Pazar , 20 Ağustos 2017

Giriş » Belge-Tarih » 80 Yıl Önce Kerkük-Musul

80 Yıl Önce Kerkük-Musul

13 Temmuz 2014 Kategori: Belge-Tarih A+ / A-

Osmanlı dağıldıktan sonra eski Osmanlı eyaletleri birer birer manda yönetimine girdiler. Zaten I. Dünya Savaşı’nın amacı da bu değil miydi? Türkiye kendi İstiklal mücadelesini verdi ve yeni bir dünya inşa etmeye kalkıştı. Ancak Kerkük, Musul, Bağdat gibi esasında Türkiye’nin ayrılmaz parçaları -eskilerin deyimi ile cuz’un lâ yetecezzası- emperyalizmin kucağında kıvranmaya başladı. 1934’teki Ankara’dan Bağdat’a yaptığı seyahat izlenimlerini küçük bir kitapçıkta yayımlayan Selahattin Emin’in kaleminden Kerkük ve Musul’u hatırlatmak istedik.

Musul Vilayeti Haritası, Osmanlı Atlası

Musul Vilayeti Haritası, Osmanlı Atlası

KARATEPE, KERKÜK, MUSUL

Bağdat’a döndükten bir müddet sonra Selmanıpak ve Kût civarını gezdik ve birkaç gün Deliabbas, Karatepe taraflarında dolaştık.

Karatepe, küçük bir Türk kasabasıdır. Bütün halk Türkçe konuşuyor. Evine misafir olduğumuz münevver bir yerli, oraları hakkında bize malûmat verdi: Türkiye’ye canla bağlı olan Karatepe, son senelerde bizden yüz çevirmiştir. Yeni Türkiye buralarda artık Şeyh Sait gözlüğüyle görülüyor. Irkdaş yüzünde yalancı tebessüm, bize bir hakaret kadar ağır geldi. Fakat avluda peykelere oturmuş, kaba saba giyinmiş köylüler arasında kara Şii sarığı, bu uzak duruşu izâh ediyor: Necef’te Şii softa yetiştiren medreseler, son senelerde en kuvvetli propagandacılarını Türk mıntıkalarına yolluyorlar ve 10 yıl evvel %95 Sünni olan buraları, bugün %95 Şii’dir. Lâkin artık Şii hoca, vaazlarına imam Ali’nin zülfikarından değil, Türklerin şapkasından başlıyor ve Diyarbekir’e demir yolu yapan rejim, kara derili bir vahşi gibi meydanlarda linç ediliyor.

İngiliz İşgalinin İlk Yıllarından Kuzey Irak Etnografik Haritası

İngiliz İşgalinin İlk Yıllarından Kuzey Irak Etnografik Haritası

Karatepe’de bir yek İngiliz göremezsiniz. Fakat o, kullarını görmeğe çıkan tebdil bir Şark sultanı gibi, hergün buradadır, ve bu kerpiç evlerin arasında, Lahor sokaklarındaki adımlarla dolaşıyor.

Kânunisani girdi. Bağdat’ta şömineler yanıyor. Artık memlekete dönmek zamanı yaklaştı. Ve bir akşam bindiğimiz tren, ertesi sabah bizi Kerkük’e bırakıyor.

Kerkük de tam bir Türk şehridir. Dairelerde resmi dil bile Türkçe. Orada kaldığım bir kaç gün içinde bilhassa muallimlerle temas ettim. Bunlar, Türkiye’nin attığı geniş adımları cezbe içinde takip ediyorlar. Fakat bakışlarında terkedilmiş insanların hüznü var.

Bizi çok seven mutasarrıfı ziyaret ettiğimiz zaman yanında (müşavir-i idari) vardı. Fasih bir Arapça konuşan bu Britanyalı, sahnenin arkasındadır. Fakat Sünni ve Şii mücadelelerini idare eden iplerin onun elinde olduğunu, İngiliz emperyalizmini yakından tanıyan bizler, iyi biliriz.

Buralarda istilânın bugünkü en yakın gâyesi, Irak’ı Hindistan’a benzetmektir. Memlekete asfaltı bile İngiltere’den getirerek, iktisat kanallarını körelterek, halkı ne kadar kabilse o kadar fakirleştirerek, en karışık yollardan sabırla metanetle gidilen yol budur. Şii mezhebini bir kalkan gibi Toroslara karşı tutmak, Türklerle meskûn olan yerler içindir ve bu, yedi başlı suikastın yalnız bir silahıdır.

Kerkük’ten Musul’a giderken, sönmüş bir yanardağ tarlasını andıran büyük petrol mıntıkasında birçok kuyular gördük. Buralara dikilen siyah bacalar, yalnız tekniğin zaferi değil, istilânın da bayrağı idiler. Musul’dan Hayfa’ya döşenen demir borudan, petrolle birlikte şeref ve istiklâl aktığını gördük.

Petrol kuyularının civarında ebedî bir ateş var. Bu, yüzlerce seneden beri yanan ve söndürülemeyen bir petrol damarıdır. Bu ateş, asırlarca Osmanlı ülkesinde boş yere yandı. Bugün aynı ateş emperyalizmin piposunu yakıyor. Kötürüm saltanat bu renk renk kayaların yalnız üstünde, ve buralarda yalnız âsî te’dip ederek dolaştı.

Musul’da on gün kadar kaldım. Burası da sokakları asfaltlaşan eski bir Asya şehridir. Bizden kopan bu sokaklar, metruk bir mezar sandukası gibi, senelerin tozu altında kalmışlardır. Çarşıda bir dükkanın duvarlarında hala asılı duran Abdülhamit’in  ve Kayzer’in resimlerine uzun uzun baktım. Buraya daha meşrutiyet bile tam manasıyla girememiştir…

……….

Fakat, bütün bu karanlığa rağmen, Iraklının gönlünde duyduğu Türk ve karakter  sempatisini Musul’da çok yakından tanıdım. Askeri ve sivil mahfillerde, her akşam bir ziyafet sofrasında konuşuyorduk. Bu konuşmalar biraz kapalı, fakat gönülden gönüle idi.

Musul’daki münevver Iraklı, Bağdatlıdan daha özlü ve daha kuvvetlidir. Sanki yakın Türk hududundan gelen yayla havası, onları bir bahar diriliği içinde tutuyor.

Bu arkadaşlar istilâyı, yalnız etlerinde değil gönüllerinde ve kafalarında da hissediyorlar ve Iraklının kuvveti bu noktadadır. Geceleri Bağdat ile konuşan yabancı telsiz, onlar için artık esatirî bir kuvveti temsil etmiyor. Onlar bir günün geleceğine ve zafere inanıyorlar. Ve asıl o zaman hudut komşularına bakmak, onlara en büyük ümidi veriyor: Türk sevgisi Musul’da, memleket sevgisiyle iç içe yaşıyor.

Bazen çok uzun süren konuşmalarımızda, onlara, muhtelif vesilelerle şunları söyledim:

İnsan olarak şarklı, bir garplıdan çok yüksektir. Fakat bizi sefaletin her türlüsüne sürükleyen görünmez kollar var. Şark paslı zincirlerini kıracak ve ışığa çıkacaktır.

Garbın makinesini alacağız. Garp, bize insanlıkta değil, fabrikada üstün geliyor. Biz, demir tankı, demir tankları yapabildiğimiz gün yeneceğiz. Fakat onu “emekleyen beşeriyet” müzesine götüreceğiz, ve insanlığı ayağa kaldıracağız.

Makineyi alan ve insan kalan Şark, beşeriyetin büyük ideali bu olacaktır.

Bizim eski medeniyetlerimizi, el tezgâhlarımızı topa tutan demir yendi. Fakat bizim demirimiz onların kolunu bükecektir. Harp sonrasının asırlara sığmayan tarihine bakınız: Karakter ve kahraman, artık Şark inhisarıdır. Yüz milyonlarla esir dizin önünde büküldüğü asırlık City, politika sarayında usta diye bir canbaz oynatıyor. Garbın en kültürlü milletleri kahraman diye birer Kabakçı Mustafa verebildiler. Fakat ne Citynin usta canbazı, ne de eli kalkanlı ortaçağ kahramanları çöken Garbı kurtaramayacaktır.

….

Selahattin Emin, Ankara, Lübnan, Bağdat, Seyahat Notları, Matbaai Ebuzziya İstanbul 1934, s. 55-61 arasından

80 Yıl Önce Kerkük-Musul Reviewed by on . [su_note note_color="#c2c2bf"]Osmanlı dağıldıktan sonra eski Osmanlı eyaletleri birer birer manda yönetimine girdiler. Zaten I. Dünya Savaşı’nın amacı da bu değ [su_note note_color="#c2c2bf"]Osmanlı dağıldıktan sonra eski Osmanlı eyaletleri birer birer manda yönetimine girdiler. Zaten I. Dünya Savaşı’nın amacı da bu değ Rating: 0

Leave a Comment

scroll to top
%d blogcu bunu beğendi: