Pazar , 20 Ağustos 2017

Giriş » Açık Görüş » Afrika’nın Hikayesi

Afrika’nın Hikayesi

1 Ocak 2013 Kategori: Açık Görüş A+ / A-
Zubeida Jaffer, “Africa’s Story”,  Africa: The Untold Story – Rwanda after 18 years, 2012, s. 54-64.

Tercüme: Ali Murat Kurşun

Afrika, yer yığınının %20.4’ünü ancak dünya nüfusunun %14.72’sini temsil eden bir milyarlık nüfusun kıtasıdır, ki bu durum yer yığınının %11’ini kapsayan ancak dünya nüfusunun %21’ine ev sahipliği yapan Çin’’in zıttıdır.

Yaygın inancın aksine, dünyanın bu kısmını ilk ziyaret eden kişiler olarak kayıt altına geçenler Çinlilerdir. 2002’de bir replikası mecliste gösterilmiş olan “Da Ming Hun Yi Tu”, Büyük Ming İmparatorluğu Birleşik Haritası, Avrupalıların Afrika’ya yaptıkları ilk seyahatlerden on yıllar öncesine, 1389’a dayanmaktadır. 

Avrupalılar neredeyse bir yüzyıl sonra gelmişlerdir. Afrika yaşamını en çok etkileyen bu sonraki dönem olmuştur.  İşgal savaşları ve bunların neticeleri 1900’lerin öncesindeki üç yüzyılın büyük bir bölümüne damgasını vurmuştur. Güney Afrika’da Hollanda işgali Afrika boynuzuna özgü olan yerel Khoisan topluluğunu neredeyse yok etti. Aynı zamanda, Amerika kıtasına yapılan köle ticareti Batı Afrika’yı ağır bir şekilde altüst etti. 

Afrika’nın doğal kaynakları 1884’teki sömürgeci dürtünün temel odak noktası haline geldi; çeşitli Avrupa ülkeleri insani ve hayvani krallıkların doğal sınırlarına çok da ehemmiyet vermeden topraklarını böldüler. (Kabilevi ve hayvani göç yollarındaki biyolojik çeşitliliği yok eden bu kesiş varlık mücadelesi açısından esastır.)

1884-85 Berlin Konferansı’nda, Büyük Britanya, Almanya, Fransa, İtalya, Portekiz, ve Belçika Kralı II. Leopold Afrika kıtasını etki alanlarına taksim ettiler.  Aynı zamanda şu anda Rwanda’da yaşayan insanların ataları zaten çapraşık sosyal ve kültürel ilişkileriyle bin yıllık bir krallığın  parçası idiler. Bazıları kendilerini, esas toplumsal teşekküllerinden etkin bir şekilde ayrılmış olarak, Uganda’da diğerleri de Kongo’da buldular.

Kenyalı Nobel Barış ödülü sahibi Dr. Wangari Maathi The Challenge of Africa kitabında Berlin Konferansı sonrasında düzenlenen toprakların sömürgeci güçlerin çıkarlarına çok iyi hizmet ettiğini söylüyor. “Kurdukları idareler yetkili yerel halkın hakiki bir şekilde gelişmesi ile ilgilenmediler; onlar ya ana ülkelere olan ham madde akımı ile ilgilendiler ya da onları geliştirme ve yerli halkları “medeni”leştirme ve hristiyanlaştırma adına yeni toprakları sömürgeleştirmeye teşvik edilen beyaz yerleşimcilere örgütsel kabiliyet ve temsil sağlamakla ilgilendiler.”

20. yüzyılın başları Afrika’yı Afrikalıların ellerine geri getirmek üzere ortaya çıkan milliyetçi hareketlere şahit oldu. İkinci Dünya Savaşı Avrupa ekonomilerini enkaza çevirdi. Emperyal projeyi takip etmeye çok az enerji kalmıştı. Bağımsızlık arzusu tam da bu süreç içinde yüksek sesli biçimde seslendirilmeye başlandı. 60ların başlarından itibaren, Afrika ülkeleri sömürgeci efendilerinden bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. Maalesef bu durum dünyanın super güçleri arasında soğuç savaşın başlangıçlarına denk geldi ve Afrika hakimiyet mücadelesinde karıştı. ABD ve müttefikleri Sovyetler Birliği ve Çin ile rekabet ederek etkisini devam ettirmeye çalıştı. Afrika ülkeleri sıklıkla taraf tutmaya zorlandı.

Böyle bir zeminin aksine Ghana devlet başkanı Kwame Nkrumah’ın 1963’te Afrika’nın bölünmesini tersine çevirmeye yaptığı çağrısı havaya gitti. O yeni bağımsız devletlerin egemen bağımsızlıklarından vazgeçerek, son bir kaç senedir yeniden gelişen bir düşünce olan federal bir Afrika Birleşik Devletleri içerisinde devletler haline gelmeleri fikrini savundu. O zaman, Tanzanya devlet başkanı Nyerere hariç diğer tüm hükümetler bu öneriyi reddetti. Kabul edecekleri tek şey eski Amerika Devletleri Teşkilatı model alınarak kurulacak olan Afrika Birliği Teşkilatı’nın kurulması idi.

1980lerin sonunda, Soğuk Savaş giderek sona erdi ve Afrika’daki birçok iç savaş sonlandı. 1989’da Berlin duvarı yıkıldığında Afrika’da çok partili dokuz tane devlet vardı. Güney Afrika 1994’te demokrasiyi tesis ettiğinde, tüm Afrika’nın güneyi kendi içinde barış içerisindeydi. Bugün 54 Afrika ülkesinin 37’si kırılgan ancak demokratik bir şekilde çok partilidir. Kalan 17 devler ise farklı aşamalarda otoriterlikten geçiş dönüşüm sürecindedir.

90ların başında üye ülkeler, kıtayı daha büyük bir birliğe sevk eden yeni kurumların ve programların olgunlaşmasının başlangıcını sağlayan Abuja anlaşmasını imzaladılar. Bu anlaşma nihai bir konfederasyona doğru artan bir şekilde gelişme gösteren AB modeline dayanıyordu ve ABD tarzı federasyon üzerinde bir uzlaşmayı temsil ediyordu.

Başkan Mbeki 1999’da göreve başladığında, kurmayları kıtanın hükümetleriyle lobi yaparak bu anlaşmanın uygulanmasına hız verdi. 8 Temmuz 2002 itibariyle Afrika Birliği resmi olarak kuruldu.

Devlet başkanları Olusegun Obasanjo’nun (Nijerya), Abdulaziz Bouteflika’nın (Cezayir), Hüsnü Mübarek’in (Mısır), ve Abdoulaye Wade’in (Senegal) aktif destekleriyle Afrika Birliği’nin anayasası küçük bir askeri kuvvet ile BM tarzı bir Barış ve Güvenlik Konseyi’nin, bir Afrika Destek Kuvveti’nin ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Konsey’in kurulması için dönüştürüldü. Muhtemelen uzun vadede bunların en önemli olanı bir Birleşik Afrika Meclisi ve İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi kurmak için Afrika Birliği’nin AB’den mülhem Abuja Afrika Ekonomik Birliği Anlaşması’nı uygulamaya koymaya başlamasıdır.

Kwame Nkrumah’ın vizyoner çağrısından 34 yıl sonra aşağıda verilenler kıtanın ileriye gittiğinin bazı belirtileridir.

Afrika’nın:

  • İleride direk seçimlerin de olması ihtimaliyle Midrand’da (Güney Afrika) bir Birleşik Afrika Meclisi vardır.
  • Soykırım ve insanlık suçlarına karşı hareket etmekle görevlendirilmiş Addis Ababa’da bir Barış ve Güvenlik Konseyi vardır. Bu konsey ilk olarak Erken Uyarı Sistemi yoluyla uzlaşma ve arabuluculuk amaçlar ve Akiller Paneli kullanabilir. Bunlar başarısız olduğunda ise Destek Kuvvetleri’ne önderlik eden bir askeri Personel Komitesi vardır.
  • Afrika Yatırım İhracat-İthalat Bankası 1993’te kurulmuş ve 1994 Eylül’den beri Kahire’deki (Mısır) merkezleriyle idare edilmektedir.

Afrika’nın güneyindeki dört ülke – Güney Afrika, Namibya, Svaziland, ve Lesoto – ortak para birimine sahiptir. İkisi hariç tüm on bir Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) üyesinin merkez bankaları ve bakanlıkları para, finans ve mali politikalarda uyum sağlamaya başladılar. Güney Afrika merkez bankasının eski müdürü Tito Moboweni 2021 yılını kıtada tek para birimi hedefi olarak gösterdi. Yerine geçen Gill Marcus ise bu konu hakkında daha öte herhangi bir açıklama yapmadı.

Bu siyasal ve iktisadi alan bir Afrika geleceğine devasa etkiler yaratacak kıta çapında ilk ekonomik projelerin mümkün olmasını sağladı. Öncelikli bir proje ise Kongo Nehri üzerine, bir kıta şebekesini besleyecek ve en az 39GW üretecek dünyanın en büyük hidro-elektrik santralini kurmayı hedefleyen Büyün Inga projesidir. Her birinin %20 ortaklığında Angola, Botswana, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Namibya ve Güney Afrika’nın beş elektrik parastatalından oluşan bir konsorsiyum olan Westcorp ise yakında tamamlanacak olan 39000 MW’lık Inga 3 için 80 milyar dolar sağlayacak. Batılı bağışçılar geri dururken, Asyalı bağışçılar etkilerini arttırmak ve potansiyel pazar payından dolayı açığı kapatıyorlar.

Delhi’deki BJP liderliğindeki koalisyon hükümeti 200 milyon dolarlık yeni bir Hindistan-Afrika fonu başlattı. Japon hükümeti Afrika’yı bir milyar dolan bahşedilen Ticad fonu idaresi altına dahil ediyor. BRICSA birliği ile beraber kıta Hindistan, Çin ve Brezilya ile gelişmekte olan ekonomik bir işbirliğine şahit oluyor.

Kıtada Afrika Gelişme Bankası Grubu, küçükten orta ölçeğe firmalara yatırım yapmakta yerel bankacılık partnerlerini kullanarak, toplamda Afrika’ya en azından 53 milyar dolarlık mutabakat yaptı. Geçtiğimiz bir kaç yıl içerisinde çeşitli yeni fonlar başlatıldı. Başkan Jacob Zuma ve takımının Afrika’da yayılacak olan hızlandırılmış altyapı yayılma planı ile beraber yeni fonlar da akmakta.

Dikkatimizi, arka planda sessizce, bizi tüketici olarak değil bir halk olarak güçlendirecek müdahalelere yoğunlaştırmamız gerekiyor. Ve bu planlardan çokça var. Afrika’nın farklı bir geleceği için sesli bir şekilde konuşan bunlardan bir tanesi Nelson Mandela tarafından başlatılan Barış Parkları Vakfı’dır. Bu asrın en büyük koruma programlarından biri vakfın çalışmalarıyla gerçeğe dönüşüyor. Bu alt kıta için, vahşi yaşam göç yollarını yeniden yaratmayı, ekolojik ve kültürel toprakların ve kırsal bölgelerin sürdürülebilir gelişimini planlayan bir barış vizyonudur. Bu, istihdam üretip turizm imkanlarını arttırırken aynı zamanda hükümetlere ortak endişeler üzerinde karşılıklı hareket gündemi vererek tarihsel olarak gergin olan sınırlardaki stresi düşürmeyi vaat ediyor. Öngörülen sınırlar arası muhafaza bölgeleri 200.000 kilometre kare alanı etkileyecek. Afrika’nın güneyinin haricinde, Rwanda, Kongo, ve Uganda sınırları boyunca dağlık gorilla bölgelerinde barış parkları oluşturma çabaları devam ediyor. Bu, Afrika’nın gelişimini pekiştirecek işbirliğinin önünü açıyor ve yapay olarak çizilen sınırları bulanıklaştırma imkanları yaratıyor.

Afrika’nın Hikayesi Reviewed by on . [su_note note_color="#c2c2bf"]Zubeida Jaffer, “Africa’s Story”,  Africa: The Untold Story – Rwanda after 18 years, 2012, s. 54-64. Tercüme: Ali Murat Kurşun[/su [su_note note_color="#c2c2bf"]Zubeida Jaffer, “Africa’s Story”,  Africa: The Untold Story – Rwanda after 18 years, 2012, s. 54-64. Tercüme: Ali Murat Kurşun[/su Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: