Çarşamba , 26 Temmuz 2017

Giriş » Belge-Tarih » Afrika’dan Amerika’ya Köle Bir Âlimin Öyküsü: Ömer bin Seyyid

Afrika’dan Amerika’ya Köle Bir Âlimin Öyküsü: Ömer bin Seyyid

24 Ağustos 2016 Kategori: Belge-Tarih A+ / A-

Ömer Koçyiğit

Leiden Üniversitesi, Ortadoğu Çalışmaları, Doktora Öğrencisi & North Carolina Üniversitesi Misafir Araştırmacı

Amerika’nın Avrupalı güçler tarafından yeni bir yerleşim yeri olarak kurulması, birkaç yüzyıllık bir tarihe dayanıyor. On altıncı yüzyıldan itibaren, deniz gücüne sahip olan Batı Avrupalı devletler, Amerika’nın doğu kıyısından başlayarak yeni şehirler inşa ettiler. Burada yeni kurulan yaşamın en önemli geçim kaynağı tarımdı ve tarımda ihtiyaç duyulan işçi potansiyeli, köleler yoluyla elde ediliyordu. Bu yüzden Amerika tarihinin en önemli sosyal ve ekonomik boyutlarından biri köleciliktir. Özellikle İngiltere, Hollanda, Fransa ve İspanyalı denizcilerin transatlantik ticaret ağındaki en büyük kazançları köle ticaretinden sağlanıyordu. Bunun bir örneği olmak üzere bu yazıda, on dokuzuncu yüzyılda bugünkü Senegal topraklarından North Carolina’ya köle olarak getirilen Ömer bin Seyyid isimli bir âlimin hayat hikâyesi anlatılacaktır.

Bugün South Carolina eyaletine bağlı olan Charleston şehri, Amerika tarihindeki köle ticaretinin en büyük merkeziydi ve Amerika’ya getirilen kölelerin yarıya yakını bu şehirden kıtaya giriş yapmışlardı. On dokuzuncu yüzyılda bu şehrin yarısından fazlası kölelerden oluşuyordu. Deniz yoluyla bu şehre gelen köleler kendilerini satın alacak iç bölge tüccarlarını bekliyorlar, yetenekleri ve yaşlarına göre biçilen değeri ödeyenler tarafından alınıp yeni yurtlarına götürülüyorlardı. Bu bekleme sürecinde maruz kaldıkları ağır hakaretler ve fiziksel şiddetler yüzünden bir an evvel yeni sahiplerine ulaşmayı ümit ediyorlardı. Kıtadaki Afrikalı kölelerden birisi de, 1807’de Charleston’a getirilen Ömer bin Seyyid’di.

Ömer bin Seyyid

Ömer bin Seyyid, 1770’te Batı Afrika’da, Senegal ve Gambiya nehirlerinin arasında bulunan Futa Toro’da, varlıklı bir aile içinde doğmuştur. Beş yaşındayken babası bir savaşta öldürülmüş, amcası onun yetişmesinde etkili olmuştur. Arapça öğrenip öğretmeye başlayan İbn Seyyid, doğduğu topraklarda ilmî birikimi için yirmi beş yılını vermiştir. Ancak 1807 yılında, 37 yaşındayken, esir olarak tutulmuş ve satılıp Amerika’ya gönderilmiş. Geri kalan 57 yıllık hayatını köle olarak geçiren ve 1864’te vefat eden İbn Seyyid, North Carolina’nın Fayetteville şehrinde medfundur.

1807’de Charlestonlu bir vatandaşa satılan İbn Seyyid, onun ölümünden sonra, 1810 yılında kaçıp uzun müddet kuzeye doğru yürür. Fayetteville yakınlarında yakalanıp hapse atılır. İbn Seyyid hapishanede iken bulduğu kömür parçalarıyla hücresinin duvarlarına serbest kalmak istediğini bildiren Arapça yazılar yazar. O sıralarda okuma yazma bilen bu kölenin satılık olduğu civar bölgelere duyurulmuştur ve “bilinmeyen bir dilde, sağdan sola doğru ustaca yazı yazan” özelliğiyle meşhur olur. 1810’da Fayetteville’ye bir ziyaret için gelen General James Owen, İbn Seyyid’i merak eder ve hapishaneye gelip bu meşhur, ilgi çekici kişiyi görür. Ardından İbn Seyyid’i satın alarak hapisten çıkarır ve memleketine, Bladen bölgesine götürür. İngilizlere karşı yapılan 1812 Savaşı’nda yardımcı general olarak savaşan James Owen, North Carolina’nın aktif siyasetçilerinden ve 1828-1829 yıllarında eyaletin valisi olan John Owen’ın kardeşidir. İbn Seyyid, hayatının sonuna kadar James Owen ve ailesinin kölesi olarak onlarla beraber yaşamıştır. Ona “Meroh” ya da “Moreau” gibi isimlerle hitap eden Owen ailesinin çocukları, İbn Seyyid’i “Meroh amca” olarak tanır. Ramazan ayı geldiğinde orucunu tutan İbn Seyyid’e aile tarafından bir Kur’an-ı Kerim bir de Arapça İncil hediye edilir. James Owen, Fayetteville’deki Amerikan İncil Topluluğu’nun ve bu şehirdeki ilk Presbiteryen Kilisesi’nin adanmış üyelerindendir. Bunun etkisiyle olacak ki, 1820’de Ömer İbn Seyyid, Fayetteville’deki Presbiteryen Kilisesi’nde vaftiz edilerek Hristiyanlığa geçer.

Araştırmacılar, Ömer bin Seyyid’in Hristiyanlığı kabul edişinin zorlama ile olduğunu, kendisinin İslamî yaşantısını gizliden devam ettirdiğini ifade ederler. Yazdığı kitapların satır aralarında da bunları görmek mümkündür.

Ömer bin Seyyid, 1831’de hayat hikâyesini kaleme alır ve eser Hunter isimli, kim olduğu bilinmeyen bir kişinin isteğiyle ve ona hitaben yazılmıştır. Bu otobiyografi 1836’da New York’taki Lahmen Kebby’ye gönderilir ve 1848’de İngilizceye tercüme edilir. Ancak eser, 1925’te New York’taki Amerikan Numizmatik Cemiyeti’ndeyken kaybolmuş, 1995’te Virginia’da bulunarak müzayede ile bir koleksiyoncuya satılmıştır.

Otobiyografiden bir görüntü

Otobiyografiden bir görüntü

İbn Seyyid eserine besmele ve Hz. Muhammed’e salavat ile başlar. Ardından dört sayfa boyunca Mülk Sûresi’nin tamamını yazar. Eseri yazmadan on sene önce Hristiyanlığa geçtiği kayıtlı olan İbn Seyyid’in bu notları oldukça önemlidir. Mülk Sûresi’nden sonra İbn Seyyid, Arapçayı neredeyse unuttuğu için hayatını zor yazabileceğini söylese de, hayatının önemli dönüm noktalarını ve hatırladıklarını kısaca anlatır.

Bundu ve Futa’da yirmi beş sene boyunca kardeşi Şeyh Muhammed Seyyid, Şeyh Süleyman Kimba ve Şeyh Cebrail Abdal’la beraber ilim tedrisinde bulunan Ömer bin Seyyid, ardından doğduğu beldeye dönüp altı sene burada kalır. Ancak 1807 yılında büyük bir ordu gelip birçok kişiyi öldürüp kimilerini esir alır. O esir alınanlardan biri olan İbn Seyyid, okyanus kenarına götürülerek Hıristiyan birine satılır ve büyük bir gemiye bindirilip Atlas Okyanusu’ndaki bir buçuk aylık uzun yolculuktan sonra South Carolina’daki Charleston şehrine getirilir. Charleston’daki köle pazarında onlarca köle ile küçücük bir odada yeni sahibini bekleyen İbn Seyyid’in nasıl onur kırıcı muamelelere maruz kaldığı bilinmez. Fakat bir gün Johnson isimli biri gelip onu satın alıp oradan çıkarır. Johnson, İbn Seyyid’in tarifiyle zayıf, küçük, berbat ve Allah korkusu olmayan bir kâfirdir. Çok zor işlerde çalışmaya zorlanan İbn Seyyid fazla dayanamaz ve Johnson’ın evinden kaçar, orman içerisinde bir aylık uzun bir yürüyüş sonrasında bir yerleşim yerine ulaşır.

Burada bir kiliseye giren İbn Seyyid, namaz kıldıktan sonra at üzerinde bir genç görür. Bu genç, az sonra gelen babasına içeride zenci (Sudanlı) bir adam gördüğünü söyler. Bunun üzerine Hindah isimli bir adam yanında atlı biri ve çok sayıda köpekle gelip İbn Seyyid’i tutar ve on iki mil (yaklaşık 20 km) yürüterek North Carolina’daki Fayetteville’ye getirirler. Bu şehirde bir kiliseye hapsedilen İbn Seyyid, on altı gün boyunca burada tutulur. Ardından dört günlüğüne başka bir eve götürülür. Oradayken General Owen gelip onu satın alır ve Bladen bölgesindeki evine götürür. Ardından ömrünün sonuna kadar bu hanede yaşam sürer.

Ömer bin Seyyid’in Charleston’da kendisine yapılanlardan hayli etkilendiği anlaşılmaktadır. Fayetteville’de kilisede tutulurken onu satın almak isteyen biri Charleston’a gitmek isteyip istemediğini sorduğunda, İbn Seyyid defalarca “hayır, hayır, hayır” diye bağırdığını anlatır. İleriki süreçte de sahibi James Owen, isterse doğduğu topraklara gitmesini teklif etmiş fakat İbn Seyyid oradan ayrılmak istemediğini belirtmiştir. Hatta cevabında, memleketinde eşini ve bir çocuğunu bıraktığını fakat yol uzun olduğu için tekrar yakalanıp başka birine köle olarak satılmaktan korktuğunu bildirmiştir. Otobiyografisinde Owen ailesinden övgüyle bahseden İbn Seyyid’in, Owen ailesinin yediklerinden kendisine de yedirdiklerini, General Owen’ın giysilerinden kendisine de verdiğini, onun kendisini dövmediğini, kötü lakaplarla çağırmadığını, aç bırakmadığını, çıplak gezdirmediğini, ağır işte çalıştırmadığını söylemesinden, bu eve gelmeden önce bu tür muamelelere maruz kaldığı anlaşılabilir.

İbn Seyyid ayrıca Hristiyanlığa geçişini de anlatır. James Owen ve kardeşinin kendisine İncil’den parçalar okuduğunu, böylece kalbinin doğru yola, Hz. İsa’nın yoluna açıldığını söyler. Ancak burada kullandığı dil önemlidir. “Bu Hristiyan ülkesine gelmeden önce, benim dinim Muhammed’in dinidir” diye kurduğu cümlede geçmiş zaman değil, geniş zaman sîgası kullanılmıştır. Sahibinin kontrolünde yazdığı bu hayat hikâyesinde, bu tür ifadeler kullanmak zorunda kaldığı söylenebilir. Afrika’dayken İslam dininin gereklerini yaptığını, abdest için yüz, baş, el ve ayaklarını yıkadığını ve güneş doğmadan önce mescide gittiğini ve ayrıca öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kıldığını tafsilatlı anlatır. Her yıl altın, gümüş, ekin ve sürü hayvanlardan zekat verdiğini, her sene küffara karşı savaşmak için cihada katıldığını, yapabilen herkes gibi Mekke ve Medine’ye yürüdüğü ifade eder.

Babasının altı oğlu ve beş kızı, annesinin üç oğlu ve bir kızı vardır. Otuz yedi yaşındayken memleketinden ayrılmış ve hayat hikâyesini yazdığı 1831’de Amerika’da, bu Hristiyan ülkesinde, ikamet edeli yirmi dört sene olmuştur.

Ömer b. Seyyid'in "Hebrew" notunu yazdığı İncil.

Ömer b. Seyyid’in “Hebrew” notunu yazdığı İncil.

Otobiyografideki hitabında “Ey North Carolinalılar, Ey South Carolinalılar, Ey Amerikalılar” şeklinde bir kullanım göze çarpar. Bu ifadeden sonra Owen ailesinden bahsetmektedir. James ve John Owen’ların babası ve annesinin isimlerini, kaç çocukları olduğunu eşlerinin isimleriyle birlikte detaylıca aktarır. Güzel bir aile/soy olduklarını da hep ifade eder. Hatta bir yerde, “Ey Amerikalılar, sizin bunlar gibi Allah’tan çokça korkan bir nesliniz var mı, var mı, var mı?” diye bir soru da bulunmaktadır.

Sonda ise, “Ben Ömer, Kur’an-ı Azîm kitabını okumayı çok seviyorum” demektedir. Hemen ardından General Owen ve eşinin İncil okuduğunu, kendisine de çokça okuduklarını söyler. “Allah bizim Rabbimiz ve yaratıcımızdır” dedikten sonra “kalbimi İncil’e, doğruluk yoluna aç” diye dua eder. “Hamd alemlerin rabbi olan Allah’ındır, verdiği bütün nimetler için hamdolsun” diye de devam eder. Sonra dua maksadıyla önce Fatiha Sûresi’ni sonra İncil’den Rabbin Duası’nı (the Lord’s Prayer) kaleme alır.

Notlarının olduğu İncil'den başka bir görüntü.

Notlarının olduğu İncil’den başka bir görüntü.

Ömer bin Seyyid’in, hayat hikâyesi dışında, tuttuğu notlar da mevcuttur. North Carolina’nın güneybatısında bulunan Davidson şehrinde bulunan Davidson College kütüphanesinde Ömer bin Seyyid’e ait bir İncil bulunur. Bu İncil 1700’lerin sonunda Cambridge ve Oxford’lu iki profesör tarafından Arapçaya çevrilmiş ve Afrika’daki misyonerlik faaliyetlerinde de kullanılmıştır. İbn Seyyid’in sahibi General Owen, ona bu İncil’i okuması için hediye etmiştir. İbn Seyyid’in bu Arapça matbu İncil üzerinde notları bulunmaktadır. Bundan dolayı bu İncil İbn Seyyid’in İncil’i olarak meşhurdur ve hatta bazı yazılarda bu İncil’i onun Arapçaya çevirdiği yazılıdır ki bu doğru değildir. İbn Seyyid İncil’deki başlıkların üzerine o başlığın İngilizcesini Arap harfleriyle yazmıştır. Örneğin Pavlus’un İbranilere mektubu bölümündeki “İbraniyyin” kelimesinin üzerinde Arap harflerinde “Hebrew” yazılıdır. Başka notlarında ay isimlerini İngilizce olarak fakat Arap harfleri ile yazdığını bildiğimizden, bu başlıklarda da aynı nedenle İngilizce karşılıklarını yazdığı düşünülebilir. Otobiyografisinden anlaşıldığı üzere hayatının ilerleyen dönemlerinde Arapçası zayıflayan İbn Seyyid İngilizce konuşsa da okuma yazma dili sadece Arapçaydı. Bundan dolayı İngilizce ibareleri Arap alfabesinde yazarak kendine kolay bir yöntem edindiği tahmin edilebilir. Bu İncil, Ömer bin Seyyid’in vefatından sonra, John Owen’ın kızı Ellen Guion tarafından, misyonerlik faaliyetlerinde meşhur olan Davidson College’ın kütüphanesine 1871’de hediye edilmiştir.

11 Kasım 1855 tarihli mektup.

11 Kasım 1855 tarihli mektup.

İbn Seyyid hakkında, o yaşarken de öldükten sonra da, Amerika’daki çeşitli gazete ve dergilerde yazılar kaleme alınmıştır. Vefatından önce New York’ta çıkarılan Observer dergisinde William Plumer’in (1802-1880) onun hakkında yazdığı makale gibi, bu yayınlar da onun hakkındaki temel kaynakları oluşturmaktadır. Bir de kendisinin yazdığı bazı notlar bugün North Carolina’daki kütüphanelerde mevcuttur. Bunlardan Ömer bin Seyyid’i birinci ağızdan anlamak, tanımak mümkündür. Örneğin 1819 tarihli bir notunda, doğduğu topraklarda olma arzusunu dile getirmiş, Afrika’ya gitmek istediğini söylemiştir.

Chapel Hill’de bulunan North Carolina Üniversitesi’nin Wilson Kütüphanesi’ndeki nadir eserler bölümünde ona ait iki ayrı yazı mevcuttur. Bunlardan biri 1855 tarihinde yazdığı mektuptur ve miladi 11 Kasım 1855 Pazartesi günü yazıldığı söylenen mektupta gün ismi Arap harfleriyle “Monday”, ay ise November’e işaretle “Nuba/Nuvebe” olarak yazılmıştır. Ayrıca mektubun başında besmeleden sonra Hz. Muhammed’e salavat yer almaktadır. İkinci not ise Ömer bin Seyyid’in 1857’de yazdığı Nasr Sûresi’dir. Bu notta, Nasr Sûresi’nin ilk ayetinin sonuna, Saff Sûresi’ndeki “karîbun ve beşşiri’l-mü’minîn” ibaresi eklenmiştir.

Nasr suresi

Nasr suresi

Kendisi hakkında birçok çalışma yapılan Ömer bin Seyyid, bazı çalışmalarda “Omar ibn Said” olarak geçse de mektuplarından hareketle “Omar ibn Sayyid” demek daha doğru olacaktır. Sadece literatürde değil, sosyal yaşamda da tanınmış olan İbn Seyyid anısına, vefat ettiği Fayetteville’de 1991’de bir cami inşa edilmiş ve bu camiye “Omar ibn Sayyid” adı verilmiştir.

Afrika’dan Amerika’ya Köle Bir Âlimin Öyküsü: Ömer bin Seyyid Reviewed by on . Ömer Koçyiğit Leiden Üniversitesi, Ortadoğu Çalışmaları, Doktora Öğrencisi & North Carolina Üniversitesi Misafir Araştırmacı Amerika’nın Avrupalı güçler tar Ömer Koçyiğit Leiden Üniversitesi, Ortadoğu Çalışmaları, Doktora Öğrencisi & North Carolina Üniversitesi Misafir Araştırmacı Amerika’nın Avrupalı güçler tar Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: