Pazar , 20 Ağustos 2017

Giriş » Analiz » Afrika’daki İsrail, İsrail’deki Afrikalılar

Afrika’daki İsrail, İsrail’deki Afrikalılar

28 Aralık 2014 Kategori: Analiz A+ / A-

Modern dünyanın imkanlarını tanıma ve kullanma konusunda teknoloji ithal eden Afrika ülkelerini büyüleyenler arasında İsrail önemli bir yer tutmaktadır. İsrail yıllardır takip ettiği çok yönlü siyasetin neticesinde Afrika’ya teknoloji ihraç eden en önemli ülkelerden biri haline gelmiştir.

Afrika’da sömürge kuran Fransa, İngiltere, Portekiz, İtalya, Belçika, İspanya ve Almanya dışında İsrail gibi diğer ülke temsilcileri Afrikalı muhataplarıyla konuşmaya başladıklarında kıtayı sömürmediklerini ifade ederek, kıtalı muhataplarına ne kadar iyi niyetle yaklaştıklarını öne çıkarırlar. Adeta sömürebilme imkanları olmasına rağmen, sahip oldukları insani değerlerin buna müsaade etmediği gibi bir tavır takınma ihtiyacı hissederler. Oysa Afrika’dan bakıldığında bu cümleyi kurmak bile Afrikalılara karşı aşağılayıcı art niyetin gizlenmiş ifadesi olarak görülür. ABD, Çin, Hindistan, Japonya, Kanada, Kore vs. gibi ülkelerin, Afrikalıları sömürmemiş olmalarını müspet bir sonuç gibi söylemeleri aslında bu kıtada sömürge kuramamalarıyla mı alakalıdır? Diğer taraftan Afrika’yı asırlarca sömüren ülkeler bile kendilerine yöneltilmiş bütün tepkilere rağmen tüm ilişkilerini askıya almadıkları gibi tam aksine en yoğun ilişki ağları -zorunlu veya alışkanlık eseri olarak- onlarla devam ettirilmektedir.

İsrail’in, 21. yüzyılda bile Filistinlilere en ağır silahlarla saldırması dünyanın gözü önünde saniye saniye cereyan ederken, Afrika’da sömürgecilik yapmamasını bir meziyet gibi her ortamda takdim etmesi sıradan bir söylem olmanın ötesine geçmemektedir. 1948 yılında kurulan bir ülkenin kendi kurulduğu yıllarda biten sömürge çağının siyasetini nasıl takip edeceği zaten bu istikametteki söylemlerini geçersiz kılmaktadır.

İsrail’in Afrika Devletlerine Yönelik Siyasi Yaklaşımı

1958-1973 yılları arasında eski sömürgecilerinden kurtulup bağımsızlığa adım atan Afrika ülkelerini kendi safına çekmek için 5000 teknik eleman tahsis eden İsrail, özellikle Dışişleri Bakanı Golda Meir ile belirlediği hedeflerini adım adım gerçekleştirdi. Fransa’nın ardından dünyada gelişmekte olan ülkeler için tecrübe paylaşımı yapan ikinci ülke olduğu iddiasını her ortamda dile getirdi ve birçok ülkeyi buna inandırdı. Ancak yaklaşık 60 yıldır bilgi ve tecrübe paylaştığını iddia ettiği süreçte gelişmekte olan ülkeler nedense hep geri kalmışlardır. İsrail, henüz kahir ekseriyeti bakir olan, başta elmas olmak üzere önemli madenleri bulunan ülkeler ile birçok bağlayıcı anlaşmalar yaparak aslında üst seviyede ülkelerin el ve ayaklarını bağlamıştı. Bunun karşılığında da gelişme imkanları oluşturmak yerine Afrika’daki yeni devlet idarelerine askeri eğitim, silah ve mühimmat ile istihbarat desteği vermeyi en sağlam ve geçerli yol seçti. Böylece iktidarlarını kaybetmek endişesi yaşayan pek çok yeni ülke yöneticilerini adeta kendisiyle olmazsa olmaz ilişkiler ağına zorladı.

15 yıllık yoğun Afrika siyasetinin ardından 1973’teki Kippour Savaşı ile Afrika ülkeleri topluca İsrail’den uzaklaşmaya başladılar. Bir anda Afrika ile ilişkilerinde 1973 tarihi “kara yıl” olarak algılandı. Ne var ki İsrail bu diplomatik kopukluğun görünürde kalacağını, yıllarca emek verdiği ilişkileri, gizli kapaklı İsrail silahlarının satımını, askeri yardım ve güvenlik sistemlerinin devam ettirildiğini takip eden yıllar içinde gösterdi. Dahası ABD’nin kıtada rejim değişiklikleri için belirlediği süreçlerde; İsrail’in Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Angola, Sudan ve Angola gibi ülkeleri istikrarsızlaştırma siyaseti güttüğü, bu konuda ABD’nin finans ve materyal desteği ile perde arkasındaki ülke olduğu meraklıların en fazla üzerine gittiği ve kitaplar yazdığı bir konuydu. Zaten fazla gecikmeden 1980’li yıllar kıta ile ilişkilerin yeniden başlama dönemi oldu. Mısır’ın önce 1978’de Camp David Anlaşmasını imzalamasıyla başlayan, 1993’te Yaser Arafat’ın Oslo’da Yitzhak Rabin ile görüşmelerinin ardından Beyaz Saray’da el sıkışmaları ile devam eden gelişmeler neticesinde Afrika’da İsrail’e mesafeli duruş sona ermeye başladı. Kıtanın, Filistin davasını kendi meselesi gibi görmesindeki birliktelikten kopmalar gecikmedi. 2010’lu yıllar 1970’li yıllardaki en fazla düşüşün aksine Afrika ülkeleri ile ilişkilerinin sıradanlaştığı, normal görüldüğü, hatta zaman zaman en üst seviyeye ulaştığı dönemdir. 2010’lu yıllara gelindiğinde Sahraaltı Afrika’daki 48 ülkenin bir kaçı hariç hepsinde İsrail resmi olarak temsil edilmeye başlanmıştır. 

İsrail’in Afrika Devletlerine Yönelik Ekonomik Politikaları

İsrail Afrika’nın en basit teknolojilere bile ne kadar muhtaç olduğunu biliyor ve bunu yaygınlaştırarak kıta geneline yaymak için tedbirlerini alıyordu. İletişim teknolojileri için gerekli yatırımları yapıp Afrika ülkelerine aralıksız pazarlamaktaydı. En büyük söylemi bilgi teknolojilerini kıtaya transfer etmek olduğu yönündeki siyasetine muhataplarını kolayca ikna ediyordu. Ne var ki bu söylem sadece İsrail’e mahsus değil, kıtada etkinlik kurma amacı güden tüm ülkelerin iddiasıdır, ama nedense kıta tüm bu aşırı ilgilere rağmen bir türlü kalkınamamaktadır. Aslında amaç kalkınma perdesi arkasında, uluslararası sistemde dengeyi bozmayacak seviyede tutmak için tüm tedbirlerin baştan alınmasıyla alakalıydı. Eğer kalkınsalar bu teknolojileri kime pazarlayacaklardı ? Oysa kalkındırma adına Kıta yerlisi gençlere verilen tüm formasyonlar ve eskimiş olan bu teknik malzemeler ile dünyadaki hızlı gelişmeleri takip etmeleri mümkün değildi.

Afrikalı müttefiklerinin yerel şirketlerine İsrail kurumları bilgi ve beceri transferi sağlayarak onların kendi başlarına kalkınmalarını gerçekleştirecekti. Oysaki İsraillilerin ve Fransa dahil, Avrupalıların iddialarına göre Çinlilerin böyle bir gayreti yoktu ve yerli şirketlerden uzak durmaktaydılar. İsrailli uzmanlara göre bilgiyi paylaşarak iş yapmak kıtada varlık gösteren iş adamlarının amentüleri olacaktı. 2010 yılı verilerine göre; İsrail’in Afrika ülkelerine yıllık ihracatı 1,3 milyar dolarla ancak toplam ihracatının %3’ünü, bunun yarısını bulmayan ithalatının da 600 milyon dolar ile %1’i seviyesinde olduğu gözlemlenmektedir. Buna rağmen Afrika ülkelerinde para ve mal trafiğinin hele yüksek teknoloji gerektiren ürünlerin trafiğinin tam kayıtlarının tutulamadığı dikkate alınırsa bu rakamların açıklayıcı olmadığı varsayılabilir. Zira bunun dışında ortada başka veriler de dolaşmaktadır.

Eskiden devletler eliyle yürütülen projeler yerine son yıllarda özel girişimler ağırlıklı olarak öne çıkmaya başladı. Şimdilerde iletişim, ziraat ve özellikle sulama alanında İsrail’in önde gelen firmaları Afrika’yı adeta kaplamış durumdadırlar. Damlama sistemi ile sulama usullerini geliştiren Netafim şirketi özellikle muz, ananas gibi ürünlerin yetiştirildiği alanlarda çok uluslu şirketlerle çalışmaktadır. 1990’lı yıllarda Nijerya’da Dünya Bankası’nın talebi üzerine pompa ve basınç olmadan sulama sistemleri kurmaya başladı. Kenya, Kamerun ve Senegal gibi ülkelerde 10 dolarlık basit desteklerle üründe %140 artış ve su kullanımını %60 tasarrufla yapabiliyorlardı. Palmiye yağı ve şeker kamışı üretiminde de oldukça iddialı olarak kıtada ciddi yatırım yapan şirketlerle rekabet etmektedir. Çin’in sadece Mali’de kendi ihtiyacı için 15.000 hektar arazi kiralayıp pirinç üretmesi bunun basit bir örneğidir. İsrail için Afrika’nın sıkıntısı rüşvet değil, arazilerinin yabancı yatırımlar tarafından kapışılması karşısında kendisinin nasıl tavır takınacağıdır.        

İsrail’in en kolay nüfuz kurabildiği kıta Afrika’dır ve neredeyse mevcut irtibatlarının çoğu da gizli tutulduğundan ne oldukları hakkında kamuoyları genelde bilgi sahibi olamamaktadırlar. Mühendislik, gıda, sulama ve güvenlik alanlarında öncelikli etkileşim kurmayı tercih ediyorlar. İsrail’in herhangi bir Afrika ülkesi ile ciddi bir sözleşme imzalamadığı hafta yok gibidir. Sadece Fildişi Sahili’nin ekonomik başkenti Abidjan’da bir mahalleye kuracağı doğal gaz santrali ihalesinin bedeli 500 milyon avro değerindedir. Bazı verilere göre; İsrail’in dünya genelinde sattığı ürünlerin %24’ü Afrika pazarlarına gitmektedir.

Afrika kıtasında İsrail’in başlıca partneri olan ülkeler sırasıyla Güney Afrika, Togo, Nijerya, Mısır ve Kenya’dır. Togo ile 2012 yılında karşılıklı ticari işlerinde 191 milyon dolara ulaşılmıştır. Güney Afrika ile ilişkilerinde ağırlığı elmas madeni alımı teşkil ederken, 2013 yılında İsrail’den 423 milyon dolarlık mamul madde ve ekipman satın alınmıştır. Güney Afrika’nın İsrail’e 283 milyon dolarlık kısmı elmas olmak üzere toplam 721 milyon dolarlık kıymetli madenler üzerine yoğunlaşan ihracat yaptığı kayıtlara geçmiştir. Nijerya ise İsrail’den 2012’de 368 milyon dolarlık ticaret yapmışken 2013’de bu 155 milyon dolarda kaldı. Ancak İsrail bu ülkeden yıllık 10 milyon doları geçmeyen alım yapmaktadır. Mısır 2012’de 97 milyon, 2013’de ise 120 milyon dolar ithalat yaparken, İsrail’e ihracatı ise 108 milyon dolar civarındadır. Bunun da büyük bir çoğunluğu anlaşma gereği İsrail’e verdiği ucuz petrol ve gazdır. Kenya ise 2012’de 120 milyon dolar, 2013’de ise 91 milyon dolarlık ithalat yaparken, ihracatı 27 milyon dolarda kalmıştır.

Afrika’da Şaibeli İşler ve İsrail

Togo, Fildişi Sahili, Kamerun ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti 1980’li yıllarda İsrail’le ilişkilerini yeniden düzenlerken, Afrika Birliği 1973 yılında Kippour Savaşı sonrası kestiği ilişkilerini de 80’li yıllarda yeniden tesis etmişti. Fildişi Sahili’nde kanlı rejim değişikliği sırasında Laurent Gbagbo’ya verdiği destek sonrası rakibi ve halefi olarak yerine geçen Alssane Ouattara ile kuracağı ilişkilerine engel olmamıştır. Çünkü İsrail Merkez Bankası başkanı Stanley Fisher, Dünya Bankası yıllarında en samimi arkadaşlarındandı ve halen Afrika’nın en önemli limanlarından Abidjan limanının güvenliği İsrail-Kanada ortak şirketi Visual Defence tarafından sağlanmaktadır. Kongo Demokratik Cumhuriyeti devlet başkanı Joseph Kabila’nın yakın ilişki kurduğu İsrailli iş adamı Dan Gertler elmastan bakıra, kobalt madenine kadar, ziraat endüstrisinden altyapı yatırımlarına kadar pek çok alanda etkindir. Bir çok madende hissesi bulunmaktadır.

Afrika’nın en çok ihtiyacı olan su konusu, zirai üretimde modern usullerin kullanımı, güvenlik ve alt yapı gibi konularda İsrail muhatabı ülkeleri çok rahat etkileyip kendine alan açabilmektedir. Panafrikan bir kuruluş olan ve 1988 yılında Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’da faaliyete geçen Afrika için Su ve İyileştirme (Water and Sanitation for Africa) (WSA) isimli kuruluş 32 kıta ülkesinde faaldir. 2013’te ilk defa kıta dışında İsrail’de bir büro açarak bu alanda özellikle teknolojik destek almayı planlıyor.

Demokrasi konusunda modern dünya ile adeta yarıştığını iddia eden Afrika’da son 20 küsur yıldır yapılan çok partili seçimlerde kazanan taraf daima mevcut devlet başkanları, kaybedenler ise muhalefet partisi olduklarını iddia eden yapılanmalardır. Afrikalı devlet adamlarının şaibeli seçim kampanyalarının arkasında İsrail’in olduğu ve seçimleri kimin kazanması gerekiyorsa ona kolaylıkla kazandırdıkları birçok habere konu olmaktadır. Zimbabve’de Robert Mugabe ve Zambiya’da Frederick Chiluba’nın seçimlerinde İsraillilerin etkin rol aldıkları yönünde haberler vardır.

İsrail için önemli olan ilişki kurduğu ülkenin milli güvenlik sistemini kendi üzerine almak, menfaati için etki ağını ve ticari işlerini o ülkede güvenle genişletip yayabilmektir.

İsrail’in Afrikalıları veya İsrail’in Mülteci Politikaları

İsrail resmi söyleminde kendi ırkından olmayanları kabul etmemesi ile tanınan bir ülkedir. Ne var ki o da sıradan bir dünya ülkesi olduğu için güncel konular onun da zaman zaman kapısını sadece çalmakla kalmıyor, istese de istemese de ülke topraklarında kendilerini hissettiriyor. Bunlardan birisi de kaçak göç ve mülteciler meselesidir. Her ne kadar bir taraftan İsrail’e Afrikalı Yahudileri göç ettirmek için teşvikçi olsa da zaman zaman da bu politikasının bedelini ödemektedir. Bu meseleyi içinden çıkılamaz kılan da Eritreli, Sudanlı, Güney Sudanlı, Etiyopyalı, Senegalli, Güney Afrikalı, Kongolu, Ganalı, Nijeryalı ve Fildişi Sahilinden kaçak gelen göçmenlerdir. 2010’lu yılların başından itibaren haftada 100/200 arasında kaçak göçmenin İsrail’e girmeye başlaması İsrail’in korkulu rüyasına dönüştü. Afrikalılar Mısır-İsrail sınırının Sina Çölü bölgesinden kaçak geçerek, İsrail’e girmektedirler.

Halen 65.000 Sahraaltı Afrikalı mültecinin en büyük arzusu Tel Aviv ve çevresinde yaşayabilme ve çalışabilmektir. Onlar her ne kadar mülteci konumu alma hayali kursalar da İsrail özellikle Eritreli ve Sudanlıları geleceği için tehdit olarak görmektedir. Onların girişini mülteci girişi olarak değil; İsrail’e sızanlar, yani Avrupalıların tabiri ile “inflitrates/infiltrés”, ırkçı Yahudilere göre “karanlıklar/ténèbres” olarak değerlendirilmektedir. Öncelikli olarak Eritre ve Sudan’ın vatandaşları dışındakileri kısa veya uzun vadede sınırları dışına göndermekle tehdit etmektedir. Eritre kendi vatandaşlarını ülkeye geri kabul etmesi için bir engel olmadığını, ama bunun sınır dışı edilmeleri şeklinde yapılmamasını istemektedir. Güney Sudan ise ülkenin henüz barışa kavuşmadığı gerekçesiyle vatandaşlarının bir müddet daha İsrail’de kalmalarını istiyor.

Başlarını sokabilecekleri evleri olmayanlar, Tel Aviv’deki Lewinsky Parkında kendilerine verilen insani yardımlarla yaşamaya çalışıyorlar. Tel Aviv belediyesi halen 40.000 mülteciye hükümetten destek almadan baktığını ve bunun bütçelerine ciddi zarar verdiğini açıklıyor. Yahudi halk bunların İsrail vatandaşı olup iş bulmalarından, haliyle evlerine kadar gelmelerinden korktuklarını, neredeyse kadınların yalnız sokağa çıkmadıklarını, şehirlerini kirlettiklerini ileri sürerek bunlardan devletlerinin kendilerini kurtarmasını istiyor. Hatta devletin resmi rakamlarına göre bunların suç işleme oranı %2,5 civarında iken, bunu %40 gibi abartarak sunuyorlar. İsrail hükumetinin derdi ise hepsini geri göndermek.

İsrail’in, Filistin’i tanımayan iki Afrika ülkesinden birisi olan ve 1993 yılında bağımsız olur olmaz İsrail’i tanıyan Eritreliler ile başı epeyce dertte görünüyor. Sayıları 34.000’i bulan bu insanları kendisiyle ilişkileri iyi olan Uganda, Etiyopya ve Güney Sudan’a göndermek için gerekli girişimleri yapmış ve bu mültecileri bunlardan birine gönderme kararı almıştı. Ama hangi ülke olduğunu bir müddet gizli tutmuştu. Şayet bu mültecileri o ülkeye gönderebilirse karşılığında orada zirai çalışmalara destek verecek, borç para temin edecek, sağlık hizmetlerine yardımcı olacak ve altyapı çalışmalarını destekleyecekti. İsrail bu girişimini geniş açılı stratejik münasebet olarak takdim ediyor. Eritreliler dışında, iş bulmak veya Hartum yönetiminde yaşamak istemedikleri için İsrail’e gelip yerleşen 16.000 Sudanlı için ise farklı Afrika ülkeleri ile görüşülmüş ve bunların da Gana veya Kenya’ya gönderilmesi yönünde özel çalışmalar yapmıştır. Bunların içinde Darfurlu muhalifler var ve geri döndükleri takdirde çatışma bölgesinde ölümle burun buruna geleceklerini ifade etmektedirler. Güney Sudan’dan gelenlerin ise en fazla 750-1500 arasında oldukları tahmin edilmektedir. Yetişkinlerin geri dönüş için Tel Aviv havaalanına getirildiklerinde ellerine 1000 avro, küçüklere ise 400 avro verilerek ülkelerine döndüklerinde mutlu hayat kuracakları hatta vatanlarında ekonomiye katkı yapacakları ileri sürülüyor.

Bunlardan ilk zorunlu dönüşe tabi olanlar 2012 yılı Haziran ayında uçaklarla gönderilmeye başlandılar. Hatta bu geri göndermeye siyaseten kılıf uydurup gönüllü olarak ve Benjamin Netanyahu’nun tabiriyle Yahudi geleneğine saygılı şekilde evlerine dönüyorlar söylemi geliştirilmiştir. Eritrelilerin ise İsrail’de yapamayacaklarını anlamalarının zorunlu olduğu, ama hayatlarını kazanmayı bildikleri için mutlaka başka bir yere gitmeleri isteniyor. 3000 kadar olduklarını zannettikleri Fildişi Sahili’nden gelenlere daha acımasız davranılmaktadır.

İsrail gibi bir ülkeye bu kadar Afrikalının çoluk çocuk aileleriyle nasıl kaçak girebildikleri akıllarda ciddi soru işaretleri bırakıyor. Özellikle Mısırlılar ile Kahire’de yerleşik bazı Afrika kökenli insan kaçakçıları kıtanın farklı ülkelerinden gelip İsrail’e gitmek isteyenleri yük kamyonları ile Sina Çölü’ne yakın bir noktada bırakıyorlar. Kişi başına kaçakçılık ücreti olarak 600 dolar ile 20.000 dolar arasında para ödediklerini kaçak giriş yapanlar itiraf ediyorlar. Yolda, ülkenin doğu sınırını kanunsuz geçtikleri bahanesiyle yakalanıp Mısır hapishanelerine atılanlar; sınırı geçerken Mısır askerlerinin mahkemelerindeki ifadeleriyle kaza kurşunları altında ölen yüzlercesi dikkatlerden kaçmıyor. Hatta bazılarının kasıtlı öldürülerek derhal organ mafyası polis ve hastane üçlüsü işbirliği ile 6/8 saat içinde organlarının alınarak buzluklarla hastanelere taşındığı haberlere dahi konu olmaktadır. 2012 yılında İsrail, Mısır sınırını aşabileceklere karşı 250 kmlik ortak sınırın 120 kmlik kısmına 12 metre yüksekliğinde bir duvarı 400 milyon avro harcayarak inşa etti. Filistinlilere karşı örülen duvarlar dikkat çekerken bundan neredeyse hiç bahsedilmedi. Ayrıca Mısır sınırına yakın Afrikalı mülteciler için 2012’de inşa edilen ve 12.000 mahkumun aynı anda kalabileceği dünyanın en büyük gözaltı kampı inşa edilerek ve aynı yıl içinde 3000 mahkum buraya konuldu. 2012 yılında ise Negev Çölünde Saharonim isimli hapishane benzeri yere ülkelerine göndermeyi düşündükleri pek çok kaçak göçmen yerleştirildi. Bunlara 17 Temmuz 2012 gününe kadar ülkeyi terk etmeleri için süre tanımıştı. Ancak çoğu hala oradadır.

İsrail, Güney Sudanlılar’dan sonra en kolay başlarından defedebilecekleri topluluk olarak Fildişi Sahili vatandaşlarını görüyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve diğer STKların İsrail’den bu insanlara uluslararası haklarını vermesi yönündeki telkinlere karşılık, bunların siyasi mülteci olmadıkları ve çalışmak için geldiklerini ileri sürerek kabul etmeyeceğini söylemektedir.

Saahronim gözaltı merkezindeki bazı kaçak göçmenlere Tel Aviv’deki Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından verilen belge ile ülkenin içine girebilmekteler. Bu yüzden İsrail ülke içinde kaçak işçi çalıştıran şirketlerin kapatılacağı uyarısını sürekli yinelemektedir. Ancak yine de bu kaçak işçiler şehir sokaklarının temizlik işlerinde, otellerde düşük ücretlerle çalışıyorlar. Bunların gelişi ile birlikte İsrail’de çalışma izni olan Filistinliler arasına da rekabet girdi. Kendilerini işlerinden ettikleri gerekçesi ile varlıklarından onlar da rahatsız olmaktadırlar. Dahası Afrikalı iş gücünü fırsat olarak değerlendiren bazı işletmeciler onlara ücretlerini vermemek için gerekli mercilere şikayet ederek sınır dışı ettirerek bu zavallı insanları sömürmekte beis görmemekte ve tehditle onları karın tokluğuna çalıştırmaktadırlar. İsrail Afrikalı mültecilerden kurtulması için alınan tüm bu tedbirler için yaklaşık 130 milyon avroluk bir kaynak ayırmıştır. Ayrıca İsrailli idareciler Afrika ülkelerine resmi geziler yaparak kaçak göç konusunda destek istemektedirler.

1951 yılında kabul edilen uluslararası mültecilik statüsü engeli olmasa İsrail bunları doğrudan ya Eritre’ye, ya da Sudanlıları kendi ülkelerine zorla da olsa göndermek istiyor. Bu işi bitirmek için İsrail’in beş yıllık bir planlama yaptığı biliniyor. Nitekim bu planlamalar çerçevesinde 2013 yılı Haziran ayında aldıkları bir kararla Afrikalı mültecileri kabul edecek ülkenin ismini söylemeseler bile kısa zamanda ortaya çıktı ve bu ülkenin Uganda olduğu anlaşıldı. Ancak uluslararası kuruluşlar bu ülkenin mülteciler için çok güvenli olmadığını ifade ederek karşı çıkmışlardır. 2014 yılı Şubat ayı başında Afrikalı mültecilerden İsrail’i bir ay içinde Uganda’ya gitmek üzere terk edecek olanlara 3.500 dolar vereceklerini ilan ettiler. Uganda ise İsrail ile böyle bir ikili anlaşma yapmadığın ifade etmektedir. Afrikalı sığınmacılar ise başka bir ülkeye gönderilmek yerine mülteci konumu elde etmek için gösteriler bile düzenliyorlar. Oysa 2005 yılında sadece 650 Afrikalıya mülteci statüsü verilmiştir. Geri kalanlara üç ay ile altı ay kullanabilecekleri bir kart verilmektedir.

Diğer taraftan bu gelişmeler İsrail halkı üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurmakta ve sosyal patlamalar olmaktadır. Mesela 13 Mayıs 2012 günü ırkçı Yahudiler Afrika mültecilere ait mekanlara saldırmışlar, evlerini ve iş yerlerini tahrip etmişlerdir.

Aslında bu işin müsebbibi eski İsrail politikalarıdır, ama bugün önemi kalmamış ve unutulmuştur. İsrail, Afrikalılar içinde Yahudi asıllı olduklarını kabul ettiği ve Etiyopya’da yaşayan 130.000 kişilik Falaşa gurubunu 1975 yılında büyük törenler ile kabul etmişti. Arap nüfusuna göre Yahudi nüfusunu arttırmayı planlayan İsrail’in yaptığı en büyük hataydı bu. Sonuçta o insanlar Afrikalıydı, kıtada sıkıntı çeken başka insanların onların yanına gelmeleri engellenemezdi. Nitekim geri kalanları da kısmen de olsa İsrail’e alması için 1991 yılında bu ülkedeki komünist rejimin yıkılmasını beklendi. 48 saatte Salomon Operasyonu adını verilen bir girişimle ve kurduğu havayolu trafiği ile İsrail’e 14 bin Falaşa taşındı. Ancak bunların zengin Yahudi toplumuna entegrasyonu çok zordu ve %60’ı sosyal yardıma muhtaçtı. Nitekim bu topluluğun yarısı fakirlik sınırının altında yaşamaya başladı. Gençleri arasında uyuşturucu ve alkol kullanımı yüksek oranda yaygınlaştı. Aralarında iş bulup çalışanlar oldukça azdı ve özellikle 45 yaş üstünde işsizlik oranı %65 civarındaydı.

Ancak Amerikalı Yahudilerin finanse ettiği ve 600 milyon dolar gelir getiren işlerde çalıştırılan Falaşaların yine de ayrıcalıklı durumları vesilesiyle İsrail Meclisinde Shlomo Molla isimli bir milletvekilleri dahi vardı. Buna rağmen 1990 yılında İsrail devlet bakanı İzhak Şamir Etiyopyalıları gizli Hıristiyan olarak suçlamaktan geri durmamıştı. Bu kadar vaveyla ile İsrail’e getirilen toplumun içinden yüksek derecede görevlere gelenler olsa da üniversite mezunlarından alanlarında iş bulanların oranı %15’te kalırken bu oran Rus asıllılarda %35, İsrail asıllılarda ise %65 seviyesindedir. Bunlardan 2011 yılı başında 8000’ini Etiyopya’ya geri götürme girişimi başlatıldı ama henüz tamamlanmadı. Bu da göstermektedir ki, İsrail Afrika’da kendi menfaatlerini sürdürecek ilişkiler kurarken, kendi ülkesinde de Afrikalı mültecilerden kurtulma planları yapmaktadır.


Bu yazı ORDAF Afrika Araştırmaları Grubu tarafından hazırlanmıştır.

Afrika’daki İsrail, İsrail’deki Afrikalılar Reviewed by on . Modern dünyanın imkanlarını tanıma ve kullanma konusunda teknoloji ithal eden Afrika ülkelerini büyüleyenler arasında İsrail önemli bir yer tutmaktadır. İsrail Modern dünyanın imkanlarını tanıma ve kullanma konusunda teknoloji ithal eden Afrika ülkelerini büyüleyenler arasında İsrail önemli bir yer tutmaktadır. İsrail Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: