Perşembe , 19 Ekim 2017

Giriş » Yorum » Afrika Cahillerine Açık Mektup

Afrika Cahillerine Açık Mektup

24 Şubat 2013 Kategori: Yorum A+ / A-

Türkiye’nin Afrika açılımı bir çok alanda taşları yerinden oynattı. Oysa Türkiye’nin Afrika ile ilgisi ve ilişkisi yeni değil. Türk milleti, çok uzak olarak kabul edilen bu kıtanın en azından kuzeyi ile asırlarca ortak bir tarihi paylaşmış; batı ve doğusu ile de tarih içinde pek çok ilişkiler geliştirmiştir. Bu konuya yerli ve yabancı arşivler, belgeleri ile şahitlik etmektedirler. Meseleye “ama …” diyerek başlayıp, bu ilişkilerin Osmanlı asırlarında olduğunu söyleyerek bugün ile ilişkilendirilemeyeceğini iddia etmek de mümkündür. Zaten taşları yerinden oynatan da bu anlayış olsa gerektir. Halbuki içinden geçtiğimiz mevcut süreç; dünyanın küçüldüğü, ülkeler arası ilişkilerin yeniden tanımlanmaya başlandığı bir süreçtir. Hemen herkes geçmişteki ilişkilerini en süslü ifadeler ile güncellemeye çalışırken Türkiye’nin buna seyirci kalmasını beklemek ne kadar doğru olur?

Türkiye, nüfusu ve sahip olduğu beşeri kaynakları ile bütün dünyaya ilgi duyabilecek yeterliliğe sahiptir. Zaten bu küresel ilgi uzun zamandan beri tabii bir şekilde gelişmiştir. Eskiden uzun uluslararası yolculuklarımızda uçakta nerede ise hiçbir Türk’e rastlamaz iken bugün hemen her yöne giden uçakların yarısını Türklerin doldurduğunu müşahede ediyorsak ülkemizin insanının ulaştığı seviyeyi inkar etmek yanlış olacaktır. Türk Devleti’nin global ilgisi de aslında bu tabii gelişmenin bir sonucudur. Maalesef Türk Devleti’nin zaman içinde kazandığı hantal yapı ve atalet O’nu adeta kendi sınırlarına hapsetmişti. Geçmişteki bu durumu tabii imiş gibi benimseyenler bugün yaşanan gelişmeleri kabullenmekte zorlanmaktadırlar.

Türk insanının küresel uyanış serüvenini maceraperestlik olarak niteleyenler maalesef dünya tarihini okumaktan acizdirler. Elbette dış politika yapıcıları tenkit edilebilir, onların eksik bıraktıkları veya yapamadıkları eleştiriye tabi tutulabilir; ve bu yapılmalıdır da. Ancak atılan her adımın altında bir “bit yeniği” arama sevdası çağdaş bir zihniyetin ürünü değildir. Asırlarca Afrika’yı sömüren Fransa; Afrika ve Asya’yı sömüren İngiltere, bir an olsun ilgilerini bu coğrafyalardan uzak tutmamaktadırlar. Kendi aralarındaki tarihi rekabeti bir tarafa bırakarak, çoğu kere dayanışma içinde, buralardaki menfaatlerini sürdürmek için her türlü siyaseti hayata geçirmektedirler. Üstelik her birinin bu bölgelerde yığınla sabıkası varken…

Fransa ve İngiltere eski sömürgelerinden geri çekilirken bile bilgi kaynaklarını bu bölgelerde bırakmış; araştırma kurumları, üniversitelerin ilgili birimleri vs. ile bilgilerini daima güncel tutmasını becerebilmiştir. Türkiye’de bu tür kurumsal bilgi üretim merkezleri oluşmadığı gibi, bireysel olarak ilgi duyanlara da yeterli destek sağlanmamıştır. Ancak Türk entelektüeli (!) sırçalı köşkten ahkam kesmeye devam etmiştir. Düşünün, Afrika’nın hiçbir yerini bilmeden, miadı dolmuş ansiklopedilere dayanılarak ne kadar çok yazı yazılmıştır ve hâlâ yazılmaya devam etmektedir. Hayatında bir kere olsun gitmediği veya gitmeyi hayal bile etmediği Kuzey, Batı, Doğu ve hatta Orta Afrika hakkında ne kadar da çok laflar üretmiştir. Entelektüelimizin Afrika bilgisi National Geographic’teki belgesellerden öteye gitmez iken, bir de kalkıp siyaseti yönlendirmeyi hedeflemektedir. Onların aklındaki Afrika sadece safariler ülkesidir. Oysa hakikat bambaşkadır.

Sorulması gereken en önemli soru, bugüne kadar neden bilgi üretemediğiz iken, bugünlerde, ORDAF’ı da ilgilendiren anlamsız bir tartışmanın içinde bulduk kendimizi. Derneğimizin başkan yardımcısı olan Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın Çad büyükelçiliğine atanmasının akabinde bu durumu hazmedemeyen kesimler tarafından eleştiri konusu yapılmasından söz ediyoruz. Prof. Dr. Ahmet Kavas, Afrika’da büyükelçi olmak için eğitilmedi (kaldı ki Türkiye’de bu şekilde eğitilen bir büyükelçi de yoktur) fakat Kuzey ve Batı Afrika’yı anlayabilmek için bir ömür harcadı. Lisans eğitiminden sonra bu ülkeler için en fazla bilgi üreten ülke olan Fransa’ya gitti ve orada bu alanda eğitim aldı. Türkiye’ye döndükten sonra da çalışmalarını sürdürdü ve alanında pek çok eser ortaya koydu. Birçok kimsenin aklına gelmeyen konulara dikkatleri çekti. Bilimsel mesaisini olduğu kadar gönlünü de bu alana teksif eden sayın büyükelçi Ahmet Kavas hiçbir zaman içinden geçenleri de saklamadı. Özellikle sömürgeciliğin toplumlarda açtığı derin yaralara parmak basan çalışmaları ile hem ülkemizde ve hem de Afrika’da tanındı. Yaptığı çalışmaların hiçbirisi bir makam ya da şöhret elde etme kaygısı taşımıyordu. Her şeye müktesebatı ile bakmayı itiyat edinmişti. Onun bu duruşu, bilim çevreleri ve hatta medya tarafından da takdir edildi. Bir Afrika ülkesinde, O’nun kadar, ülkesini temsil etmeye acaba kaç kişinin hakkı vardır?

Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın Çad büyükelçiliğine atanmasının akabinde, başta Mali olmak üzere Batı Afrika’daki gelişmeleri sosyal medyada, yine kendi üslubu ile, değerlendirmesi kimilerini rahatsız etti. Bu rahatsızlığın sebebini bizim izhar etmemiz gerekmez ama bu infialin sebebinin onların Büyükelçi Ahmet Kavas’a olan buğzlarından değil; midelerine kadar atılmış çengellere karşı duydukları sempati ve besledikleri sevgiden kaynaklandığını söylemek gerekmektedir.

Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın, Fransa’nın Mali operasyonlarına karşı, sosyal medyada paylaştıkları, yeni fikirleri değildi. Üstelik daha önce müteaddit defalar dile getirmişti. Söylediklerinin hiçbiri bir ülkeye karşı düşmanlık uyandırmak amaçlı değildi; bilakis bu fikirler, akademisyen tecessüsünün ürünü idi. Yani O’nun yeni görevi ile de hiçbir ilgisi yoktu. Ama kimileri rahatsız olacak ki; hemen kulaklarını, kalemlerini, ve hatta gönüllerini kiralayarak saldırıya geçtiler. Aslında Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın söyledikleri sadece kendi fikirleri değil, aynı zamanda mensup olduğu ORDAF’ın da fikirleri sayılmalıdır. Bu vesile ile bu düşünceleri bir kere daha ORDAF olarak teyit ettiğimizi bildirmek istiyoruz.

Hesapların bu kadar açık görüldüğü bu dünyada mazlumların arkasında durmak kadar tabii bir şey olamaz. Asya ve Afrika’da, özellikle Müslüman unsurların çoğunlukta olduğu yerlerde her gün binlerce insan ölüyorsa, bu duruma sessiz kalmak ya da bu gerçeği diplomasi dili kullanarak hafifletmek bir vicdan meselesidir. Ortada hiçbir garipliğin olmadığını ve bu olayların sadece o toplulukların iç dinamiklerinden kaynaklandığı söylemek ise tam bir safdilliktir.

İsterseniz Sayın Ahmet Kavas’ın söylediklerini hatırlayalım. Kavas, Fransa’nın Mali operasyonu başlamadan birkaç ay önce, Mali’de iç kargaşa esnasında yaşanan göç dalgalarını yerinde görmek ve uluslararası kuruluşları uyarmak için Mali’ye gitmişti. Geri döndüğünde anlattıklarına göre, 1 milyon kadar insanın göçmen duruma geçtiği felaketten sonra Fransa ve hiçbir uluslararası kuruluş harekete geçmemişti. İnsanlar kendi yaralarını kendileri sarmaya çalışıyorlardı. Ama siyaseten de bölge bir cadı kazanına dönmüştü. İktidarı seçimle terk etmeye hazırlanan devlet başkanına karşı bir darbe yapılarak her şey alt üst edildi. İşte yakinen bu bilgilere sahip olan Prof. Dr. Ahmet Kavas sosyal medyada Fransa’nın Mali operasyonundan söze derken “… Fransa 100 yıl sonra ordusu ile bölgeye yine geldi. Önce medeniyet için, şimdi terörist Müslümanları avlamak için.” ifadelerini kullandı.

Bu ifadeler bir tespittir. Üstelik Fransa’nın da inkar etmediği ve hatta ilan ettiği bir gerçektir. Nitekim eğer bu operasyonlar basit ve sıradan birer operasyon olarak görülseler idi hemen arkasından Fransa Devlet Başkanı’nın ve Savunma Bakanı’nın birer kahraman edası ile orada ne işleri olabilirdi? Ahmet Kavas bir başka mesajında, bu ziyareti, Fransa’nın bölgenin altın, uranyum vs. madenlerine duyduğu ilgiye bağlamaktadır. Bunu Fransa hiç saklamamaktadır. Hatta Fransa’nın kimi yayın organları bu tamahkarlığa karşı da tepkilerini ortaya koymuşlardır. Kısa bir süre önce ORDAF’ın Nijer inceleme gezisinde Prof. Dr. Ahmet Kavas ile birlikte, dünyanın en zengin uranyum kaynaklarına sahip olan ülkesinin içler acısı durumuna şahit olduk. İnsanlar yok olmakla karşı karşıya gelmiş, kendi kaynaklarının varlığından bihaber açlığa ve susuzluğa mahkum edilmişlerdir. Su, enerji ve yol yok; ama Fransız-Amerikan ortaklığında işletilen uranyum madenlerini taşıyan kamyonlar için yapılan özel güzergah canlı. Bu gözlemlerin sahibinin hangi ifadeleri kullanmasını beklerdiniz? Fransızlardan fazla Fransızlaşmak ne anlama gelmektedir?

Menfaate dayanan ilişkilerin ardında yatan bütün gelişmelerin mutlak masumiyetine inanmak ancak tarih bilgisinden yoksun ve balık hafızalı insanlara mahsustur. Çok derin tarihi bilgiye gerek yok; dünyada 1990lı yıllardan sonra yaşananları gözlemlemek bile bu yargıyı anlamak için yeterlidir. Dünya Avrupa’nın burnunun dibinde Bosna-Hersek’te yaşananları seyretmedi mi? Afganistan’da savaştırılan gençler sonradan bütün Müslümanlara zarar veren ölüm makinelerine dönüştürülmedi mi? 2003 yılında son Körfez Harekatı öncesinde BM sahte fotoğraflar ile yönlendirilmedi mi? Saddam’ın sarayından beklenen kimyasal silahlar ortada yok ama bugün silah tüccarlarının sağladığı silahlar ile her gün Irak’ta kaç masumun kanına girilmektedir? Bütün bunları çoğu kere yeri, yurdu, lideri ve ideolojisi belli olmayan bir kısım örgütlerin yaptığına inanmak ne kadar kolaycılıktır? ORDAF olarak hangi isim altında olursa olsun (El Kaide, Boko Haram, Ensaruddin vs.) bu işleri yürütenlerin “terörist” olduğunu her zaman ilan ettik. Ancak herkes bilmektedir ki bunlar terörün taşeronlarıdır. Peki asıl patronlar nerede? Bu yüzden herkes eteğindeki taşları dökmeli, başındaki külahını önüne koyup düşünmelidir. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Monşerlik adına, diplomasi adına, sahte dostluklar adına daha ne kadar masumun kanının akmasını seyredip susacağız? 

Zekeriya Kurşun

Zekeriya Kurşun

Prof. Dr., Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde öğretim üyesidir. Osmanlı dönemi Arap coğrafyası ve Orta Doğu'nun yakın dönem siyasi tarihi üzerine Arap ve Avrupa ülkelerinin arşivlerinde araştırmalar yaptı. Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri (İrfan Yayınevi, 1994), Necid ve Ahsa'da Osmanlı Hakimiyeti: Vehhabi Hareketi ve Suud Devleti'nin Ortaya Çıkışı (Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1998), Basra Körfezi'nde Osmanlı - İngiliz Çekişmesi: Katar'da Osmanlılar 1871-1916 (Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2004) gibi kitaplara imza atan Kurşun'un, birçok ortak çalışması bulunuyor. Tarihten günümüze Türk-Arap İlişkileri ve Kuzey Afrika hakkında akademik çalışmalarını yürüten Kurşun, öğretim üyeliğinin yanı sıra Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği'nin (ORDAF) Başkanlığı görevini yürütüyor.
Zekeriya Kurşun
Afrika Cahillerine Açık Mektup Reviewed by on . Türkiye’nin Afrika açılımı bir çok alanda taşları yerinden oynattı. Oysa Türkiye’nin Afrika ile ilgisi ve ilişkisi yeni değil. Türk milleti, çok uzak olarak kab Türkiye’nin Afrika açılımı bir çok alanda taşları yerinden oynattı. Oysa Türkiye’nin Afrika ile ilgisi ve ilişkisi yeni değil. Türk milleti, çok uzak olarak kab Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: