Cuma , 18 Ağustos 2017

Giriş » Analiz » Irak ve Suriye’nin Şiirsel Sınırları

Irak ve Suriye’nin Şiirsel Sınırları

10 Eylül 2014 Kategori: Analiz A+ / A-

Elias Muhanna

Brown Üniversitesi karşılaştırmalı edebiyat yardımcı doçenti

(Tercüme: Ali Murat Kurşun) 

Merhum tarihçi ve eleştirmen Tony Judt Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’yı “çetrefil, birbiriyle örtüşen diller, dinler, topluluklar ve milletlerden oluşan beraber dokunmuş bir kilim” olarak tasvir etmişti. 1914 ve 1945 dönemi sonrasında, savaşın bir sonucu olarak etnik temizlikler ve sınır çizimleri ile birlikte “neredeyse herkesin artık kendi ülkesinde kendi halkı arasında yaşadığı” yeni ve daha istikrarlı bir Avrupa ortaya çıktı. Mihver Devletleri ordularının yenilgisinden sonra tekrar edilen bir süreç olarak otuz milyon insan 1939 ve 1943 arasında Stalin ve Hitler tarafından yerinden edildi ve dağıtıldı. Almanlar, Lehler, Baltlar, Hırvatlar, Ukraynalılar, Macarlar, Slovaklar, Romanlar, Türkler ve diğer birçokları kıta çevresinde yer değiştirdiler. Sonuç “her zamankinden daha çok etnik olarak homojen bir milli devletler Avrupası” olmuştu.

Benzer bir ulus inşası süreci bugün Irak ve Suriye’de mi yaşanıyor? Avrupa’daki gibi, Birinci Dünya Savaşı’nı takiben Bereketli Hilal boyunca tüm sınırlar çizildi, ve bu sınırların çoğu şimdi milyonlarca mülteci Musul, Halep, Hums ve Rakka’daki çatışma alanlarını terk ettikçe hayali tecritler haline geldi. Bölgenin demografik haritası sürekli değişmekte, ve analistler Irak ve Şam’daki İslam Devleti’nin yükselişinin, Ortadoğu’nun modern sınırlarını oluşturan ve ürettikleri şuanda sökülmüş ve yapaylığı ortaya çıkmış olan İngiliz-Fransız anlaşması Sykes-Picot’nun ölümünün ilanı olduğunu açıklamak için çok zaman harcamadılar.

Müstemleke Ortadoğu’sunu parçalamak anlatısı IŞİD’in propagandasının en önemli parçası. YouTube’a bu yazın başında yüklenen bir video adı Ebu Safiyye olan tatlı dilli Şilili bir savaşçının IŞİD’in siyah bayrağını Irak-Suriye sınırı üzerinde terk edilmiş bir kontrol noktasındaki bayrak direğini çektiğini gösteriyor. Dokunaklı müzik yükseldikçe bayrak dalgalanıyor, ve klipin başlığı, “Sykes-Picot’nun Sonu” yakışıklı sans-serif fontunda ekranda görülüyor.

“Şuanda, Şam tarafındayız,” ya da Suriye diyor Ebu Safiyya araziyi inceleyerek. “Gördüğünüz gibi, bu sözde Skyes-Picot sınırı… Biz bunu tanımıyoruz ve asla tanımayacağız”. IŞİD’in başlangıç için tanıdığı ise aksine Ortadoğu topraklarının çoğunu kapsayan ve daha önceden Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilen tek, sınırsız geniş bir alan. Gurup lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin kendi kendini 1.6 milyar Müslümanın yeni halifesi olarak atamasıyla, Suriye çölünün kumunda bir çizginin onun için ne kadar az önem arz ettiği görülebilir.

Sınırlar hakkındaki tartışmalar her zaman sınırların çevrelediği topraklar ile alakalıdır, sınırların kendileri ile ilgili değil. Bir sınırı tanımak, haritada kesin bir şeklin varlığını onaylamak anlamına gelmektedir, ancak aynı zamanda dünya üzerinde tanımladığı boşluğun uygun olduğunu da kabul etmek demektir: öyle ki o fark edilebilir bir gerçeği sınıflandırmaktadır, tıpkı bir şehrin imar kanunları ya da bir beyzbol rekabetinin coğrafyası gibi. Bugün Irak ve Suriye ne olursa olsun, tutarlılıkları – tarihi fikirler, idari bölgeler ve siyasi simgeler gibi – mevcut sınırlarını çizen İngiliz-Fransız anlaşmasından çok daha eski yüzyıllara dayanmaktadır.

Esasında ortaçağ Arap literatürü ve entelektüel geleneğinde Irak ya da Suriye kadar kosmolojik ve siyasal önem verilen çok az yer bulunmaktadır. Farklı hükümdarların ve cahil idarelerin altına girdilerse ya da büyük küresel imparatorluklar tarafından yutuldularsa da, toprakları dünyanın ana coğrafi bileşeni olma temel statülerini devam ettirdiler.

Ortaçağ kaynaklarına göre Irak ve Suriye’nin yaklaşık sınırları önemli ölçüde günümüz sınırlarıyla örtüşmektedir. Ortaçağ Suriye’si günümüz Lübnan, Ürdün, İsrail ve Filistin topraklarını içerirken ortaçağ Irak’ı ise kuzeyde Tikrit’e kadar uzanmaktaydı. İronik bir şekilde, IŞİD’in elinde tuttuğu toprakların büyük çoğunluğu ortaçağ dünyasında Irak ya da Suriye’nin bir parçası olarak görülmüyordu, daha ziyade Cezire, kuzey Mezopotamya’da İslam tarihi boyunca birçok güç merkezi arasında çekişmeli olan önemli bir sınır bölgesi, olarak biliniyordu.

Yeryüzünün yaratılması bağlamında İslam geleneğine göre, Allah on erdem ve kötülük yarattı ve bunları ilkel topraklar arasında dağıttı. Cesaret ve düzensizlik Suriye’ye giderken, asalet ve ikiyüzlülük ise kendilerini Irak’ta buldu. Batlamyus’u takiben, Arap coğrafyacılar Suriye’yi üçüncü iklime ve Irak’ı dördüncü iklime yerleştirdiler, ikisi de sıcak havalarıyla bilinirler. Suriye lezzetli elmaları, serinletici yağmurlar ve karları, pahalı kokuları ve salgın hastalıkları ile meşhurken Irak mükemmel kâtipleri, taze hurmaları ve plörezi (akciğer zarı iltihabı) ile meşhurdu.

12. yüzyıl Suriyeli şairi İbn Münîr et-Trablusi erkek sevgilisini “bir Fars gibi mağrur, bir Suriyeli gibi hassas / bir Iraklı gibi zarif, bir Hicazlı gibi belagatli,” ve onun Türk aksanlı Arapçasını da “kalbi ısıtan bir şaraptan daha da sarhoş edici” şeklinde tanımlamıştı. Bu coğrafi dilde ifade edilen duygusal çağrışımlar, klasik Arap şiirinde yüzyıllar boyunca etkili olmaya devam etti. Bunlar, Irak Moğol işgalleri öncesinde batıya doğru giden mükemmel kâtipleri tarafından terkedildikten ve Suriye Hindistan tarafından en iyi parfümlerin kaynağı olarak tutulduktan çok uzun süre sonra bile dolaşmaya devam etti. Nüfusları savaş, göç ve çevresel felaketlerle dönüştürülmüş olsa bile, bu mekânların ayırt edici özellikte olduğu duygusu devam etti.

Bu devamın vadesi bir çok yönden Irak ve Suriye’nin önemi açısından erken dönem siyasi ve mezhebi İslam tarihinde dolmuştu. 657 yılında, Hz. Muhammed’in vefatından 25 yıl sonra, Müslüman topluluğu liderlik sorunu üzerine çıkan iç savaş ile karışıklık içine girmişti. Hz. Muhammed’in damadı, Ali ibn Ebu Talip, Irak’taki güç merkezi ile birlikte halife olarak hüküm sürdü. O’na, Suriye’nin güçlü yöneticisi olan, eninde sonunda galip gelecek ve imparatorluğun başkentini Suriye’ye taşıyacak olan Muaviye ibn Ebu Sufyan tarafından meydan okundu.

Ancak ilk askeri karşılaşmalarının sonucu belirsizdi, böylece Ali ve Muaviye bir anlaşma sürecine gittiler. Etkileyici bir şekilde, toplantı şuanda Suudi Arabistan’da olan Dumat el-Jandal’da gerçekleştirildi ki bu nokta Irak ve Suriye’ye eşit mesafede olduğundan dolay özellikle seçilmişti.

Rumuzu el-Ahnaf (eğri ayaklı) olan tatlı dilli bir alim Ali’nin temsilcisi Ebu Musa al-Aşari’ye “İnsanlara Ali’yi takip etmelerini söyle” diyerek tavsiyede bulundu. “Ancak onlar reddederse, o zaman Suriye halkına Irak’ta peygamberin kabile üyeleri arasından bir aday seçmelerini ve Irak halkına da peygamberin Suriye’deki kabile üyelerinden bir temsilci seçmelerini öner.” İkinci bir toplantı bu iki aday arasından halifeyi seçmek üzere toplanabilecekti.

Ebu Musa el-Ahnaf’ın tavsiyesini dinlemedi, ancak tarihi kaynaklar, belki de Suriye halkı ve Irak halkı arasındaki çatışmanın bir uzlaşma ile çözülmesiyle İslam tarihinin ne kadar farklı olabileceğini tahayyül etme yöntemi olarak yine de bunu kaydetti. Aksine anlaşma yerle bir oldu, savaş geri geldi ve topluluk geri dönülemez bir şekilde Sünni-Şii mezhepçiliği yoluna doğru ilerledi.

Suriye ve Irak sadece harita üzerinde bir çift sorunlu şekil değildir ve Birinci Dünya Savaşı’nı takiben sınır çizmek üzere yapılan anlaşmalar modern devletleri hiç yoktan var etmediler; onları çok daha temeli olan şeylerden yarattılar – toplumsal hafızanın karmaşık çalılıkları, şiirde ve düzyazıda çizilen araziler, kroniklerde, sözlü destanlarda ve biyografilerde anılan yüzlerce yıllık siyasi kültür. Bölgenin tarihi bir renklilik ve çeşitlilik tarihidir ve onun yerel coğrafyası uzun süredir tanınan sınırlara, topraklara ve yeni halifenin ve ordusunun sadece kendi yönetiminin tekelini gördüğü yerelliklere sahiptir.

Bu makale ilk olarak New Yorker’da yayınlanmıştır. Makalenin orjinaline erişmek için tıklayınız.

Irak ve Suriye’nin Şiirsel Sınırları Reviewed by on . Elias Muhanna Brown Üniversitesi karşılaştırmalı edebiyat yardımcı doçenti (Tercüme: Ali Murat Kurşun)  Merhum tarihçi ve eleştirmen Tony Judt Birinci Dünya Sav Elias Muhanna Brown Üniversitesi karşılaştırmalı edebiyat yardımcı doçenti (Tercüme: Ali Murat Kurşun)  Merhum tarihçi ve eleştirmen Tony Judt Birinci Dünya Sav Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: