 yılında Çad Gölü bölgesine gönderdi. Bu birlik yaklaşık iki yıl süren bölgedeki faaliyetlerinden sonra Trablusgarp’ın İtalya’ya teslim edilmesine bağlı olarak geri dönmek zorunda kaldı. Fakat 1900-1912 yılları arasında Osmanlı Devleti Büyük Sahra bölgesinde yerlilerle işbirliği yaparak Fransızlar’ın Çad Gölü ve çevresini işgal ederek sömürgeleştirmelerini geciktirdi.  

Sömürgecilik dönemi:

İlk defa 1885 yılında Belçikalı seyyahların keşfettikleri Ubangi (Oubangui) nehri sınır yapılarak ülke toprakları Fransa ile Belçika arasında paylaşıldı. Nehrin sağ kıyısında Bangui şehri kuruldu. Bu bölgeye bugünkü Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile arasında tabii sınır oluşturan güneydeki Ubangi (Oubangui) nehri ile ülkenin orta yerlerinden çıkan ve kuzeydeki Çad Gölü istikametinde akan Şari (Chari) nehrinin adı birleştirilerek Ubangi-Şari dendi ve bağımsız devlet kurulana kadar bu isimle tanındı. Dolisie kardeşler tarafından 1889 yılında Bangui şehrinin olduğu yerde ilk sömürge binalarını inşa ederek yerleşime açtılar.

1889 yılında Fransa Bangui diye isimlendirdiği bugünkü başkentin olduğu yere bir kışla yaptı. Fransız hesabına sömürgecilik faaliyetlerini sürdüren Savorgnan de Brazza’nın tayin ettiği Liotard 1894-195 yıllarında Orta Afrika’daki sultanlıkları birer birer işgal etti. 1896’da ise Emile Gentil komutasındaki birlik Bangui’den hareket ederek Çad Gölü istikametine doğru ilerledi. Buradaki misyonerlik teşkilatları sayesinde yerlileri zorla işçi olarak çalıştırmaya başladılar.

Orta Afrika’da gittikçe şiddetini artıran Fransız sömürgeciliğine karşı Manca etnik grubu 1902-1904 yılları arasında başkaldırdı. Çünkü Fransızlar bu insanları her türlü taşımacılıkta acımasızca kullanıyorlardı. Bu arada 29 Aralık 1903’te resmen Ubangi-Şari sömürgesini kurduklarını ilan ettiler ve Fort-de-Possel’i buranın merkezi yaptılar. Orta Afrika 1905 yılında Fransa’nın müstakil sömürgelerinden birisi oldu, 1906 yılında kısmen işgal edilen Çad’ın güneyi de bu sömürgeye dâhil edildi. 11 Aralık 1906’da ise Bangui’yi yeni merkez olarak belirlediler. 1909 yılında Orta Afrika yerlileri kauçuk işinde zorla çalıştırılmaya başlayınca içlerinden kurtulabilenler yaşadıkları yerleri terk ettiler.

1910 yılında Fransa’nın Atlas Okyanusu kıyısında kurduğu Brazzaville merkezli Fransız Kongosu adlı sömürgesine Gabon, Kongo, Ubangi-Şari ve Çad dâhil edilerek Fransız Ekvator Afrikası (Afrique Ekvatoriale Française-AEF) adıyla tek bir idarede toplandı. İçlerinde Fransız sömürgeciliğinin en acımasız uygulandığı bölge Orta Afrika oldu ve yerli halka büyük zulüm yapıldı. Kısa zamanda bu sömürgede 40 civarında Fransız şirketi kurularak yeraltı ve yerüstü kaynaklarının Atlas Okyanusu sahiline en yakın yerleşim mahalli olan Brazzaville şehrine aktarılıp buradan Fransa’ya sevk edilmesi sağlandı. Almanlar Kamerun’daki sömürgelerini genişletmeye başlayınca 4 Kasım 1911’de Orta Afrika’nın batısını Fransızlar’dan aldılar. Birinci Dünya Savaşı boyunca Fransızlar çok sayıda Orta Afrika yerlisini silah altına alarak Avrupa’daki cephelerine sürdüler. Savaşta Almanlar yenilince Fransızlar daha önce bırakmak zorunda kaldıkları yerleri yeniden işgal ettiler. Aynı sömürge idaresi çatısı altında tutulan Çad bölgesi 1922 yılında Ubangi Şari’den ayrılarak müstakil bir sömürge yapıldı.

Orta Afrika halkı içinde özellikle Gbaya toplumu kendilerinden alınan vergi ve Kongo-Atlas Okyanusu demiryolu inşasında zorla çalıştırılmaları yüzünden Fransızlar’a başkaldırmaya başladılar. Diğer yerlilerin de sömürgeciliğe karşı başlattıkları bu mücadele sırasında asıl adı Barka Ngainoumbey olan ve kısaca Karnu diye isimlendirilen şahsın etrafında toplanan yaklaşık 60.000 kişi toplam yirmi farklı yerde Fransız sömürge birlikleriyle çarpışmaya girdi. Fransız sömürge idarecileri o güne kadar Siyah Afrika’da böylesine büyük katılımlı bir başkaldırı ile hiç karşılaşmamışlardı. Orta Afrika bağımsızlık hareketinin ilk önderlerinden birisi olarak tarihe geçen Karnu her ne kadar 11 Aralık 1928’de Nahing’de Franszılar’a karşı yaptığı çarpışma esnasında öldürüldüyse de Fransız Ekvator Afrikası ve Kamerun yerlilerinin sömürgeciliğe karşı Kongo-Wara Savaşı adı verilen bu direniş 1931 yılına kadar devam etti. Bu dönemde Fransızlar’ın yerli halka uyguladıkları zulüm o güne kadar benzeri görülmeyen bir seviyeye ulaştı. Direnişin çıkışında en etkili sebeplerden birisi olan ve 1924-1934 yılları arasında devam eden Kongo-Atlas Okyanusu tren yolu inşası için Fransızlar Orta Afrika’dan 125.000 kişi toplayarak zorla çalıştırmalarıdır. Bunları yeteri kadar beslememeleri, bulaşıcı hastalıklara çare bulmamaları ve ağır iş yüzünden içlerinden 25.000 kişi bu tren yolu inşasında öldü.

Diğer taraftan Orta Afrika’ya ayak bastıkları günden itibaren beraberlerinde getirdikleri misyonerler sayesinde Müslüman ve putperest yerli halktan topladıkları çocukları aldıkları okullarında Hrıstiyanlaştırma faaliyetini de aralıksız devam ettirdiler.

Bağımsızlık dönemi:

Bağımsızlık öncesi Orta Afrika’nın bir devlet olma yolunda ilk mücadelesini verenlerin başında Kamerun sömürgesinin merkezi Yaounde’deki misyoner okulunda yetiştirilen ve Orta Afrika yerlileri içinde 1938 yılında papazlık görevi verilen Bartélemy Boganda gelmektedir. İlk defa 10 Kasım 1945’te Fransız Meclisi’ne Ubangi Şari milletvekili olarak gönderilen Boganda’ya daha sonraki yıllarda iki defa daha bu görev verildi. Yaklaşık 25 sene devam ettirilen yerlileri zorla çalıştırma 1946 yılında çıkarılan bir kanunla yasaklandı. Bu defa da halka zorla Fransızca öğretme girişimi başlatıldıysa da özellikle tüccarlar arasında kullanılan yerli Sango dilinin büyük çoğunluğun kullandığı lisan olmasının önüne geçemediler. Sadece sömürge idaresinde çalışanlar Fransızca öğrenebildiler.

Barthélemy Boganda 28 Eylül 1949’da siyah Afrika’nın Sosyal Gelişmesi Hareketi (Mouvement d’Evolution Social de l’Afrique Noire-MESAN) isimli örgütüyle siyasî faaliyete başladı. Hükümet konseyi başkan yardımcısı olarak Ekvator ve Orta Afrika yerlilerinin kendi ülkelerinin idaresinde söz sahibi olmaları için mücadele etmeleri için uğraştı. Latin Afrika Ülkeleri Birliği adı altında Fransız Ekvator Afrikası’nı oluşturan Fransız Kongosu, Çad, Gabon ve Orta Afrika dışında Belçika Kongosu ile Angola’yı da içine alacak büyük bir devlet kurma fikrini ortaya attı. Eskiden olduğu gibi Fransız Ekvator Afrikası’nı oluşturan ülkelerle bağımsızlık sonrasında da bir federatif yapının muhafaza edilmesi taraftarıydı. Ancak Fransız Kongosu ve Gabon gibi sahilde bulunan ve zengin kaynaklara sahip olanlar bu birliğin derhal bozulmasına karar verince Orta Afrika mecburen tek başına bağımsızlığını ilan etmek durumunda kaldı. 1956 yılında Bangui belediye başkanlığına da seçilen Boganda Fransız Ekvator Afrikası’nın en etkili yerli devlet adamlarından birisi oldu ve 17 Haziran 1957’de bölgedeki bütün sömürgeleri temsilen kurulan meclise başkan seçildi.

1958 yılı Fransız Batı Afrikası ve Fransız Ekvator Afrikası’nın sonu oldu ve her iki sömürge idaresi fesh edildi. Boganda’nın Kongo, Gabon, Ubangi-Şari ve Çad’ı da içine alan Orta Afrika devleti kurma girişimi 2 Kasım 1958’de kendi ülkesi hariç diğerlerinin bağımsızlık ilan etmeleri üzerine gerçekleşmeyince 1 Aralık 1958’de kendi bağımsızlığı ilan etmek durumunda kalan ülke eski ismi olan Ubangi-Şari’yi terk etti ve Orta Afrika Cumhuriyeti olarak tanındı, ilk devletbaşkanlığına da Boganda getirildi. Ancak 29 Mart 1959’da yaşanan bir uçak kazasında Boganda’nın ölmesi üzerine yerine geçici olarak başbakan Doktor Abel Goumba getirildi.

13 Ağustos 1960’da bağımsızlığı herkes tarafından kabul edilen Orta Afrika Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Boganda’nın yeğeni David Dacko oldu. Birleşmiş Milletler Orta Afrika’yı 20 Eylül 1960’da üye kabul etti. 1963 yılında Boganda’nın kurduğu parti ülkenin tek siyasi partisi ilan edildi ve herkes bu partiye mecburi olarak üye yapıldı.

1 Ocak 1966’da David Dacko daha önce Fransız ordusunda subaylık yapan yeğeni Jean Bedel Bokassa tarafından bir askeri darbeyle yıkıldı. Darbeci general özellikle Fransa ile gergin ilişkiler yaşamaktan sakınmadı. 2 Nisan 1968’de Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Orta Afrika ve Çad ile Orta Afrika Devletleri Birliği’ni kurdular. 2 Mart 1972’de kendisini kaydı hayat şartıyla devletbaşkanı ilan eden Bokassa 19 Mayıs 1974’te mareşal unvanını aldı. 1 Eylül 1976 tarihinde Libya’ya yaptığı resmi ziyaretin ardından ülkesinde 31 üyeli Orta Afrika İhtilal Meclisi’nı kurdu. 17-20 Ekim tarihlerinde Orta Afrika’yı ziyaret eden Libya lideri Muammer Kaddafi’nin tesiriyle İslam’ı kabul eden Bokassa Selahaddin Ahmed adını aldı. Ayrıca İhtilal Meclisi’nin üyelerine de İslam’a girmeleri teklifi yapılınca üyelerin bir kısmı ile başbakan Ange Patassé de Mustafa adını alarak Müslüman oldular. Ancak 4 Aralık 1976’da ülkesinin adını Orta Afrika imparatorluğu, kendisini de bir yıl sonra 4 Aralık 1977’de Birinci Bokassa adıyla İmparator ilan etti ve İslam’a girişinin üzerinden fazla bir süre geçmeden tekrar Katolik dinine geri döndü.

20/21 Eylül 1979 gecesi Fransa’nın desteğiyle gerçekleştirilen “Barracuda” operasyonuyla Libya’ya resmi ziyarette bulunduğu sırada Bokassa iktidardan uzaklaştırılıp David Dacko tekrar devlet başkanlığına getirildi. Bokassa Fransa’ya sürgüne gönderildi. 20 Ekim 1986’ya kadar burada kaldıktan sonra ülkesine döndüğünde tutuklanarak yargılandı. Ölüm cezasına çarptırılmışsa da bu cezası ömür boyu hapse çevrildi.

1 Eylül 1981 tarihinde Orta Afrika yeni darbeyle sarsıldı ve general André Kolingba’nın yaptığı darbeyle David Dacko iktidardan uzaklaştırıldı. Uluslararası baskı sonucu Kolingba 1992’de çok partili sisteme geçmek zorunda kaldı ve bu arada Bokassa’yı serbest bıraktı ve eski diktatör 3 Kasım 1996’daki ölümüne kadar Bangui’de yaşadı. 22 Ağustos 1993’te yapılan devletbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu ve 19 Eylül 1993’te tekrarlanan ikinci turu sonucunda eski başbakan Ange-Félix Patassé en çok oyu alarak devletbaşkanı oldu.

1996 yılında başlayan ülkedeki karışıklıklar uzun süre devam etti ve ülkeye Birleşmiş Milletler MISAB adıyla 12 Şubat 1997’de bir askeri güç yerleştirdi, 15 Nisan 1998’de bu gücün yerine gönderilen MINURCA adlı yeni bir güçle değiştirildi. 19 Eylül 1999’da Ange-Felix Patassé ikinci defa devletbaşkanlığına seçildi.

Ülkede huzursuzluğun devam etmesi burada iki askeri üs bulunduran Fransa’nın devamlı müdahale etmesine fırsat veriyordu. 1998 yılında Birleşmiş Milletler de buraya bir heyet göndermek zorunda kaldı. Ülkede 1999’da yapılan seçimlerle her ne kadar Ange-Felix Patassé kazansa da muhalefet bunu kabul etmediği için sonuçlar resmen ilan edilemedi.

15 Mart 2003’de general François Bozizé askeri bir darbeyle iktidarı ele geçirerek Patassé’yi görevden alıp yerine geçti. Yaşanan darbe sırasında ülkenin kuzeyindeki Müslümanlar’dan ve özellikle onları temsil eden komutanlardan Abakar Sabone’nin büyük desteğini gördü. 5 Aralık 2004’te yapılan referandumla yeni anayasa %90 oyla kabul edilirken, 8 Mayıs 2005’te yapılan seçimleri Bozizé %64,60 oyla kazanarak devletbaşkanı oldu. İktidarı ele geçirince ülkedeki farklı inançlara mensup kesimler arasında iktidarın eşit şekilde paylaşılacağı yönündeki kararı gereğince başbakanlık makamına bir Müslüman tayin edeceği sözünü verdi. Ancak Bozizé sadece Dışişleri Bakanlığına Abdou Karim Meckassaoua’yı getirmişse de daha sonra onu Milli Eğitim Bakanlığı’na kaydırdı. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Müslümanların oranı farklı kaynaklarda %15 ile %55 arasında verilmektedir.

Ülkede İslamiyet:

Sömürgecilik öncesi Orta Afrika topraklarının bulunduğu bölgeye Nijerya’dan Hevsa, Kamerun’dan Fülâni ve Güney Çad ile Batı Sudan’dan Arap asıllı tüccarlar gelmeye başladılar. Bölgeye ilk gelen Fransız askerlerinden Emile Gentil’e göre 1800’lerin başında İslamlaşmaya başlayan bölge bu sayede medeniyete açılmıştı.

19. yüzyılın ortalarında ülkenin kuzey bölgelerinde tarihî Bagirmi ve Vedây Sultanlıklarına bağlı Dâr Selâmât, Dâr Rûnga ve Dâr Kûtî gibi küçük sultanlıklar kuruldu. Bunlar sayesinde bölgeye daha önce yerleşen toplumlar kısmen İslam dinine girdiler. Özellikle Dâr Kûtî’yi 1890’da ele geçiren Râbih b. Fazlallah’ın buranın hâkimi yaptığı Muhammed es-Senûsî bölgedeki Müslümanların en önemli temsilcilerindendi.

Fransız sömürgeciliği ile birlikte Orta Afrika’da Müslümanların nüfus artışı durdu ve ülkenin dinî hayatında sadece Katolikler ile Protestan misyonerlerin faaliyet göstermesine müsaade edildi. Müslümanların ülkenin her tarafına yayılmaları 1895-1900 yılları arasında yaşanan Fransız işgali öncesine rastlamaktadır. Bugün ülkenin kuzeyindeki Vakaga eyaletinin bulunduğu yer Dâr Rûnga, merkezi Ndélé olan Bamingui-Bangoran eyaletinin olduğu bölge Dâr Kûtî Sultanlığı sınırları içindeydi. Râbih b. Fazlallah da Sudan’dan ilk defa Orta Afrika’ya geçtiğinde Grinbigui’yi ele geçirerek burayı ilk karargâhı yapmıştı. Kendisi daha sonra kuzeye giderken Dâr Kûtî ve Dâr Rûnga’nın idaresini ise Muhammed es-Senûsî’ye vermiş o da bizzat kendisinin kurduğu Ndélé’yi idarî merkezi yapmıştı.

Vedây, Bagirmi ve bunlara bağlı daha güneydeki küçük sultanlıklarda yaşayan Müslümanlar bir taraftan Sudan ile alakalarını sürdürürdüler, diğer taraftan en fazla kayda değer münasebetlerini ise Akdeniz sahilindeki Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp vilayetinden gelen tüccarlarla alış veriş yaparak dış dünyaya açıldılar. Öyle ki hem Râbih’in, hem de Muhammed es-Senûsî’nin etrafında Trabslugarplı tüccarlar ve danışmanlar vardı.

Fransızlar sömürgecilikle birlikte Afrika’nın bu ülkesine de misyonerlerini beraberlerinde getirdiler ve burada ilk defa Sait Paul des Rapides isimli misyoner teşkilatı 1894 yılında yerleşerek faaliyet göstermeye başladı. 1920’li yıllarda ise Orta Afrika Protestan Kiliseleri adlı Amerikan misyonerleri bölgeye akın ettiler.

İlk defa 1979 yılında devlet başkanı Jean-Bedel Bokassa’nın kısa bir süreliğine de olsa İslam dinine girmesi ile bu din sömürgecilikten bu tarafa ilk defa hür bir şekilde yaşanır oldu. Libya’nın ülkede İslam’ın güçlenmesi için başlattığı girişime daha sonra Suudi Arabistan, Kuveyt, Sudan, Mısır, Fas ve İran da destek verdi.

Müslümanlar Orta Afrika toplum hayatında özellikle ticaret başta olmak üzere hayvancılık, kıymetli taşların ticareti, gıda maddeleri alış verişi, ithalat ve ihracat, kamu hizmeti, diplomatik temsil ve uluslararası kuruluşlarda üstlendikleri görevle bütün olumsuzluklara rağmen etkin konumlarını devam ettirmektedirler.

Ülkedeki Müslüman nüfusun çoğunluğunu Çad asıllılar oluşturmakta olup geri kalanı yerliler arasında bu dine girenlerden oluşmaktadır. Müslümanların tamamına yakınının Maliki mezhebine bağlı olduğu ülkede Ticâniye ve merkezi Senegal’de olan Müridiye tarikatı oldukça yaygındır. Hrıstiyanlar ve yerli inançlara bağlı olanlar arasında herhangi bir dinî kavganın yaşanmadığı ülkede mümkün mertebe hoşgörü hâkimdir.

1950’li yıllarda bütün Sahraaltı Afrika’da görülen İslâmî uyanış Orta Afrika’da da kendini göstermekte ve yerliler arasında bu dinin yayılması karşısında kilise çevreleri büyük bir rahatsızlık duymaktadırlar. Bu yayılmada İslam dininin insanî ve sosyal boyutu üzerine vurgu yapılması, camilerde yapılan faaliyetlerin halk üzerinde müspet tesir bırakması, kamuya ait açık alanlarda yapılan vaaz ve sohbetlerin tesiri, Kurân okullarının sayısının artması ve İslam kültürünün halkın anlayacağı dilde anlatılmasının tesiri önemli yer tutmaktadır. Özellikle daha önce Katolik veya Protestan iken ihtida edenlerin tavırları ve gayretleri daha çoğu genç daha fazla kişinin bu dine girmesine vesile olmaktadır.

Orta Afrika Cumhuriyeti sömürgecilik döneminden kalma Hrıstiyan dinine ait özel günleri resmi tatil kabul ederken Müslümanlar’ın Ramazan ve Kurban Bayramı ile Mevlid gününün de resmi tatil yapılması yönünde Millet Meclisi’ne yaptıkları teklifleri reddedildi. Çünkü bu bayramların ülkede İslam’ın daha da güçlenmesinden çekinmektedirler. Müslümanlar bu özel dinî günleri geldiğinde işyerlerini kapatarak kendi aralarında kutlamalarını yapmaktadırlar.

Müslümanların kurduğu önemli teşkilatlarının başında Orta Afrika Müslüman Görevlileri Cemiyeti (Association des Cadres Musulmans en Centrafrique-ACCM) ve Orta Afrika Müslümanları Birliği (Union des Musulmans de Centrafrique-UMCA) gelmektedir. Bu kuruluşların başlıca faaliyetleri eğitim, dini hizmetlerde çalışacakların yetiştirilmesi, ilmî toplantılar ve sohbetler tertiplemek yanında ülke Müslümanlarının sosyo-ekonomik yönden kalkınmalarına katkı sağlamaktır. Orta Afrika Cumhuriyeti 1997 yılında İslam Konferansı Teşkilatı’na gözlemci üye olarak kabul edildi.

Ülkenin yarısına yakın bir nüfusa sahip olan Müslümanlar Fransız sömürgeciliği döneminde olduğu gibi günümüzde de eğitim, siyaset ve askerlik mesleğinden uzak tutuldukları için iktidar birkaç önemsiz bakanlık hariç Hrıstiyanların elindedir. Müslümanlar genelde elmas ve altın madenlerinin pazarlaması yaptıkları için çok zaman devletin farklı kurumları tarafından suçlanarak cezalandırılmaktadırlar. Geçimlerini temin etmek üzere Kamerun’a çalışmaya giden Müslümanların vatandaşlık hakları kolaylıkla ellerinden alınabilmektedir. Zaten Çad-Sudan sınırına yakın kuzeydoğu bölgesindeki halka Müslüman adı taşıdıkları için diğer bölgelerde yabancı gözüyle bakılmaktadır. Hatta bunlara Senegalliler veya “büyük kaftanlılar” demektedirler.

Toplam 60 sene Fransız sömürgesinde kalan Orta Afrika’da eğitim konusunda hiçbir yatırım yapılmadı. Ülkedeki insanların %40’ı okuma yazma bilmezken halen eğitim seviyesi çok düşüktür. Başkent Bangui’de 12 Kasım 1969’da açılan ve 1971’de eğitime başlayan üniversite dışında devlet okulları yanında 12 Katolik okul bulunmaktadır. Müslüman çocukları en fazla lise sonuna kadar eğitim alama imkânına sahip bulunmaktadırlar.

BİBLİOYOGRAFYA:

Emile Gentil, La chute de l’Empire de Rabah, Paris 1902, s. 24, 56-57, 61, 72-88, 257-259;

Endre Sik, The History of Black Africa, Budapest 1974, IV, 251-256;

Joseph M. Cuoq, Les Musulmans en Afrique, Paris 1975, s.316-318;

Joseph Ki-Zerbo, Histoire de l’Afrique noire, Paris 1978, s. 322, 523;

Abdurrahmân Ömer el-Mâhî, Teşâd mine’l-isti’mâr hatta’l-istiklâl : 1894-1960, Kahire 1982, s. 17-19;

Jean Jolly, Histoire du continent africain, Paris 1989, II, 15-16, 41-42;

Elikia M’Bokolo, Afrique Noire : Histoire et Civilisations, II, Paris 1992, 259, 315, 389;

Muhammad Z. Yakan, Almanac of African Peoples and Nations, New Jersey 1999, s. 41-42, 208;

“Mohammed es Senoussi”, L’Afrique française-Bulletin mensuel du comité de l’Afrique française et du Comité du Maroc, année 1911, 93-95;

Maurice Cortier, “Les Turcs en Afrique Centrale”, L’Afrique française-Bulletin mensuel du comité de l’Afrique française et du Comité du Maroc, Septembre 1911, 320-328;

Grech, “Etude sur le Dar Kouti au temps de Snoussi”, Bulletin de la Société des Recherches Congolaises, 3ème année, 1924 (Brazaaville), sy:4, 19-54;

Pierre Kalck, “Bartélemy Boganda : tribun et visionnaire de l’Afrique centrale”, Les Africains, 1990, III, 107-137;

Raphael Nzabakomada-Yakoma, “Karnou prophète de l’indépendance en Afrique centrale”, Les Africains, 1990, IV, 231-257;

Henri Moniot, “Râbih : émir d’un empire mobile aux confins soudanais”, Les Africains, 1990, IV, 289-309;

Ahmet Kavas, “Afrika’nın Sömürgeleştirilmesi Öncesinde Rabih b. Fazlullah’ın Kurduğu Son Biladu’s-Sudan Devleti ve Fransa’yla Mücadelesi”, Osmanlı Araştırmaları, XX, 9-35, (2000);

Orta Afrika Cumhuriyeti Reviewed by on . Ahmet Kavas Tarih: Sahraaltı Afrika bölgesinde yer alan ülkelerden Orta Afrika’nın 19. ncu yüzyıl öncesi tarihi hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Ülkenin il Ahmet Kavas Tarih: Sahraaltı Afrika bölgesinde yer alan ülkelerden Orta Afrika’nın 19. ncu yüzyıl öncesi tarihi hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Ülkenin il Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: